tabula rasa

Puan vermedi·168 syf.··
2023 30. kitabı
Pek inceleme sayılamayacak bir incelemeden, merhaba. Kitapla ilgili daha fazla bilgi edinmek için diğer incelemelere göz atmanız yararınıza olacaktır. Eser, bir dede ile torun arasında geçen kısıtlı bir süreyi mizahi bir dille anlatıyor. Bir yandan da çizer olan dede okuyucuya hayatını resmediyor ama bilinen şekliyle değil, hatıra ve hafızayı bir eskiz çeşitlemesi içinde göz önünde sürüyor. Benden uyandırdığı izlenim şu oldu, tüm olabileceklerimizin izdüşümünü sayfaları çevirdikçe birer hayalet portre olarak seyretmekteyiz. Bu, hem kitap için geçerli hem de okuma eyleminin kendisi için. Öğle arası oturmuş iş arkadaşlarımı dinliyorum. Planlar yapılıyor, hedefler belirleniyor, her şey bana çarpıp geçiyor. Ben de hiçbir yere ve hiçbir şeye dahil olmamanın sakin kayıtsızlığını düşünüyorum. Bir anda aklıma geliyor hayata tutunduğumuz şeyler diyorum ya da elimizden kayıp gidenler. Hayır bir tespit yapmak değil niyetim. Tutunduğumuz şeyler de bize tutunuyor sanki. Bir anda üzerinden bir hayli zaman geçmiş bir karikatürüme rastlıyorum; o da aynı şeyleri söylüyordu. İçimden geçenler ya da içinden geçtiklerim. Bunların hepsi irili ufaklı birer karakalem çizim. Ve sayfa karalandıkça ortaya farklı farklı portreler, manzaralar çıkıyor. Zammanla geriye yaslanıp insan şunu soruyor; bunlardan hangisi benim. Hepsi ve hiçbiri. Yaşamaya devam ettikçe yılankavi kabuklardan arta kalan düşüncelerimiz duygularımız ve geriye ne kalmışsa onunla boyadığımız tablolardan oluşan kişisel bir sergi alanında döner dururuz.
ŞakaDomenico Starnone · Sahi Kitap · 2021271 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·152 syf.··
2022 10. kitabı
Bu incelemeyi, pek de inceleme denemez; karalamayı önceden tasarlamıştım. Kaplumbağa kabuğu evler arasından toz hüzmesi olarak süzülürken. Sonra araya zaman girdi bir şeyler sayıklayıp kenara atmışım. Kim bilir ne demek istedim. Acil gerçekliğime dönmeden bir bakayım. Dönmem mümkün mü onu da kestiremiyorum esasen. "Her şeyi hesaba katarsak, nesneleri bir perde arkası olarak algıladım. Bana her yerde eşlik eden bir sahne olarak dünya fikir: Hayat sanki hüzünlü ve yapay bir performansın ortasında gözler önüne serilecekmiş gibi görünüyordu. As­lında, donuk bir dünyanın sıkıcı görüntüsünden kurtulmanın tek çıkar yolu, onu tumturaklı ve modası geçmiş bir tiyatro olarak görmekti." (Dördüncü Bölüm) Sana değil aynada arkanı döndüğün kişiye güvenmiyorum. Arkamı dönerek kendime, bu cümleyi söyledim.Geçen yıllarda eve dönerken, pencerelerde yokluğumu seyrettim, hoş evde olduğumu görsem daha büyük çılgınlık ama olduğum, olacağım yokluk aynamda bir çatlak arıyordum. Bir perdenin ardından bir başka dünyayı dikizler gibi. Burada her şey mümkündü. Neşenin ve kederin yoldaşı karga sürüleri, öğleden sonrasının can çekişen güneşiyle dalgalanan siluetler ve gölgeler. Belki de gölgelerin bir gölgesiydim veyahut gölgelerin kovuğunda titreşen bir yaprak. Olmayalı beri dünyasi. Yok olan ve birleşen toz parçacıklarının bir momentumu. Tüm bunlar kulağa delice gelebilir ama değil esasen hangimiz bir kaçış yolu aramadık ve gercekten bulabildik mi? Üstelik çoğumuzun baskalarının hayatındaki varlığı yokluğuyla belirgin ve el işi kâğıdından oyulmuş bir boşluğun hayaletleriyken. Sınırlının dünyasından sınırsıza doğru samanyolu merdiven. Peki bu kaçışlarin tahayyülü sadece bir patikanin etrafında mı döner, tavşan deliğinden atlamalı mıyız? Hayır ne tavşan olmak ne tavşanlığa ihtiyaç duymak
