Adalete inanıp inanmadığımı öğrenmek istiyor. Sorusu hakkında düşünüyorum. Aklıma bir köpeğin görüntüsü geliyor. Çok uzun zaman önce ölmüş bir köpek. Altı ya da yedi yaşındayım. Mahalledeki bir çocuğun elindeki bilyeyi kapmışım. Güzel bir bilye hoşuma gidiyor, üzerinde mavi ve gri tonda çizgiler var, fırtınalı bir denizi çağrıştırıyor. Daha güçlüyüm ve elinden alıyorum. Diğer çocuk ağlayıp bağırıp velvele koparıyor. Araya bir yetişkin giriyor. Tavrı yumuşak, sesi babacan. Bir köpeği var. Siyah renkli bir pittbull. Bana bilyeyi çaldım mı diye soruyor. Pittbulu gözlerime bakıyor. Asık suratlı. Gövdesi kaslı. Kurtulamayacağımı anlıyorum. Yanlışımı kabul ediyorum. Bilyeyi geri veriyorum. Adam beni oyunda kazandıklarımı da çocukla paylaşmaya zorluyor.
İşte adalet bu. Seni boğazından yakalamaya hazır bir köpek. Tabii aran iyi değilse. Onu ara sıra okşar, ağzına bir kemik verir ya da bacağını becermesine izin verirsen, ancak o zaman kendini güvende hissedersin. Tabii en iyisi tasmanın senin elinde olması. O gün kendime büyüdüğümde o adam gibi olacağım diye söz vermiştim. Yanı başımda bir pitbulla dolaşıp etrafa babacan öğütler dağıtacaktım. Ama sonunda o köpek oldum. Şikayetim yok.
...kim kesin olarak bir şeyin ne zaman başladığını söyleyebilir ki.
Önemli olan bir hikayenin ne zaman bittiğini söyleyebilmek.
Ve benimki şu an bitiyor.