Anlar
Kafamın bir yerinde, farzımuhal yaşadığım bir hayat var. İş yerime yakın bir ev görüyorum mesela. İsmini beğeniyorum önce, "Makberya." Bahçedeki güller sonra. Hemen tutuyorum orayı, önünden geçerken “Benim evim,” diyorum. Ama bakıyorum, tutulmuş. Hayalim, gölgeyle gerçek arasına sıkışan boş ev olarak selamlıyor beni o sokağa adım atınca. Bugünkü gibi yağmurlu havalarda, melankolik ikindi vakitlerinde bir başkasının hayatına taşınırım.
Söz gelimi, dolaptaki semizotu ile börek mi yapsam diye düşünürken tarifleri açıyorum, sonra yorumlara göz atıyorum. R. Hanım sormuş: "Canım, kesme aparatını nereden aldınız?" Uzun zaman önce, Sivas’tan almıştım, diye cevaplıyor muhatabı. Buradan, Sivas çarşısına geçiyorum, züccaciye dükkanları arasında dolaşıyorum. Osmaniye de çok uzak görünmüyor, günün kalan saatlerinde. Otobüs duraklarının olmadığı bir yerden bir yere gitmenin, dilemekle mümkün olduğu bir yolculuğa çıkıyorum. M. Hanım’ın mutfağında börek hazırlıklarını teftiş ediyorum. Çayı koyuyor, beklemeye başlıyorum. Kendi mutfağımda, semizotu cacığını hazırlamaya başladım bile.
Mutfağa giriyorum. Buzdolabına bir bakıyorum, semizotunu pazarda unutmuşum aslında. Evinde semizotu olan birinin hayatına konuk olmuşum zihnimde. Semizotlu evler de beni düşünüyor mu acaba? Kim bilir, siz bunları düşünürken çoktan kayboldunuz bir başkasının zihninde. Aman dikkat edin adımlarınıza. Ses çıkarmayın. Elinizi kolunuzu her yere uzatmayın.
Evet, yollarını arıyorum başka biri olmanın. Herhangi biri olabilirim şimdi. Her kim olursa. Yoldan geçen şu adam mesela. Onun hayatına dalıyorum apansız. Yırtıcı ve sabırsız. Merak ediyorum, şu an nereye gidiyor? Evine mi, evine kaç ekmek götürür? Öğlenleri ne yer, ne içer? Karısı var mıdır, sevgilisi? Kimi kimsesi? Onun yerine geçiyorum, evin eşiğinde