Kitap uzun uzadıya incelemeyi hak ediyor. Lakin belirli bölümleri atlayarak okuduğum için bu minvalde bir değerlendirme yapamayacağım.
Sadece şunları diyebilirim:
Felsefe; İnanç ve ısrar arasında savunma verdi...
Felsefe; kader ve özgürlük girdabında mısralaştı...
Felsefe; "aşk" ve doğayı teselli etti..
Boethius (475-526), Romalı bir filozof, devlet adamı ve de matematikçidir. Kendisi, Roma'nın en köklü ailelerinden birine mensuptur; küçük yaşta yetim kalınca, devrin mühim aristokratı Symmachus tarafından evlat edinilmiş ve iyi bir eğitim alması sağlanmıştır. Boethius, devletin yüksek kademelerinde vazife yaptığı sırada, siyasî rakiplerinin iftiraları neticesinde vatan hainliği ve büyücülükle itham edilmiş ve muhakeme dahi edilmeden zindana atılmıştır. Yaklaşık iki sene zindanda tutulan Boethius, 526 senesinde işkence görerek -alnına geçirilen bir sicim gözleri yuvasından fırlayana kadar gerilmiş ve o haldeyken kalın bir sopayla ölünceye kadar dövülerek- idam edilmiştir.
Felsefenin Tesellisi (Philosophiae Consolatio), işte bu hapis günlerinde kaleme alınmış bir eserdir. Yani Boethius, bu eseri idamını beklerken yazmıştır. O sebeple eserin duygu yüklü bir samimiyet içerisinde yazılmış olduğunu söyleyebiliriz.
Metin beş bölümden meydana geliyor. Kendisi hücresindeyken "felsefeyi" temsil eden bir bilge kadın yanına gelir ve aralarında diyaloglar başlar. Bu diyalogların ana mevzusu hayat, inanç ve Tanrı'dır. Metin boyunca inanç ve akıl bir uyum içerisindedir. Dünyevi zenginliklerin, makamın ve şöhretin geçiciliği, kaderin rolü ve asıl mutluluğa ancak fazilet ve Tanrı'ya yönelmekle erişilebileceği işlenir.
Eserin içerisinde hikmetler içeren bir çok tespit yer alıyor. Bu sebeple mühim bir metin olduğunu söyleyebilirim.
Okumuş olduğum Kabalcı Yayınevi metnin orijinalini de baskıya dahil etmiş, o sebeple 398 sahifelik kitabın Türkçe tercüme kısmı 200 sayfa kadar yer tutuyor. Tercümeyi ise maalesef pek beğenmedim. Mütercim çok fazla sel-sal ilaveli kelimeler ve "tümel, tikel" gibi tuhaf kelimeler kullanmış. Bu da bence metnin seviyesini zedelemiş.
Düşünce eserleri okumayı
Kendini savunma hakkı bile tanınmadan, vatan haini suçlamasıyla infazına karar verilerek zindana atılmış bir Romalı devlet adamı ve filozof Boethius.
Ölümünü beklerken, kendini teselli etmek için bu kitabı yazmış. Vatan hainliği suçlamasıyla, infaz edildiği yıl aynı, demek oluyor ki kısa zamanda yazıldı kitap. Öldürüldüğünde 44-45 yaşındaymış sadece. İnsanın içi cız ediyor.
Kadın suretinde görünen felsefe ile konuşmaları biraz Sokrates'in karşı tarafı düşündürmeye yönelik sorularına benziyor. Platon felsefesinin bütünlüğünü bozduğunu düşündüğü Stoacılara benzer bir şeyler var kader anlayışında ve zenginlik, şöhret gibi dünyeviliklere olan kayıtsızlığında. Beklediğim kadar Hristiyanlık etkisinde bir metin değildi.
Sıkıntılı günler yaşadığımız şu zamanda okunacak daha iyi bir kitap bilmiyorum. Belki Marcus Aurelius'un Düşünceler'i; fakat o zindanda ölümü beklerken kaleme almamıştı kitabını. Boethius ise her şeyini yitirmiş ve sonunu bekleyen bir adam olarak yazmış bütün bunları. Düşününce bile ürperiyor insan. Kaderle ilgili yazdıklarından bir alıntıyla bitireyim:
"Doğa seni annenin rahminden yarattığında, seni çıplak ve hiçbir şeyin yokken aldım ve benim kaynaklarımla besledim. Seni şımartacak şekilde üstüne düştüm ve pohpohlayarak yetiştirdim. Benim yetkimdeki her şeyin en bereketlisi ve görkemlisiyle donattım seni. Şimdi canım senden el çekmek istiyor. Başkasına ait olanları kullandığın için minnet duymalısın. Tamamen sana ait olan şeyleri kaybetmişsin gibi şikayet etmeye hakkın yok ki! Kaybettim diye hayıflandığın şeyler sahiden senin olmuş olsaydı onları asla kaybetmezdin."
