Medine sokaklarında ilerleyen devenin ardından insanlar yürüyordu. Her biri onun kendi kapısında durmasını istiyordu. Deve geçtikçe umut büyüyor, uzaklaştıkça hüzün çöküyordu.
Ben de hayatım boyunca birçok kapının önünden geçtim.
Kimi gözlerini üzerime dikti.
Kimi içinden benim için bir yer ayırdı.
Kimi, belki de farkında olmadan, benim orada duracağımı sandı.
Ama durmadım.
Ve biliyorum ki bazıları, devenin ardından bakakalan Ensar gibi, arkamdan bakakaldı.
Tanrım,
Benim yokluğumu bir kayıp gibi taşıyanların zihinlerine ağırlık ver; çünkü her zihin bu yükü taşıyacak derinlikte değildir.
Benim geçmediğim yerleri “yaşanmışlık” sananların algısını, kendi sınırlarının içinde kilitle.
Beni bir ihtimal zannedenlere, ihtimalin benden doğduğunu değil, bende son bulduğunu hatırlat.
Benim adımın değmediği yerleri eksik sayanlara, eksikliğin aslında nerede başladığını gösterme; bırak kendi sıradanlıklarının içinde mutlak olduklarını sansınlar.
Çünkü ben bir yerde durarak orayı onurlandırmam.
Benim yürüyüşüm, mekânı mekân yapan şeydir.
Ve ben geçtikten sonra kalan şey, yalnızca benden önceki hâline geri dönen bir boşluktur.