asdf fsd

Evet kitap da, kültür de bütün sevgililer gibi kıskanç, koparıyor insanı, realiteden koparıyor. Ama asıl realite onlar değil mi? Yahut realitenin kalan parçası. Her okuyan Don Kisot'laşır, yani gurur olur. feragat olur. Don Kisot istikbale taşan mazi. Hatta bazen tek başına hak ve hakikat. İnsanların zincire vurulmasına tahammülü yok. Don Kisot kanatlı, kertenkelelere gülünç gözükmesi bundan."
Sayfa 50 - Jurnal, 3.11.1965
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
II. Selim'den sonra Osmanlı Devleti'nin başına geçen III. Murad döneminde (1574-1595). Osmanlılar'la İspanyollar arasında bir barış antlaşması imzalandı. Padişah, bu anlaşmayı fırsat bilerek bütün dikkatini İran seferine yöneltti. İran seferinden sonra Avusturya seferi başladı. Dolayısıyla Endülüs müslümanlarıyla pek ilgilenemedi. Fransa, III. Mehmed döneminde (1595-1603) İspanya'ya karşı ortak bir hareket yapılmasını teklif etti. Fakat Osmanlı idaresi, hem eskisi kadar güçlü olmaması hem de tam bu sırada Celâlî isyanlarının patlak vermiş olması sebebiyle bu teklif karşısında müspet bir tavır takınamadı. Buna rağmen Endülüslüler, Osmanlı'yı kendilerini kurtaracak yegâne güç olarak görmeye devam ettiler.
Sayfa 181
Cezayir beylerbeyi Endülüs'e yardım gönderdi, ama yardımı götüren askerlerin başında bulunan Hüseyin isimli kişi, Endülüs'e vardığında, gönderiliş gayesini unutarak mal ve ganimet toplamaya yöneldi; bununla da yetinmeyip isyanın lideri Muhammed b. Ümeyye'nin öldürülmesi hadisesine karıştı. Bu gelişmeyle isyancılar arasına ikilik girdi ve güçleri zayıflamaya başladı. II. Selim, Kılıç Ali Paşa'dan Hüseyin isimli kişinin derhal yakalanarak cezalandırılmasını istedi ve 1570 senesinde Endülüslüler'e yeni bir ferman gönderip kendilerine gerekli yardımı yapacağı taahhüdünü yineledi. Fakat 1571 senesinde Osmanlı donanmasının Lepanto'da uğradığı mağlubiyet, padişahın uzun süredir yapacağını vaat ettiği yardımı gerçekleştirmesini imkânsız hale getirdi. Bu gelişme, Endülüslüler'in üç senedir devam ettirdikleri ve neticesi hakkında büyük umutlara kapıldıkları isyanın başarısızlıkla sonuçlanmasında da belirleyici bir faktör oldu.
Sayfa 180
Bu icraatlar, daha önce de ifade edildiği gibi, 1568 senesinde Gırnata Müslümanlarının büyük bir isyan başlatmalarına sebep oldu. İsyan, kısa sürede İspanya'nın güney kıyılarına sirayet etti. Gırnatalı Müslümanlar, isyan devam ederken, o sırada Osmanlı tahtında oturan II. Selim'e (1566-1574) birkaç defa mektup gönderip yardım istediler. II. Selim de onlara gönderdiği fermanlarda, meselelerini yakından takip ettiğini, Osmanlı donanmasının o esnada Kıbrıs'ın fethiyle meşgul olduğunu ve bu iş biter bitmez kendilerine gereken yardımı yapacağını bildirdi. Bu arada Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa'ya da bir mektup göndererek Endülüslüler'e elinden gelen yardımı yapması talimatını verdi.(1) Kılıç Ali Paşa, bu emir üzerine İspanya kıyılarını vurmak üzere güçlü bir donanma gönderdi. Fakat bu donanma, Meriye önlerinde şiddetli fırtına yüzünden dağıldı. Paşa, ertesi sene Endülüslüler'e 100 kadar asker ve bol miktarda silah gönderdi. Fransa elçisi Forcofou'ya ait 6 Ocak 1569 tarihli bir mektupta verilen bilgilere göre, Gırnata isyanının lideri olan Muhammed b. Ümeyye'nin yanında 500 civarında Türk bulunuyordu. Bu Türkler umumiyetle askerî eğitim, planlama ve taktik gibi hususlarda müşavir olarak görev yapıyorlardı.
Sayfa 178 - (1) Başbakanlık Arşivi, Mühimme Defterleri, No:9, Hüküm:204.
Hıristiyan İspanya, sürgünle belki içeride kalmasına tahammül edemediği bir potansiyelden kurtulmuş bu suretle ülke Katolik olmayan herkesten temizlenmişti. Fakat iyi hesap edilemeyen bir husus vardı. Kovulan bu halk, ister ziraat isterse sanayi alanında olsun, işinin ehli mahir insanlardı ve İspanya ekonomisinin âdeta bel kemiğini oluşturuyorlardı. Bunun içindir ki, "Quien tiene Moro, tiene oro" (Bir müslüman işçiye sahip olan, altına sahiptir) sözü, darbımesel olmuştu. Üzerinde durulan dönemde İspanya'yı ziyaret eden seyyahlar tarafından da ifade edildiği üzere, Moriskolar arasında işsiz olan yoktu. Dört hıristiyanın yaptığı işi tek başına bir müslüman rahatça yapabiliyordu. Üstelik hiristiyanlar arasında ziraat ve zanaatla uğraşmak yerine asker olmak daha fazla revaçtaydı. Hıristiyan idareciler, muhtemel bir ekonomik krizin önüne geçebilmek için bir kısım Morisko aileyi sürgün dışı tutmak istediyse de sözü edilen aileler, sürgüne gitmeyi İspanya'da kalmaya tercih ettiler. Netice itibariyle sürgün, ziraat ve sanayi alanlarında telâfisi güç, kalifiye iş gücü kaybı doğurdu. Bu durum bir ölçüde İspanya ticaretinin gerilemesine ve ülkenin rekabet gücünün zayıflamasına sebep oldu. Kilise yetkilileri bile, sürgünün ülkede fakirliğe yol açtığını itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Ancak yine de onlar için dini safiyet açısından Moriskolar'ın kovulması, fakirlikten daha önemliydi.
Sayfa 172