Çok zengin ve kaderi başta güzel gidiyordu . Yüksek makamda fakir zengin ayırt etmeksizin yardıma koşardı halkı düşünürdü kötü kesimin gözüne batan bu insanlıklar iyilikler başına dert olmaya başladı vazgeçmedi felsefeyle sohbete giriyor iyiliği kaderi Tanrıyı sorguluyor.
Felsefeye ilgisi olan insanların kütüphanesinde bulunması gereken bir metin. Boethius, gerçek bir filozof edasıyla hareket etmiş, hapishane de bile felsefenin bir yoldaş olabileceğini ispatlar niteliktedir. Felsefe yani değer yargılarıyla mücadele eden filozof için harika bir rehber kitap. Tavsiye edilir.
ey ölümlü insan!Seni böyle hüzne kedere boğan ne?kaderin sana karşı değiştiğini sanıyorsun,ama yanılıyorsun.seni aldatırken de aynıydı,sahte mutlulukların büyüsüyle seni baştan çıkarırken de…sen şimdi bu kör tanrıçanın ikiyüzlülüğünü yaşadın
Ancak her düşkırıklığının temelinde aslında aynı şey yatar.İsteklerimiz gerçekliğin o yıkılmaz duvarına çarpar
Merhaba kitap dostlarım ️
Bugün hayata dair,çok güzel bir felsefe kitabını tavsiye edeceğim sizlere.Dantenin“son romalı”dediği Boethius un hayatı oldukça zor.İ.S 480-524 yılları arasında yaşamış.Çok iyi eğitim almış ve konsülde çok iyi yerlere gelmiş.fakat birgün talihsizlik ve iftiralar sebebiyle “vatan hainliği”suçlamasıyla hapse atılmış.korkunç işkencelere maruz kalarak genç yaşta ölmüş.Ölümünü beklerken teselliyi felsefede bulmuş ve bu kitabı yazmış.felsefeyi zindanda kendisine görünen çok güzel bir kadın olarak tasvir eder.düşüncelerinde kendisine yardım edecek tek şey felsefedir.
Kitap inancın ve aklın muhteşem bir uyumudur.tanrısal öngörü,kader ve özgür irade üzerine sorgulamalar derin düşüncelere dalmamıza neden oluyor.bunu anlatırken çok anlaşılır ve sade bir dil kullanıyor.
Bukadar derin bir kitabı burada özetlemek çok zor ama felsefi düşünceye meraklıysanız bu kitabı mutlaka okumalısınızBüyük akılların eşsiz deneyimlerinden yararlanarak dünyayı sorgulama şansı elde ettiğim bir kitap oldu herkese keyifli okumalar
İnsandan beklenen,erdemlerinin peşinden gitmesi ve başını yerden kaldırıp gökyüzünü seyredebilmeyi seçmesidir
Kaybettim diye hayıflandığın şeyler sahiden senin olmuş olsaydı onları asla kaybetmezdin
Dürüst olmayan insanlara bahşedilen yüksek mevki onları değerli hale getirmez,sadece değersizliklerini ortaya çıkarır ve açıkça kanıtlar.
Hiçbir değerli insan yoktur ki,kırk yaşından sonra biraz olsun
Alain de Bottan`dan sonra Felsefenin Tesellisi ismi ile okuduğum ikinci diğer eser de Beothius`un hayatına dair eserdir.
Her iki kitab felsefenin hayatımıza dair sorunlarına ışık tutmağı planlamıştır. Bu kitabın diğerinden farkı bir kişi üzerinden hayata ve felsefeye dair nokta atışları yapmış, Boethius`un hayatı örneğinde insan hayatında karşılaştığı kısıtlama, ihanet ve yalan örneği üzerinden felsefenin insan hayatını kolaylaştırması varlığın bilgisini idrak etmeğe teşfik etmesidir.
Kitap hakkında fazla spoiler vermeden şunları söylemek mümkün. Soylu bir hristiyan ailesinden olan Boethius`un milladdan önce Romada yaşamış, Roma sarayında oldukça başarılı hayatı olmasına ragmen iftiraya kurban giderek hapse atılmıştır. Hayatından bezgin bir şekilde endişe içerisinde zindanda hayatını sürdürerek felsefe bir hayali bir varlık olarak yanına gelerek ona hayatı idrak etmesine ışık tutmuştur. Toplam 5 kitaptan oluşan bu eserde benim dikkatimi çeken son kitapta yer alan kadere dair meselesidir.
