Düşünün... Trafiktesiniz. Önünüzde ve arkanızda birçok araç var. Siz de aracınızın içindesiniz. Trafik lambalarının önünde yeşil ışığın yanmasını bekliyorsunuz.
Sarı ışık yandı. Araçlar kalkışa hazırlanıyor. Ve yeşil ışık. Öndeki araçlar hızla bastı gitti.
Siz kaldınız. Gidemiyorsunuz. Doğal olarak arkanızdaki araçlar da gidemiyor. Ve ilerleyemeyince çılgınca kornoya basıyorlar. Siz arabayı kullanamıyorsunuz.
Muhtemelen, aracınızda mekanik bir arıza olduğu düşünülüyor. Gaz pedalı yerinden çıkmış, vites kolu sıkışmış ya da hidrolik sistemde bir arıza meydana gelmiş, frenler bloke olmuş, elektrik devresi kesilmiş olabilirdi, belki de sadece benzin bitmiştir. Birkaç sürücü öfkeyle aracından inip yanınıza geliyor. Aracınızın kapısını açıyorlar. Ve sizin ağzınızdan yalnızca iki kelime çıkıyor, iki kelime :
KÖR OLDUM.
Olay böyle başlıyor kitapta. Adı bilinmeyen bir ülke, adı bilinmeyen insanlar. (Kitapta tek bir insan ismi dahi geçmiyor)...
Ve adamdaki bu körlük bildiğimiz siyah körlük değil; her tarafı bembeyaz, süt denizi gibi gören, aydınlık bir körlük. Bakanlığın, medyanın tabiriyle: Beyaz körlük.
Ve bu körlük hızlı bir şekilde bütün ülkeye bulaşıyor. Düşünün : Ülkedeki bütün insanlar kör oluyor... Marketlerde satış yok, herkes bulduğunu alıp yiyor. Kimse görmediği için tuvalete gitme gereği duyulmuyor, herkes ortalık yere tuvaletini yapıyor. Banyo yapma denen bir şey yok, herkes leş gibi kokuyor. Dışardan biryerlerden yiyecek bulmak için evinden çıkan kişi, bir daha evini bulamıyor, başka yerlerde kalıyor. Ve buna benzer birçok sorun... Bu körlüğün içinde, kocaman bir ülkede yalnızca tek bir kadın kör olmuyor. Bir kadın dışında tüm insanlar körlüğe mahkum... Olaylar böyle gelişiyor kitapta. Kitabın kısaca özeti bu. Spoiler vermeden özetlemeye çalıştım.
Gelelim