Acil Gerçekdışılıkta MaceralarMax Blecher · Jaguar Kitap · 2018263 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2016 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2016 19:57
"Eviyenin üzerine eğilirken aklıma bir fikir geliyor:Traudel’in güllerin solmasını günlerce izlediği gibi, ben de balkondaki pantolonumun eprimesini izleyeceğim." Bazen sadece asılı bir nesne olmak istersiniz, teki asla bulunamayan bir çorap, delik deşik olmuş bir atlet ya da boşluğa uzanıp tıslayan bir kemer. Ama asılı olmak, baş aşağı. Tepeden tırnağa tersine imgelere boğulmak, çünkü çoğu zaman olan bu değil mi? Bu dileğimiz çok da yanlış değil veya tastamam hayal ürünü sayılmaz çünkü hepimiz bir şekilde tarladaki korkuluk misali süsleniriz, erdemle ve zorunlulukla. Hatta iç organlarımızda bir sancıyla zincirlenmişizdir. Aheste gezinen bir el bağırsaklarımızda korkuyu okşar, karaciğerimizde beş para etmezlik cirit atar, safra kesesinde intikam birikir, ödü bütün dürüst davranışların. İnsan bir askılıktır, hepsi bu. Üzerine ne asarsanız onu tartar. Zamanla onunla bütünleşir, hatta Tarçın Dükkanları daki babanın mobilya ilminde ustalaştığı gibi yükselir nesnelerin üstünde, madeni tiksintiler uyandıran melodik bir alışverişe girer. Hiç bir odunun konuştuğunu görmediniz değil mi ama konuştuğunda gırtlağının ötesinde odun, çamur ve yapraklarla tıkanmış kirli bir göl saklayan insanları tanıyorsunuz değil mi? İnsana biçtiğimiz değerler, zayıf bir iskelet prototipine isimler atfederek bir halt bildiğimizi farz etmekten ibaret, göstergesel bir kaftanın altına tüm ezik kemikleri, çürümüş, pörsümüş etimizi sığdırabiliyoruz sanıyoruz. "Pantolonu balkona asacağım ama onu oradan bir daha (ya da uzun bir süre) almayacağım; çünkü pantolonun havanın, iklimin ve tozun etkisiyle yavaş yavaş çözündüğünü, sonra da (öyle hayal ediyorum) yine doğanın bir parçası haline geldiğini görmek istiyorum." Epriyen, çürüyen, kokuşan pantolon değil, kişiliklerimiz. Paha biçilmez bir kumaşta bir ip kaçar da
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma
salaklık üzerine bir deneme
Puan vermedi·224 syf.··
2021 212. kitabı
Merhaba, kitabın incelemelerini okuduktan sonra farklı bir açıdan bir inceleme yazmaya yelteneceğim, tabii mümkün olduğunca. (zira incelemelerim pek iç açıcı sayılmaz) Uzun bir yolculuktan sonra, eve girince ilk işim koştur koştur yeni aldığım perdeyi takmak oldu. Perdeler gizleme aracı mı yoksa korunma mı? Her insan bir parça olsun mahremiyeti tatmak ister göz kapaklarının altında, bu açıdan perdeleri bir evin titreşen kirpikleri sayılmaz mı? Bunun konumuzla ne ilgisi var diyeceksiniz, nasıl söylesem kitabı bitirdiğimde; zeki olmaya zorlanmasak eh fena insanlar değiliz aslında dedim kendi kendime. Zeki olmak yani illaki bir dahi olmak mı, hayır