İslam dini ve diğer dinlerin dini inanç esasına göre dünya üzerindeki bir nizamın var olması ve onların nelerle karşılaşacağı kısacası yaşamına dair her şey Yaradan tarafından belirlenmiştir. Farklı mezhebi görüşlerin çıkarımlarına göre ise kaderin yönünü değiştirmek insanın kendi elinde mevcuttur. Fakat akli bir varlık olarak insanın kendi yaşamının yönünü değiştirmesi dair ispatı İsra süresinde yer almaktadır. “Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık”, öte taraftan insanın yaşamına dair her şeyin Yaradan tarafından belirlenmiş olup, o kadere mahkum olarak yaşar. Kendi elinde değildir. İslam Eşari mezhep mensupları dahil olmakla beraber yaygın olarak belrilenmiş görüş şudur. Allah insanın kaderini belirlemiş olmasına dua ve insanın kendi çabası ile bunu değiştirme gücüne
Boethius'un ihanete uğrayarak düştüğü zindanda kaleme aldığı mükemmel bir eser. Kaderden, Tanrısal öngörüye, insanın acılara katlanma yöntemi dahil bir çok konuya değiniyor. Büyük bir filozof..
Boethius’un "Felsefenin Tesellisi" (De Consolatione Philosophiae) sadece bir felsefe metni değil, aynı zamanda insanın en karanlık anlarında tutunabileceği muazzam bir irade beyanıdır.
M.S. 524 civarında, Roma’nın en güçlü devlet adamlarından biriyken bir anda "vatan haini" ilan edilip zindana atılması, aslında felsefe tarihinin en dramatik dönüm noktalarından biridir. Ölümün gölgesinde yazılmış olması bu esere eşsiz bir sahicilik katar.
Boethius, zindanda neden bu durumda olduğunu sorgularken karşısına Felsefe Hanım çıkar. Felsefe ona, "Talih"in doğasının zaten değişken olduğunu hatırlatır. Talih bir çark gibidir; bugün seni zirveye taşıyan şey, yarın en dibe indirecektir. Eğer Talih değişmeseydi, o artık "şans" olmazdı.
Eserin kalbinde yatan soru şudur: Mutluluk, dışsal koşullara (zenginlik, makam, şöhret) bağlı mıdır?
Boethius’un Yanıtı: Dışsal olan her şey geçicidir ve insanın elinden alınabilir. Gerçek teselli ve mutluluk ise ancak insanın kendi iç dünyasında, akıl ve erdemle ulaştığı sarsılmaz noktada bulunur.
İşkence gören ve ölüme giden bir adamın, "Kötülerin aslında hiçbir gücü yoktur" demesi ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak Boethius, kötülüğün bir "varlık" değil, iyiliğin yoksunluğu olduğunu savunur. Kötü insanlar arzularının kölesidir; dolayısıyla aslında özgür değillerdir ve asıl cezayı kendi ruhsal sefaletleriyle çekerler.
Orta Çağ boyunca İncil’den sonra en çok okunan kitaplardan biri olması tesadüf değildir. Dante’den Chaucer’a kadar pek çok ismi derinden etkilemiştir. Boethius, fiziksel olarak zincire vurulmuş olsa da zihninin özgür kalabileceğini kanıtlayarak, stoacı bir duruşla Platonik bir bilgeliği harmanlar.
"Kendi içine dönen ve ruhunu sükunete kavuşturan birini, ne zalim bir kralın öfkesi ne de denizin hiddeti
Boethius tarafından yazılan ve felsefe ile ilgili kült eserlerin başında gelen bir kitap "Felsefenin Tesellisi".
Boethius haksızlığa uğrayıp hapse düşer ve bu durumundan hayıflanmaktayken, karşısına felsefe çıkar ve Boethius Felsefe ile başına gelen bu olay hakkında konuşmaya başlar.
Bu süreçte Felsefe, umutsuzluk denizinde çırpınan Boethius'un ruhunu iyileştirmeye karar verir.
İkilinin sohbeti boyunca kader, gerçek iyi, bedensel zevklerin amaç uğruna dönüşmesi vb gibi konuları hakkında konuşulur ve bunlarla ilgili derin bir girdaba girilir.
Toplamda 5 kitaptan oluşan eserin sonunda ise Felsefe, Boethius'a Tanrı'nın sonsuzluğunu ve insanın sınırlı bir varlık olduğunu anlatır. Bunun nihayetinde ise Felsefe kısaca şunu ifade eder: "İnsanlardan beklenen, erdemlerin peşinden gitmesi ve başını yerden kaldırıp gökyüzünü seyredebilmeyi seçmesi gerekir."
