Aşkın hayatın zevkli kısmı olduğu söylenir; oysa başka hiçbir ilişkimizde birbirimizi bu kadar incitmeyiz ya da incinmeyiz.
Aşıkların birbirlerine yaptıkları zalimlikler, değme düşmana taş çıkartacak cinstendir. Aşkın Güçlü bir mutluluk kaynağı olacağını umsak da aşk, bazen ihmaller, karşılıksız özlemler, kinler ve terk etmelerin yaşandığı bir mücadele alanına dönüşür. Huysuzlaşır, pireyi deve yaparız, sürekli kusur bulur, öfkeden kudururuz, nedenini ya da nasılını tam kavrayamadan, hayatımızı da, o bir zamanlar güya çok kıymet verdiğimiz ilişkimizi de mahvederiz.
"Gerçek ve tam mutluluk insanı kendi kendine yeterli kılan, güçlendiren, saygın bir kişi haline getiren, şöhret sahibi yapan ve sevindiren mutluluktur. Seni bütün içtenliğimle anladığımı kanıtlamam gerekiyorsa, bu değerlerin hepsi bir ve aynı olduğuna göre, onlardan herhangi birini gerçekleştiren kişinin tam anlamıyla mutlu olduğunu artık kayıtsız şartsız biliyorum."
"Ah benim öğrencim, bunu bilmekle mutluluğu yakaladın, bir de şunu eklemiş olsan...," dedi Felsefe.
"Neyi?" diye sordum.
"Bu tür bir mutluluğu herhangi bir ölümlünün ya da gelip geçici şeylerin yakalayabileceğine inanıyor musun?"
"Hayır," dedim, ama zaten daha fazla söze gerek kalmadan bunu kanıtladığını düşünüyorum."
her şeyi kafaya takarsanız, sürekli rahat ve mutlu olmaya hak kazandığınızı düşünürsünüz, her şey tam da sizin istediğiniz gibi olacaktır. İşte bu düşünce hastalıklıdır ve kanınızı emer. Her tersliği haksızlık, her mücadeleyi başarısızlık, her tutarsızlığı kişisel bir eksiklik, her anlaşmazlığı ihanet olarak görmeye başlarsınız. Kafatasınızın boyutlarındaki küçük cehenneminize kısılırsınız, her şeyi kendinize hak görerek durmadan yaygara kopartırsınız