Nergis zamanıydı. Bayan Arnulfi çiçekleri şehrin alt yanında, büyük çanaktaki kendi arazisinde yetiştiriyor ya da her bir kuruş için amansız pazarlıklara girişerek köylülerden satın alıyordu. Çiçekler sabah çok çok erken getiriliyor, sepet sepet atölyeye boşaltılıyordu; on binlerce çiçek hacimli, ama tüy gibi hafif kokan yığınlar oluşturuyordu. Bu arada Druot büyük bir kazanda domuz ve sığır yağını eritip koyuca bir sıvı elde ediyor, bunun içine, Grenouille adam boyu bir spatulayla durmadan karıştırırken, kürek kürek taze çiçekleri boca ediyordu. Çiçekler, ölüm korkusu içindeki gözler gibi bir saniye yü
Nergis zamanıydı. Bayan Arnulfi çiçekleri şehrin alt yanında, büyük çanaktaki kendi arazisinde yetiştiriyor ya da her bir kuruş için amansız pazarlıklara girişerek köylülerden satın alıyordu. Çiçekler sabah çok çok erken getiriliyor, sepet sepet atölyeye boşaltılıyordu; on binlerce çiçek hacimli, ama tüy gibi hafif kokan yığınlar oluşturuyordu. Bu arada Druot büyük bir kazanda domuz ve sığır yağını eritip koyuca bir sıvı elde ediyor, bunun içine, Grenouille adam boyu bir spatulayla durmadan karıştırırken, kürek kürek taze çiçekleri boca ediyordu. Çiçekler, ölüm korkusu içindeki gözler gibi bir saniye yüzeyde kalıyor, spatulanın gelip yağa gömdüğü anda bembeyaz kesiliyorlar, sıcak yağ çevrelerini sarıveriyordu. Hemen hemen aynı anda da pörsümüş, solmuş oluyorlardı, anlaşılan ölüm o kadar apansız yakalıyordu ki çiçekleri, son kokulu iç çekişlerini kendilerini boğan o sıvıya teslim etmekten başka seçenekleri kalmıyordu; çünkü --Grenouille dille tanımlanamaz bir hayranlık içinde görüyordu kikazana ne kadar çok çiçek atılırsa yağ da o kadar kuvvetli kokuyordu. Üstelik, ölü çiçekler kokmaya devam ediyor değildi, hayır, kokan, çiçeklerin kokusunu içmiş olan yağın