• Bir değişme gibidir azrail-
    Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
    O yere o ölü
    alın kımıldasın
    kalp kıvransın
    insan kalabalığında ansız bir boşluk açılmıştır
    Gölden ansız bir tabutluk su alınmış gibi
    Bütün köy kımıldıyacaktır/göl gibi
    Cahit Zarifoğlu
    Sayfa 47 - Beyan Yayınları
  • Demirtaş Ceyhun'un beş öykülük bir kitabı Sansaryan Hanı.

    Ermeni bir ailenin işhanı olarak yaptırdığı İstanbul Sirkeci'de bir bina Sansaryan Han. Mütareke yıllarında İngiliz işgal güçleri polis müdüriyeti yapmış binayı ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılmaya devam etmiş.

    Bilhassa ellili yıllardan itibaren, en üst katında bulunan siyasi şubedeki hücreleri ve 'tabutluk'larıyla meşhur bir bina olması hasebiyle, edebiyat dünyamızda işkence ve acı dolu izleriyle varolmakta.

    Öykücülerimize ve sahaf kitaplarına devam.
  • Şairin de dediği gibi;
    Anılmadan yaşarsın ve bilmeden acımı,
    Belirsiz mezarlarda bir tabutluk geçimi,
    Ki bugünün kapakları iyi görsün öcümü..
    Böyle düzen, böyle çağ, böyle devran kahrolsun!
  • Ahmet ArifHasretinden Prangalar Eskittim

    Ahmet Arif’in ilk ve tek şiir kitabı Hasrettinden Prangalar Eskittim adlı kitabını okudum.Özellikle bugün bitirmek istedim,ölüm yıldönümünde böyle anmak ve anlamak adına.Üzerine bir de belgesel izledim Ahmet Arif’i anlatan.Oğlu Filinta Önal,Haydar Ergülen,Adnan Binyazar ve Zeynep Oral’ın anlatımıyla.Kitapta da Ahmet Arif’in şiiri üzerine Cemal Süreya,oğlu,Adnan Binyazar,Veysel Öngören,Metin Demirtaş yazıları var sonda ekler bölümünde.Tüm bunlar şiirlerindeki çok yoğun duyguların,aşk dolu,buram buram hasret kokan ve yüreği memleket sevdasıyla dolu,korkmuş,sinmiş,ağır işkencelerden geçmiş,ölümlerden dönmüş bir şairi anlamak,tanımak adına.

    Bu kitapta bilindiğimiz 18 şiirinin yanında çeşitli dergilere (Yeditepe,Papirüs,Yeni A Dergisi,Yeryüzü,Yeni Ufuklar,Servetifinun,Meydan)yazmış olduğu şiirlerde var.Bir kısmıda işkence sırasında poliste kalmış.

    Neden tek şiir kitabı sorusu,ağır işkence,eziyet,tehdit altında kalınca sadece dizelerini zihninde tütmüş,zaten son kelimeyi yazmadan kağıda dökmezmiş şiirleri.”Maviye maviye çalar gözlerin,yangın mavisine.Rüzgarda asi,Körsem,Senden gayrısına yoksam,Bozuksam,Can benim,düş benim.Ellere nesi?Hadi gel,Ay karanlık.”adlı şiirin son dört kelimesini bulana kadar şiir on yıl bekletmiş.Ve ikinci şiir kitabını artık dizelere dökeneyecek kadar hasta olduğu için,stüdyoya girip seslendirecek ve yayınevi basacakken olmuyor bir hafta sonra vefat ediyor.

