Ben de unutursam kendimi, kim hatırlayabilirdi ki? Kim bilebilirdi gerçek Kayra'yı eğer ben hatırlayamazsam? Kimse! Hiç kimse. Yaşadığıma tek kanıt hafızamdı. Üzüntülerimin, başarısızlıklarımın, aşklarımın, çaba ve yorgunluğumun tek kanıtı. Belgelere inanmıyordum. Hepsi de sahte olabilirdi. Tıpkı bazı şiirler, şarkılar, romanlar, öpüşler ve düşlerin olduğu gibi. Cebimdeki pasaportum ve benim gibi...
Ve nefesimi tuttum. En derine, en dibe inebilmek için. Bıraktım kendimi hayat okyanusuna. Beni dibe çeken zihnimin ağırlığıydı. Ve dibe daha çok vardı. Ama gidiyordum. Yavaş yavaş. Ayaklarına beton dökülmüş bir mafya kurbanı gibi... En derine. Dünya yuvarlak. Hayat da öyle. En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın. Nereden baktığına bağlı. Nerede doğduğuna. Doğduğun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı. Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı...
Ne ölüm, ne de hayat! Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirinin eli bana değmiyor. Çünkü ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım... Bütün hayat bir ilüzyon. Benim gibi, Kayra gibi...