Berlin radyosunu açıyorum. Gene vurup kırma avazesi ve yapılan zarar ziyanla övünme... Roma da, Paris te, her tarafta hep aynı terane, aynı çeşit sesler...
O düşman, bu düşman, şu halde dost kim? İnsanlık nerde? O yok işte...
Mademki insan denen mahlukta bu intikam, bu kin ve çeşit çeşit hırslar yanardağı vardır. Birbirine sürten çakmak taşından ateş çıktığı gibi, karşılıklı çatışan düşünce ve duyguların da savaşlara yol açmaması nasıl düşünülür?
İş, yeryüzünden cenkleri kaldırma gayreti içinde olmak değil, hayat sahnesinden vahşeti, zulmü ve gaddarlığı kaldırmaktır.
Her şeyin düzelmesi, insanın kendi düzelmesine bağlıdır.
Acaba duyan var mı? Hiç sanmam. Olsa, yeryüzünde bu nifak, bu gaddarlık, bu riya, bu çekişme, bu ihritas, bu vahşet, bu zulüm, hele de bu gaflet kalır mıydı?
Avrupa burjuvazisinin ' İnsan Hakları Beyannamesi' ile vardığını zannettiği nokta, hürriyet idiyse de ferdiyetçiliğe tırmanan ve zirveleştiğini iddia eden hürriyetin nihai durağı da rasyonalizmdi. Halbuki rasyonalizm, insanla kainat arasına giren ve onları birbirlerinden ayırıp iki dostu düşman eden sağlıksız bir inançtı.