Mecburiyet
Yapmak istemese de kaçamadığı bir mecburiyet.
Askerlik görevi savaş yıllarına denk gelen kahramanımız, insanların birbirini öldürmeye zorlandığı bu sistemin bir parçası olmak istemez. Karısıyla beraber savaşın olmadığı İsviçre'ye kaçmayı başarır. Nazilerin savaşında, tehdit altındaki tüm Avrupa'da İsviçre güvenli ve savaşın olmadığı bir yerdir.
Ama burada da rahat bırakmazlar kahramanımızı. Uzun bir süredir çağrılmayı bekleyen kahramanımızın içindeki fırtına boşuna değildir. Ama karısı onu göndermemeye kararlıdır. Zaten onu çağıran, sistem dediğimiz şey bir başçavuşun yazdığı kağıttan ibaret değil mi, kim ne yapabilir ki. Kahramanın içi içini yemektedir. Zorla götürülme korkusu her anını ıstıraba dönüştürmektedir. Karısıyla girdiği tartışmada askere gitme kararından vazgeçmez ve teslim olmak için yola çıkar.
O esnada denk geldiği, savaştan dönen askerleri görür. Tanık olduğu manzara onu dehşete düşürür; sevdiklerinden ayrı kalmış insanların sevinç çığlıkları, beklediği kişiyi göremeyenlerin endişeleri, geri dönse de sakat kalmış askerleri ve dönse bile hiç bekleyeni olmayanları... Bu manzara savaşa, insanların emirlerine sorgusuz sualsiz itaat etmeye, köle olmaya, özgürlüğün elinden alınmasına karşı olan tavrına daha bağlanmasına vesile olur.
Korkularına boyun eğmeyerek evine, karısına ve köpeğine geri dönen kahramanımız, böyle bir suça ortak olmamanın verdiği mutlulukla iç huzura erişmeyi başarmıştır.
Sistem çok güçlü. Sistem her isteğini alabiliyor. Özgürlüğünü bile... Ama sevgi, bu yolda verilen savaşta çok büyük direnme gücü sağlıyor.