Medine sokaklarında ilerleyen devenin ardından insanlar yürüyordu. Her biri onun kendi kapısında durmasını istiyordu. Deve geçtikçe umut büyüyor, uzaklaştıkça hüzün çöküyordu.
Ben de hayatım boyunca birçok kapının önünden geçtim.
Kimi gözlerini üzerime dikti.
Kimi içinden benim için bir yer ayırdı.
Kimi, belki de farkında olmadan, benim orada duracağımı sandı.
Ama durmadım.
Ve biliyorum ki bazıları, devenin ardından bakakalan Ensar gibi, arkamdan bakakaldı.
Tanrım,
Benim yokluğumu bir kayıp gibi taşıyanların zihinlerine ağırlık ver; çünkü her zihin bu yükü taşıyacak derinlikte değildir.
Benim geçmediğim yerleri “yaşanmışlık” sananların algısını, kendi sınırlarının içinde kilitle.
Beni bir ihtimal zannedenlere, ihtimalin benden doğduğunu değil, bende son bulduğunu hatırlat.
Benim adımın değmediği yerleri eksik sayanlara, eksikliğin aslında nerede başladığını gösterme; bırak kendi sıradanlıklarının içinde mutlak olduklarını sansınlar.
Çünkü ben bir yerde durarak orayı onurlandırmam.
Benim yürüyüşüm, mekânı mekân yapan şeydir.
Ve ben geçtikten sonra kalan şey, yalnızca benden önceki hâline geri dönen bir boşluktur.
Şimdi sen gidiyorsun ya...
Zannediyorsun ki arkanda enkazlar, tıkalı yollar ve mühürlü kapılar kalacak.
Oysa bilmiyorsun; asıl şimdi kırılıyor parmaklıklarım. Tek bir mabette hapis kalmanın o karanlık sadakati bitiyor; tüm kapılarım ardına kadar gökyüzüne açılıyor. Gözlerimin rengi geri dönüyor, bakışlarıma çöken o isli gece, sen adımını attıkça dağılıyor.
Şimdi sen gidiyorsun ya...
Hani o zincire vurduğun, uysallaştırdığını sandığın o deli kısrak var ya içimde; işte o şimdi dörtnala koşacak uçurumlara doğru. Artık ne senin gölgen bağlayabilir beni, ne de o sahte şefkatinin prangaları. Tutukluluk sürem bitti; hükmünü yitirdi yüzün.
Sahi, ne muazzam bir iyilik ettin giderken...
Bir gidişin, bir varoluştan daha çok şifaya sebep olacağını inan ben de bilemezdim.
Ama dur, gitmeden önce son bir ricam var:
Ceketini de al, kokun dahi sızmasın odalarıma.
Ardında sana dair tek bir zerre, havada asılı kalan tek bir nefes bile bırakma. Çünkü ben, senin yokluğunu bile ağırlamak istemiyorum bu evde. Kokun ki, bir zamanlar nefesimdi; şimdi sadece tenime sinmiş bir yabancının isi.
Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince
Rüzgarlar esmiyor mu serince
Bir sigara yakıyorum efkarlanarak
Çıkıp karşıma sen geliyorsun
Saçların ıslanmış oluyor
“Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü
Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor
Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden
Ellerim boşlukta kalıyor.
Yavuz Bülent Bakiler