Kitapta bir çok konudan söz ediliyor. Ağırlıklı olarak sevgi, saygı, merhamet, güven gibi insanlarla beraber yaşamanın anahtarları olan konular işlenmiş. Yazar apaçık ufkumuzun genişletmeyi hedeflemiş. Bir çok konuda yazara katılıyorum. Çünkü insan olabilmemiz için oluşması gereken durumlara önemle vurgu yapmış. Tarihin ilk dönemlerinden bugüne kadar bir çok iyiliği, sevgiyi, düşünmeyi konu alan farklı hikayelerle hayatımıza yön vermek amaçlanmış olmalı.
Teoman Karadeniz adında bir yazar der ki: “Amacım insanların benim gibi düşünmesi değil; benim gibi, düşünmesi”. Müthiş bir vurgu! Ayhan hoca da aynı konuya vurgu yapıyor. Toplumumuzda herkes edindiği bilgiyi olduğu gibi kabul ediyor. Hiç mi hiç sorgulamıyor. Hâlbuki inancımızda bile ilk emir “İkra/oku!” değil midir? Öyleyse neden okumuyoruz? Neden araştırmıyoruz? Neden sorgulamıyoruz? M. Arnold der ki: ”Fazla hırs ve çok az beyin… İşte dinozorlar neslinin tükenme nedeni. Bence düşünmememiz eğitim sistemimizin dayattığı bir şey. Sistemimiz tüm öğrencileri tek tipleştiriyor. Herkesin aynı düşünüp, başka fikirlere kafa yormamasını istiyor sistem. Neden? Çünkü sistemin başındakiler devrilebilir de ondan. Sonra da “Neden gelişmiyor bu ülke?” gibi sorular artıyor. Milyonlarca öğrencinin okul okuması ya da üniversite mezunu olması ülkemizin gelişmiş olduğunu, ülkemizde kültürlü insanların çok olduğunu göstermez! Çünkü küçüklükten farklı düşüncelere kapatılan beynimiz büyüdükten sonra farklı düşünme ihtiyacını duymaz. Ve üniversite öğrencisi dört yıllık eğitiminde bir kitap bile okumaz. Neden okusun? Sistem okumasını istemiyor. Sistem farklı düşünmesini istemiyor. Çok karşılaştım üniversitede, sınıf ortamında: herhangi bir konu hakkında fikrimi söylediğimde sınıfta gülüşmeler oluyor ve hocalarım da pek söz hakkı