Şairler kavanozları açıyor, sözcükleri parmaklarıyla yokladıktan sonra ya ağızları iyice sulanıyor ya da burun kıvırıyorlardı. Şairler tanımadıkları sözcüklerin peşindeydiler, aynı zamanda tanıdıkları ve kaybettikleri sözcükleri de arıyorlardı. Sözcükler evinde bir renkler masası vardı. Renkler kendile- rini büyük musluklardan sunuyor, her şair ihtiyacı olan rengi oradan alıyordu: limon sarısı ya da güneş sarısı, deniz mavisi ya da duman mavisi, mühür kırmızısı, kan kırmızısı, ...
Çünkü haberin doğruluğu, öncelikli olarak haberi nakledenlerin doğruluğu ve onların ahválinin bilinmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle İslâm'ın ilk yıllarından itibaren haberin kaynağı soruşturulmaya başlanmıştır. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler de bunu teşvik edici olmuştur.