“ Batı insanı, ancak kendi ortadan kalkışını açılımı içinde kendini kendi gözünde bilim nesnesi olarak oluşturabilmiş, kendini dilinin içinde yakalamış ve kendini ona verebilmiştir: akılsızlık deneyiminden tüm psikolojileri, hatta bizzat psikolojinin imkanı bile doğmuştur: ölümün tıbbi düşünceye entegre olmasından, kendini bireyin bilimi olarak tanımlayan bir tıp doğmuştur”
Dili artık sürgün edilen, şehirlerimizin kenarlarına itilen değil, olduğu şey olmasından dolayı suçlulaştırılarak kendine yabancı kullanan insan olacaktır. Deli, sonunda kendi deliliğini bir günah olarak hissetmelidir.
Demek ki, tarihsel açıdan, deliliğin tıp dünyası ile ilk teması, bir iyilik yapma duygusunun baskısıyla değil, bir dehşetin aciliyeti içinde olmuştur: hekim deliliği tedavi etmek için değil, diğerlerini korumak için çağrılmıştır.
Dilin pırıl pırıl, aydınlık yapıları en karanlık gecelerden çıkıp gelen imgelerle kolkola girer ve klasik çağ için delilik tam da budur: “Görmeyle körlüğü, imgeyle muhakemeyi, fantazmayla dili, uykuyla uyanıklığı, gündüzle geceyi birlikte işe koşan delilik, aslında bir hiçtir.