Klasik bir felsefe metni olan eser, pek çok konuyu güzel bir şekilde ele alıyor. Felsefeye ilgisi olanların kesinlikle okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
İncelemeyi eserden bir cümleyle bitirmek gerekirse:
"Söyle, yüreğinde saklama
Tedavi olmak istiyorsan, yaranı açmalısın."
Eski bir Roma consulu olan, babasını küçük yaşta yitirdiğinde önemli bir devlet adamı ve aile dostu olan Quintus Aurelius Memmius Symmachus tarafından evlat edinilmesi, onun çocukluktan itibaren çok iyi bir eğitim almasına ve devlet kademelerinde hızla yükselmesine de olanak sağlamıştır.
Boethius, ailesinin soylu adı ve iyi eğitimi sayesinde dönemin kralı Theodoricus Magnus'un (Büyük Theodoricus) güvenini kazanmakta gecikmemiştir. MS 510 yılında, yaklaşık otuz yaşındayken Roma'da consul seçilmiş, 520 yılında kral tarafından Magister Officiorum ünvanını alarak ayrıcalıklı ve onurlu bir göreve atanmıştır.
O sıralarda Roma'nın yöneticileri arasında başgösteren güvensizlik, toplumu hem siyasal hem de dinsel anlamda gittikçe artan bir bunalıma sürüklemiştir, hatta yaşamını kabusa çevirecek olayların başlamasına ve vatan haini olarak suçlanmasına maruz bırakacak kuşku ortamının yaratılmasına neden olmuştur.
Ravenna Sarayı'nda çok rahat bir hayat yaşayan Boethius, kendisini evlat edinen Symmachus'la iyi bir dost olmuş ve kızı Rusticana ile evlenmişti. Bu evlilikten doğan iki oğlu Symmachus ve Boethius adını verdiği iki oğlu da 522 yılında consul seçilince ailenin sevinci iki kat artmıştı. Ama bu durum fazla sürmedi. Senatus'da Boethius'a karşı beslenen düşmanlık hisleri gittikçe yoğunlaştı ve rakiplerinin Kral'a zerkettiği kuşku tohumları ürünlerini vermede gecikmedi. Boethius hain planların kurbanı olarak Theodoricus'a karşı suikast planları hazırlayanların arasına karışmakla suçlandı.
Talihsizlikler, Boethius'un yakın arkadaşı senator Albinus'un suçlanmasıyla başladı. Suçlamanın nedeni, Albinus'un Doğu Roma İmparator'unun çevresindekilere Theodoricus'un küçük düşürücü ifadeler kullanmış olmasıydı. Onu suçlayanlar arasında özel danışmanı Cyprianus başı çekiyordu. Albinus suçlamaları reddetse de İmparator karşı tarafa gönülden inanmıştı.
Bu olaylar sonucunda Boethius, İmparator'un huzuruna çıkıp Albinus'u Cyprianus'a karşı savunmuş ve Roma'nın değerli bir senatoru olan Albinus'un bu suçu işlemiş olması durumunda, kendisinin ve Senatus'un bu suça iştirak etmiş sayılacaklarını, bunun ise asla mümkün olamayacağını belirtmiştir. Bu art niyetsiz söylemin Theodoricus tarafından dürüst bir açıklama olarak algılanması beklenirken, o, tamamen aksine Boethius'un sözlerini yanlış yorumladı ve böylece Boethius'un sonunu hazırlayan süreç başlamış oldu.
İmparator bu açıklamadan sonra suikast planları yapanın sadece Albinus olmadığını, Boethius ve Senatus'un da aynı plana ortak olduğu sanısına kapılınca Boethius da tutuklandı. Boethius'un savunduğu Senatus kendisine hiç de öyle davranmayarak, hatta hiçbir savunma tanımayarak hakkında hemen bir idam kararı çıkardı. Bir anlık cesareti yüzünden hem kendisinin, hem de ailesinin yaşamını altüst eden Boethius mahkemede yapamadığı savunmasını Consolatio (Philosophiae Consolatio) adlı yapıtında yapmıştır.
Boethius'un ölümüne dair kayıtlarda büyük işkenceler çekerek acılar içinde öldüğü yazılıdır. Alnına geçirilen bir sicim gözleri yuvalarından fırlayana dek gerilmiş ve o durumda kalın bir sopayla ölünceye dek dövülmüştür.
En önemli eseri Consolatio, Türkçe'ye 'Felsefe'nin Tesellisi' adıyla, İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çiğdem Dürüşken tarafından Latince'den çevirilmiştir.