gizlediğimiz kırılgan yanımızla tanışmak sanırım en doğru ifade. Kitap iki kadın arasında kalan bir adamın hayatını anlatıyor kaba taslak ve bunu da biçim ve form üzerine yaptığı vurgularla zenginleştiriyor. Ana karakter Alexander bir mimar ve eşi de. Bu sebeple tüm ifadeleri ve hatta kararları bedelini ötelediği ve içinden çıkamadığı ikilemlerle ödediği tuğlaları andırıyor. Tuğlalar kafanıza düşüyor, tökezliyor ve kendi uçsuz buçaksız evreninzdeki Alexlerle tanışıyorsunuz, sadece Alex mi, lwona ve Sonja. İnşa ettiği fil dışı kuleler ve külübeler, harebeler, kitap boyunca çarptığını hayatlar aslında birer yapı. İrili ufaklı yüzlerce banliyö apartmanı, içlerinde her nefesin buz kestiği mesafeli villalar, ucube puf deseniz yıkılacak kapılarını çalmak cesaret isteyen köhne daireler. Her yaşamın ziline basıp kaçmak da geçmiyor değil içinizden ama durun orda, bir insan nereye ait olduğunu bilmeli, peki gerçekten bilir mi? "Sonja'ya açılış armağanı olarak Le Corbusier'nin çerçevelettiğim sözlerini vermiştim: Her şey farklıdır. Her şey yenidir. Her şey güzeldir. Sonja çerçeveyi çalışma masasının üzerine asıp her şey olması gerektiği
Yedi YılPeter Stamm · Nebula Kitap · 2018521 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2021 188. kitabı
aramak ve kaybetmek üzerine "Kendine bakan kendim olarak, aynanın lekeli yüzeyinde bir yüz olarak görmüyorum kendimi, bir dağ sırtındaki bağımsız bir gözlemci gibi, uzak, anıtsal, eleştiri ötesi doğanın rasgele tasarımını seyrediyorum." Ayrıntılara Aşık Adam, Alberto Manguel İnceleme sayılmayacak bir inceleme olduğunu ilk elden bildirmeliyim sanırım. Daha çok bir kayıp ilanı yazacaklarım daha doğrusu niteliksiz bir kaybetme kılavuzu girizgahı. "... a gidersen aradığın her şeyi bulabilirsin," diyor bir arkadaşım. Bu cümle beni rahatlatmaktan ziyade tedirgin ediyor, tesadüfün gizemli kıvrımlarına tutunamayacaksam nereye doğru ilerliyorum ki? Hem kim aradığı her şeyi bulmak ister ki:) Taşınma işlemlerimi henüz bitirdiğim için annemi arayıp boks eldivenlerimi soruyorum, hiçbir yere sığmadı burca kaldırdım diyor. Böylece bütün hınç, kin ve düşmanlık duygularım çeyizime kaldırılmış oluyor. Evde arayıp bulamadığım çok şey var, en başta kendim belki. Bavula sığmayan hikayeler. Gerçi bavullar mı kaldı artık nakliye var atarsın belleğe sürüklenir seninle. Evde olmayan kendimi sokaklarda izliyorum. Tanımadığım insanların yüzlerini gazetelerden kesilmiş resimler gibi tanıdıklarım değiştiriyorum. Anıların yok olma biçimidir bu belki de. Benzeyen bir doku, ses veya mimik bulduğumda XOX oyunu gibi üzerine hayali çizgiler çiziyorum. Yollarda da aynı şey. Tüm bu saçma fikirler nerden mi çıktı, kitabın teması buydu. Okuduğum kitaplar bende iz bırakmaktan çok yer edinir, bu kitapta da kendimi hiç tanımadığım insanların arasında buldum. Sizi tanıyan insanlarla hikayeniz nereye kadar devam eder, tanışıklık döngüsü nerede biter hiç düşündünüz mü? Hikayesine tanık olduğunuz birini arada sırada düşler misiniz? Doğru tahmin ettiniz, boş bir zihnin çalışma şekli bu minvalde ilerler.
Biri Sizi Bulmaya ÇalışıyorMarc Auge · Yapı Kredı Yayınları · 2019217 okunma