S.A.-“Dinle! Nasıl bir gurur ve büyüklenme içindeydin? Hatırladın mı? Topladığın kalabalık orduya güvenip kendini daha en başında zaferin sahibi farz ettin. Unuttun ki zaferlerin asıl sahibi Allah’tır. Sana elçi gönderdim. Yanında da İslam halifesinin temsilcisi… Elçiye kötü davranılır, hakaret edilir mi? Bir hükümdar elçilerden öç almaya kalkar mı? Hatırla söylediklerini: İsfahan’da kışlayacak, Hemedan’da hayvanlarını barındıracaktın. Öyle mi?” ………
R.D.-Ey Sultan Alparslan! