Merhabalarrrr
Sam, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmaya çalışan bir arkeoentomolog olarak yaptığı çalışmaların ardından Kuzey Carolina'daki annesinin yanına döner. Fakat karşısına çıkan manzara, hafızasındaki evden çok farklıdır. Bir zamanlar hayat dolu olan annesi artık sürekli tedirgin, korkularının içinde yaşayan biri hâline gelmiştir. Evin içindeki soğuk ve yabancı atmosfer geçmişteki huzurlu aile bağlarının yerini büyük bir huzursuzluğa bırakmıştır. Üstelik yıllar önce hayatını kaybeden baskıcı anneanne Mae'nin hâlâ bu evde bir etkisi varmış gibi hissettiren davranıslar, Sam'in kafasındaki soru işaretlerini daha arttırır.
Bahçede bulunan garip nesneler, evin çevresinde dolaşan akbabalar, geceleri duyulan tuhaf sesler ve annesinin açıklanamayan hareketleri Sam'i giderek daha büyük bir gizemin içine çeker. Arkeolog kimliğiyle geçmişin kalıntılarını araştırmaya alışkın olan Sam, bu kez kendi ailesinin geçmisinde saklanan karanlık sırlarla yüzleşmek zorunda kalır. Özellikle bahçedeki gül ağacının altında bulunan kavanoz dolusu insan dişi, bu evin göründüğünden çok daha farklı bir hikâyeye sahip olduğunu ortaya koyar.
Kitabın kapağı ve arka kapak tanıtımı bende büyük bir merak uyandırmıştı, konusu da oldukça ilgi çekici görünüyordu; aile sırları, geçmişle yüzleşme ve hafif ürpertici olatlar güzel bir atmosfer oluşturabilecek bir potansiyele sahipti. Ancak okuma sürecinde aynı etkiyi bulamadım. Hikâyenin ilerleyişi beklediğim kadar akıcı değildi. Yazarın anlatımı zaman zaman fazla detaylara girerek ana olaydan uzaklaşmıs ve kurgunun temposunu düşürmüş gibi hissettirdi.
Bazı bölümlerde atmosfer oluşturma çabası güzel olsa da olayların ilerlemesi ve karakterlerin işlenişi bana yeterince güçlü gelmedi. Çeviriden mi yoksa yazarın anlatım tarzından mı kaynaklandığını