asdf fsd

Tarih bir defalık olaylar dizisi midir, yoksa belirli kalıplara göre işleyen bir yapı mıdır? sorusu tuzak bir sorudur. Tarih, her iki tip olayları da içeren zengin bir laboratuvardır. Tarihte gelişme, bazen birikimsel bazen de devrimseldir. Ama nasıl olursa olsun dünya toplumları ve kazanımları, geçmiş- ten pek çok izler taşır. Tekrarlar olduğu gibi, önceki durumlardan farklı benzersiz gelişmeler de vardır
Sayfa 100
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Üçüncü ve son olarak döngüsel tarih felsefesi, pedagojik açıdan insanlan karamsar kılmaktadır. Sözgelimi 19. yüzyılda İbn Haldun'un Mukaddimesi'ni okuyan Osmanlı devlet adamları ve yazarları, devletin çöküş belirtilerini devlet yapısında görünce karamsarlığa kapılmışlardır. Devletin çökeceğine dair inanç, onlan sadece bu süreci geciktirme doğrultusunda önlem almaya sevk etmiştir.
Sayfa 85
Müslüman dünyada döngüsel tarih felsefesini en iyi ifade eden düşünür Ibn Haldun olmuştur. O, devletin gelişim aşamalarını ele alırken, "Devletin ömrü insanın ömrüne benzer" diyerek tüm devletlerin geçtiği süreçleri keşfettiğini düşünmüştür. Ancak dikkatle incelendiğinde, o sadece bir benzetme yapmakta ve özellikle kabile toplumlarında ortaya çıkan kısa süreli (100-120 yıllık) devletlerle sınırlı bir görüş sunmaktadır. Ona göre devletler üç nesil boyunca kuruluş, gelişme ve çözülme süreçlerinden geçerek nihai bir noktaya ulaşırlar.
Sayfa 85
Ayette geçen "toplumun nefsinde olanı değiştirmesi" üzerine analizler yapan Said, nefs ile fitrat kelimesi arasında bir bağlam kurarak çok önemli bir yorum geliştirmektedir. "... fıtrat üzere doğmak demek, Müslüman olarak doğmak demek değildir. Çocuk 'bil-istidat Müslüman olarak doğmuştur; bunu 'bil-fiil' Müslümanlığa dönüştürmesi ancak nefsi anındırma ameliyesiyle olur. Çünkü çocuk, etrafı yalıtılmış bir biçimde bırakılırsa bil-fiil Müslüman ol maz. Onu Müslüman kılan şey yine de çevresinin, ana-babasının ya da onların yerine geçebilecek faktörlerin etkisidir." Sıklıkla yanlış yorumlanan Müslüman çocuğun fitrat üzere doğması meselesi, "olmak"la ilgili bir hadise değildir, "doğuş"la ilgili bir ha-disedir. Bu doğuştan gelen temiz fıtratın korunup geliştirilmesi de bir sosyal çevre meselesidir. Doğuştan Müslümanlık, aktüel (ger-çekleştirilmiş) Müslümanlıkla yer değiştirmezse, Müslümanlık fiili bir durum haline gelmez. Bu açıklamalarıyla aslında Said, şu sonuca ulaşmak istemektedir: Toplumun değişmesi ile Allah'ın değiştirmesi arasındaki nedensel bağ gerçekleşmeden toplumsal değişme gerçekleşmez. Durup dururken Allah salt Müslüman oldukları için bir toplumu iyiye ya da kötüye doğru değiştirmez. Değişmenin olması için mutlaka Müslümanların kendi özlerinde bir değişim yaşamaları gerekir. Bu değişim bozulma yönünde ise toplum bozulur, iyileşme yönünde ise toplum iyileşir. Bu sadece Müslümanlar için değil, yasanın genel niteliğini hesaba katarsak, gayri Müslimler için de geçerli olan bir durumdur.
Sayfa 68