    İlk gözaltına 33 kurşun adlı şiirinden dolayı alınıyor.Ankara’da Öldüresiye dövüp bir stadyuma atıyorlar.Daha sonra meşhur sansaryan ve tabutluk günleri yaşıyor.Orda birgün eline bir telgraf tutuşturuyorlar analığından,baban öldü cenazesi ortada kaldı ne yapacağım diye.”Yıkıldım,kahroldum tüm Toroslar başıma yıkıldı diyor röportajında ve hastaneye kaldırılıyor orda telgrafın yalan olduğu ortaya çıkıyor.Daha sonra babasını kaybediyor ve Sürgüne gönderiliyor orda
    Haberin var mı taş duvar?
    Demir kapı,kör pencere
    Yastığım,Tanzanya,zincirim,
    Uğruna ölümler gidip geldiğim,
    Zulamda ki mahzun resim,
    Haberin var mı?
    Görüşmecim,yeşil soğan göndermiş,Karanfil kokuyor ciğaram
    Dağlarına bahar gelmiş memleketimin... adlı şiirini yazıyor.

    “Halkımın canlı,elvan ve gürül gürül dilinden hiç kopmadım ki şiirimden kopayım,yozlaşıp,yabancılığa boğulayım.”


    “Alkışa karşı dayanıklı olmak önce bir yetişme ve eğitim sorunudur.Hem devrimci töreye,hem bizim aşiret töresine göre bir yiğit,alkışa tutkun olamaz.Eh yiğitlik zagonu bu olunca bize de buna uymak düşer.”

    “Sessizlikte korkmamaya “gelince...Ben sessiz ve derin bir halkın çocuğuyum.Hem yalnız sessizlik değil,genel olarak korkusuzlukta halkımın en belirgin özelliği.Buna diretmeyi ve başkaldırmayı da eklemek gerek.Bu korkusuzluğu,soya çekim sayalarından,bağnaz ırkçılkıtan çok,devrimci öğreti,devrimci bilinç ve kavga koşullarına borçluyum.”
    Umutsuzluğa düşmek ise bir devrimciye yasaktır.Çünkü devrimcinin kendisi,insanlığın yarını ve umududur.Bir kural,bir ilkedir bu.Namuzsuzluğun,alçaklığın egemen olmadığı,soylu güzel ve onurlu bir dünya,bir temel ilke üzerine kuruludur.Bu bayrak yüreğime delikanlıyken çekildi.Şimdi kırkını aştım,her an daha zorlu bir rüzgar ile atardamarımı doldurmakta:
    “Biz ki,yarınıyız halkın
    Umudu,yüzakıyız
    Hıncı,namusu...
    Şafak’ları,
    Taaa Şafak’ları
    Hey canım,
    Kalbim,dinamit kuyusu...”

    Bir şair yiğitse,devrimciyse yaşadığını yazar,salt kendi ömrünü değil yaşam kavgasını ve sevdasıyla,acıları,ağıtları,türküleriyle bir yanı geçmiş karanlığı bir yanı geleceğin aydın sonsuzluğuna uzanan halkın Ta kendisi olmalı diyor Ahmet Arif Ankara Birliği Dergisi Mart 1970”de

    Adnan Binyazar, dostu da Ahmet Arif,halden bilmezleri,sarı engereklere,yedi boğum akreplere,çıyanlara öfke duydu.Acı şiirin bileyitaşıdır.Bir insan acı çekti mi,sözcükleri bu taştan geçmeden şiirine girmez.Ahmet Arif,toplumsal acının bileytaşından geçirmediği hiçbir sözcüğü şiirinin kapısından içeriye sokmamış,”acı”yı öfkeye dönüştürmeyi bilmiştir.

    1 Haziran 1991’de oğlu heykeltıraş Filinta Önal babasının heykelini yapar,baba bu sana benzemedi der.Beğenmez boz oğlum Aslı karşında der Ahmet Arif ve oğlu heykeli bozar.Ahmet Arif ertesi gün vefat eder.


    2 Haziran AHMET ARİF

    2 Haziran ORHAN KEMAL

    3 Haziran NAZIM HİKMET
  • Anılmadan yaşarsın ve bilmeden acımı,
    Belirsiz mezarlarda bir “tabutluk” geçimi,
    -ki bugünün erleri , iyi görsün öcümü,
    Böyle düzen, böyle çağ, böyle devran kahrolsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!