“Sahte benliğine duyduğu tutkulu hayranlığı hem başkalarını sevmesine, hem de -görünenin aksine- bütünüyle ona emanet edilen tek insanı, "kendini" sevmesine engel olmaktadır.”
Çünkü bize canlılık veren, yaşamımıza derinlik katan ve bizi belli düşüncelere kavrayışlara yönelten yalnızca iyi ve güzel olan duygular, "hoşa gidenler" değildir; çoğu zaman özellikle bizi tedirgin eden o uyumsuz, kaçmaya çalıştığımız duygulardır: Çaresizliğimiz, utançlarımız, kıskançlıklar, şaşkınlıklar, öfkeler ve derin bir yas.
....ve bu kez de -yaşıtları veya kız/erkek arkadaşı tarafında kabul edilmek ve sevilmek için- yeniden gerçek benliğini inkar eder. Aslında bu bunalımı davet etmekten başka bir şey değildir. Çünkü bu insan yetişkinliğinde de "kendi olamaz", "kendini tanımaz" ve "kendini sevmez".
Kişi bunalımlar ve yatıştırıcılar olmadan yaşamak istiyorsa, dayanağını kendi benliğinde, dolayısıyla gerçek ihtiyaçlarına ve duygularına ulaşmakta bulmalı ve kendini özgürce ifade edebilmelidir.