Pek inceleme sayılamayacak bir incelemeden, merhaba. Kitapla ilgili daha fazla bilgi edinmek için diğer incelemelere göz atmanız yararınıza olacaktır.
Eser, bir dede ile torun arasında geçen kısıtlı bir süreyi mizahi bir dille anlatıyor. Bir yandan da çizer olan dede okuyucuya hayatını resmediyor ama bilinen şekliyle değil, hatıra ve hafızayı bir eskiz çeşitlemesi içinde göz önünde sürüyor. Benden uyandırdığı izlenim şu oldu, tüm olabileceklerimizin izdüşümünü sayfaları çevirdikçe birer hayalet portre olarak seyretmekteyiz. Bu, hem kitap için geçerli hem de okuma eyleminin kendisi için.
Öğle arası oturmuş iş arkadaşlarımı dinliyorum. Planlar yapılıyor, hedefler belirleniyor, her şey bana çarpıp geçiyor. Ben de hiçbir yere ve hiçbir şeye dahil olmamanın sakin kayıtsızlığını düşünüyorum. Bir anda aklıma geliyor hayata tutunduğumuz şeyler diyorum ya da elimizden kayıp gidenler. Hayır bir tespit yapmak değil niyetim. Tutunduğumuz şeyler de bize tutunuyor sanki. Bir anda üzerinden bir hayli zaman geçmiş bir karikatürüme rastlıyorum; o da aynı şeyleri söylüyordu. İçimden geçenler ya da içinden geçtiklerim. Bunların hepsi irili ufaklı birer karakalem çizim. Ve sayfa karalandıkça ortaya farklı farklı portreler, manzaralar çıkıyor. Zammanla geriye yaslanıp insan şunu soruyor; bunlardan hangisi benim. Hepsi ve hiçbiri. Yaşamaya devam ettikçe yılankavi kabuklardan arta kalan düşüncelerimiz duygularımız ve geriye ne kalmışsa onunla boyadığımız tablolardan oluşan kişisel bir sergi alanında döner dururuz.