Kelimeler… Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.” Şu dünyadan bir gideyim, bir daha gelirsem ne olayım. Bir daha gelirsem ne olurum bilmiyorum artık. Şimdi de ne olduğumun pek bilincinde olduğum söylenemez. Kimi zaman deniz olup, büyük yük gemilerinin ağırlığıyla yaşamaya çalışıyorum. Kimi zaman büyük büyük fırtınalar olup o gemileri batırıyorum. Bazen gemi olup deryalara bırakıyorum kendimi. Kimi zamansa geminin kaptanı olup karaya hasret kalıyorum. Kırmızı oldum çoğu zaman. Kan oluyorum, annemin gözünden damlıyorum. Şarap oluyorum, içime içime akıyorum. Ateş oluyorum, yakıp kavuruyorum. Kızıl bir bulut gibi çöktüm bu dünyaya. Bazen boş bir kağıt oldum. Yorgun bir yazarla saatlerce bakıştım, bilmem hangi birinden başlayacağına karar veremediği dertlerini düşünürken. Bazen bir kalem oldum. Giriş cümlesi bir türlü oluşamayan yaşanmışlıklar tam kağıda dökülecekken mürekkebimi akıtamadım. Yazarına küskün bir kalem gibi… Bazen mürekkep oldum, binlerce defa okunup kırıştırılıp bağra basılan bir kağıtta. Bazense o mektubun ta kendisi oldum. Çok geç sahibine ulaşmış bir mektup. Okundukça sahibini ağlatan, sahibi ağladıkça satırları ıslatan ve mürekkebi dağıtan… Ve en kötüsü de çoğu zaman o mektubun sahibi oldum. Hep bekleyen, bekledikçe solan.
Gezici keşişlik , bugüne kadar yapılan en iyi şeydir. Artık vazgeçecek bir şeye sahip olmamayı başarmak! Yanılgıdan kurtulan her akıllı adamın düşü böyle olmalıydı.
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi
ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına.
Bunları kime anlatmalı? Bilge'ye. Mektubu yazmalısın. İnsanlar bilmeli. Belki yarın
ölürsün çünkü. Bunları hemen yazmalısın. Götürüp postaya atmalısın. Yolda
giderken de kimseyle mesele çıkarmamalı. Kafamda, demek istiyorum. Fakat onlar
ne meseleler çıkarıyorlar. Yolda karşıdan karşıya geçerken bile mesele
çıkıyor: Otomobiller, insanı nefretle sıyırarak geçiyor. Önüne baksana, beni
çiğneyecektin alçak! Araba uzaklaşıyor,işkence devam ediyor. Bana alçak
diyemezsin. Otomobil gidiyor, kavga kalıyor. Kafama işkence ediyorlar. Sizi
şikayet edeceğim. Adam pi pis gülüyor. Ne gülüyorsun? Ben sana gösteririm.
Bunları kime anlatmalı? Bilge'ye. Mektubu yazmalısın. İnsanlar bilmeli. Belki yarın
ölürsün çünkü. Bunları hemen yazmalısın. Götürüp postaya atmalısın. Yolda
giderken de kimseyle mesele çıkarmamalı. Kafamda, demek istiyorum. Fakat onlar
ne meseleler çıkarıyorlar. Yolda karşıdan karşıya geçerken bile mesele
çıkıyor: Otomobiller, insanı nefretle sıyırarak geçiyor. Önüne baksana, beni
çiğneyecektin alçak! Araba uzaklaşıyor,işkence devam ediyor. Bana alçak
diyemezsin. Otomobil gidiyor, kavga kalıyor. Kafama işkence ediyorlar. Sizi
şikayet edeceğim. Adam pi pis gülüyor. Ne gülüyorsun? Ben sana gösteririm.
İhtilal yapıyoruz, ben diktatör ol Ben karşıdan karşıya geçerken bana gülen
şöförü, arabasıyla yanımdan hışım gibi geçen haini bulup getirin. Biz ihtilali
bunun için yaptık. İşte seni yakaladım. Karşımda domuz gibi susup durma. Özür
dile, yerlere kapan, bir şeyler söyle. Olmadı. Bilge'nin mektubunu göndermeli.
Postahaneye gittik. Pul verir misiniz? Bozuk paranız yok mu? Olsaydı verirdik.
Bozdurun gelin. Canım işim acele. İşiniz aceleyse bozuk parayla dolaşın. Bu
durakta inecektim. Daha önce söyleseydiniz; bu tarafa bakmadınız ki. Posta
memuruyla biletçiyi de yakalayın; hepsini birden kurşuna dizin. Önce bana
getirin.Sorgu sual yok, götürün. Bir de şey vardı... Ne vardı efendimiz?