aramak ve kaybetmek üzerine
"Kendine bakan kendim olarak, aynanın lekeli yüzeyinde bir yüz olarak görmüyorum kendimi, bir dağ sırtındaki bağımsız bir gözlemci gibi, uzak, anıtsal, eleştiri ötesi doğanın rasgele tasarımını seyrediyorum."
Ayrıntılara Aşık Adam, Alberto Manguel
İnceleme sayılmayacak bir inceleme olduğunu ilk elden bildirmeliyim sanırım. Daha çok bir kayıp ilanı yazacaklarım daha doğrusu niteliksiz bir kaybetme kılavuzu girizgahı. "... a gidersen aradığın her şeyi bulabilirsin," diyor bir arkadaşım. Bu cümle beni rahatlatmaktan ziyade tedirgin ediyor, tesadüfün gizemli kıvrımlarına tutunamayacaksam nereye doğru ilerliyorum ki? Hem kim aradığı her şeyi bulmak ister ki:) Taşınma işlemlerimi henüz bitirdiğim için annemi arayıp boks eldivenlerimi soruyorum, hiçbir yere sığmadı burca kaldırdım diyor. Böylece bütün hınç, kin ve düşmanlık duygularım çeyizime kaldırılmış oluyor. Evde arayıp bulamadığım çok şey var, en başta kendim belki. Bavula sığmayan hikayeler. Gerçi bavullar mı kaldı artık nakliye var atarsın belleğe sürüklenir seninle. Evde olmayan kendimi sokaklarda izliyorum. Tanımadığım insanların yüzlerini gazetelerden kesilmiş resimler gibi tanıdıklarım değiştiriyorum. Anıların yok olma biçimidir bu belki de. Benzeyen bir doku, ses veya mimik bulduğumda XOX oyunu gibi üzerine hayali çizgiler çiziyorum. Yollarda da aynı şey. Tüm bu saçma fikirler nerden mi çıktı, kitabın teması buydu. Okuduğum kitaplar bende iz bırakmaktan çok yer edinir, bu kitapta da kendimi hiç tanımadığım insanların arasında buldum. Sizi tanıyan insanlarla hikayeniz nereye kadar devam eder, tanışıklık döngüsü nerede biter hiç düşündünüz mü? Hikayesine tanık olduğunuz birini arada sırada düşler misiniz? Doğru tahmin ettiniz, boş bir zihnin çalışma şekli bu minvalde ilerler.