Bir anda gelen Allah’ım sana çok şükür hissi :)
Bugün de tüm namazlarımı kılma gücü, nefesi ve azmi veren Rabbim sana bin şükür🤲 Huzuruna gelebilmek, seni düşünmek ve yalnızca seni, tekrar seni düşünmek ♥️ Ol deyince her şeyi olduran canım Allah’ım Kalbimi rahatlatmanı, yolumu düzeltmeni, hayatımın tam anlamıyla çiçeklenmesini senden niyaz ediyorum 🕊️ Senin kapından başka gidecek kapım yok ki Sadece sensin bizim için, sana sığınır senden af dileriz. Beni kimseye muhtaç etme. Kalbimden geçenleri en iyi ve tek sen bilirsin. Kalbime mutluluk esintileri ve huzuru nasip eyle Düşlerimizdeki cennetine girmeyi nasip et. Sana ve peygamber efendimiz Hz. Muhammed ‘e(S.A.V) kavuşmayı hayırlısıyla ve kolaylıkla nasip eyle. AMİN🍀 İçimden gelen bir dua oldu anlık☺️ Geceniz hayırla dolu olsun.
Duygu ve Düşünce
Birileri gelecek, gidecek. Kimse aynı kalmayacak. Bu hayatın bize güzel bir cilvesi. Neden hayatımızı ,ünlü magazin sayfalarına meze olmuş gibi ihanet ve nankörlük dolu methiyetlerle düzülmüş sayfalar sanıyoruz ki ? Kimse sizin hayatınızda olmadığı sürece paylaştığınız pasif agresif paylaşımları önemsemeyecek. Aksine umrunda bile olmayacak. Başımız han bazımız yolcu. Bazen de tam tersi. Vardiyalı sistem bu. Neden kasıyor bu insanoğlu çok şaşırıyorum. Varsın nerede nasılsa mutlu olsun demek zor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Selam 1K… Görüşmeyeli umarım iyisinizdir(: Bu gece konuşmak istediğim konu: aşk. Aşk… Tuhaf bir kelime. İnsanı hem gökyüzüne çıkaran hem de yerin dibine sokabilen bir duygu. Peki, aşk dediğimiz şey tam olarak nedir?? Kimine göre imkânsız olan, kimine göre fazla çikolata yemekten farksız bir his, kimilerine göre ise hayatın anlamı… Peki aşkın çıkış noktası ne??Hayranlık mı?? Cinsel dürtüler mi?? Saf sevgi mi?? Yoksa hiçbir tanıma sığmayan, sadece hissedilen bir duygu mu?? Ve aşk sadece iki insan arasında yaşanan bir duygu mu??Bence aşkı yalnızca romantik ilişkilere indirgemek büyük bir hata. İnsan; havaya, bir resme, bir müzik parçasına, bir çiçeğe ya da bir hayvana da âşık olabilir. Çünkü aşk, bazen baktığın şeyde tarifsiz bir huzur, heyecan ve mutluluk bulabilmektir. Artık “Aşka inanıyor musun??” sorusu bana çok anlamlı gelmiyor. Hatta bu konuyla ilgili eski bir iletime bugün baktığımda, ne kadar saçma düşündüğümü fark ediyorum. Çünkü bence insan, inanmasa bile aşkın varlığını kabul ediyor. İnanmamak bile bir yerde onun varlığını sorgulamak ve dolayısıyla kabul etmek değil midir??Aşkı tanımlamaya çalışan sayısız açıklama var. Ama nedense hiçbir tanım tam anlamıyla yeterli gelmiyor. Belki de onu bu kadar özel kılan şey, onu tam anlamıyla açıklayamıyor oluşumuzdur… Belki de asıl soru şu olmalı: “Benim için aşk ne??” Benim için aşk, insanın kendini en çok ait hissettiği yerlerde saklıdır… O halde aşkın her hâline iyi geceler…
1000Kitap
Sanat ve Anlam Arayışı
Çocukluğumuzdan itibaren bize hedef koymak öğretilir. İyi notlar alırsak, istediğimiz bölümü kazanırsak, iyi bir işe girersek ya da uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir şeyi başarırsak mutlu olacağımız söylenir. Bu yüzden hayatın önemli bir kısmı bir sonraki hedefe doğru yürüyerek geçer. Bir sınava hazırlanırız, bir ev almak için yıllarca para biriktiririz, çocuklarımız için hayaller kurarız. Hedeflerin şekli değişir ama verdikleri vaat pek değişmez. Bir gün her şey biraz daha yerine oturacaktır. Bu inanç bütünüyle yanlış değildir. Uzun zamandır beklenen bir haber geldiğinde, yıllarca emek verilen bir iş sonuçlandığında ya da büyük bir özlem sona erdiğinde hissedilen sevinç gerçektir. Yalnız bazen insanı şaşırtan başka bir şey olur. Ulaşılması gereken şeye ulaşılsa da, ulaşılmasa da, hatta görünürde hiçbir sorun yokken bile içimizde açıklaması zor bir eksiklik hissedebiliriz. O eksiklik hissiyle ne yapacağımızı bilemeyiz. Kimi zaman yeni hedeflere yöneliriz, kimi zaman kendimizi daha yoğun çalışırken buluruz. Çünkü başımıza gelenleri yalnızca yaşamakla yetinmeyiz. Onları birbirine bağlamaya çalışırız. Tarif etmekte zorlandığımız duyguların kaynağı da çoğu zaman budur. Eksik olan şey her zaman yeni bir hedef değildir. Daha çok, yaşadıklarımızın nasıl bir bütünün parçası olduğunu görebilmektir. Mutluluk aradığımızı düşünürüz. Oysa çoğu zaman peşinde olduğumuz şey, yaşadığımız hayatın bir yere oturduğunu hissedebilmektir. Yerine oturmayan parça Aynı olay iki farklı kişinin hayatında bambaşka izler bırakabilir. Bir ayrılık birini yıllarca geçmişe bağlarken, başka biri için yeni bir başlangıca dönüşebilir. Bir başarı birinin yönünü değiştirirken, başka biri için kısa süreli bir sevinç olarak kalabilir. Başımıza gelenler kadar, onlara verdiğimiz anlamlar da kim
Makale|Yazı
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
İnsanın mutluluğu elde etmesi en başta nefsinin istek ve arzularını kontrol altına almasına bağlıdır .Ardından da bilgi ve kültür düzeyini yükseltmeli ahlakını güzelleştirmeli ve salih ameller yapmalıdır. Kişi ancak bu şekilde olgunluk derecesine ulaşır ve mutluluğu elde eder .Tam aksine nefsini istek ve arzularını kontrol altına almaz nefsini tutsağı haline gelirse böyle bir insan Kur'an'ın ifadesiyle aşağıların aşağısına düşer ve sürekli kötülüğe davetiye çıkarır Kur'an böyle bir nefsi kötülüğü emreden anlamında nefsi emmari olarak adlandırır .Artık böyle bir insan Allah'ı unutmuştur Allah'ı unuttuğu için kendi benliğinde unutmuştur .Sadece bedensel yeteneklere Arzuları hırsları dünyevi zevk ve tutkuları için yaşamaktadır .İnsanın arzu ettiği her şeye sahip olma hırsı tahmin edilenin aksine kişiye mutluluk değil mutsuzluk getirir. Zira terbiye edilmemiş bir nefis insanın en büyük düşmanıdır nice kötülükler eğitilmemiş nefislerin bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve istekleri yüzünden işlenmektedir.
Alıntı