Malik'in Endülüslü ilk öğrenci kuşağı arasında Şebtún lakabıyla anılan Ziyad b. Abdurrahman, Yahyâ b. Mudar, İsâ b. Dinâr ve Yahya b. Yahyâ el-Leysi önemli bir yere sahiptir
Hişâm'ın sekiz yıllık, nispeten kısa emirlik döneminde yaşanan en önemli gelişmelerden biri, Mâlikiliğin Endülüs'te yayılmaya başlamasıydı. Daha önce ülkede Imam Evzal'nin (6. 157/774) görüşleri hâkimdi. Ne var ki Doğu'ya ilim tahsili için giden Endülüslü öğrencilerin genelde Medine'de kalarak İmam Malik'in ders halkalarna katılmaları ve ülkelerine döndükten sonra eğitim faaliyetlerini hocalarının fikirleri istikametinde yürütmeleri, I. Abdurrahman döneminin sonlarına doğru, özellikle de I. Hişâm döneminde Mâlikiliğin Endülüs'te yayılmasına ön ayak oldu.
Endülüslüler için bir yıkım olan bu işgaller, işgalciler için âdeta "ilâhî lutuf"tur. Zira işgal edilen her bir şehir gelişmişlik düzeyi, teşkilatı ve barındırdığı kütüphaneleriyle işgalcilerin gözlerini açar.
Bir rivayete göre Tarık, bu çetin savaşın İslam ordu- sunun zaferiyle neticeleneceğini daha savaş başlamadan bilmekteydi. Şöyle ki, Berberi komutan, İspanya'ya geçerken gemide rüyasında Hz. Peygamber ve dört halifenin denizde su üzerinde yürüyerek İspanya'ya doğru gittiklerini görür. Hz. Peygamber, Târık'ın yanına gelir ve ona fetih müjdesini verir. Ayrıca ondan, müslümanlara iyi davranmasını ve gayrimüslimlerle yapacağı antlaşmalara sadık kalmasını ister. Bir diğer rivayette, Hz. Peygamber, Tarik'a yukarıdaki sözleri söyledikten sonra, kılıçlarını kuşanmış vaziyetteki muhacirler ve ensarla birlikte İspanya'ya doğru yoluna devam eder.
Rivayette dile getirilen rüya gerçek olabileceği gibi, halk muhayyilesinin dokuduğu bir menkıbe de olabilir, hatta bu ihtimal çok daha yüksektir. Ancak rivayetin her iki durumda da tarihi bir kıymeti vardır. Şayet Tarık gerçekten böyle bir rüya görmüşse, bunun İslam ordusunun mâneviyatı üzerinde olumlu bir etki yaptığını tahmin etmek zor değildir. Eğer rüya sonradan biçimlendirilmiş bir menkıbe ise, bu haliyle Endülüs müslümanlarının suur altındaki Hz. Muhammed sevgisini ve Hz. Muhammed'siz bir başarının düşünülmediğini gösteren çok önemli bir veri niteliğindedir. Dahası, rivayette müslümanlara iyi davranılmasının ve gayrimüslimlerle yapılan antlaşmalara sadakat gösterilmesinin ifade edilmesi, müslüman bilincinin fethe yüklediği hak ve hukuk merkezli anlamı ortaya koyması bakımından da ayrıca dikkate değerdir.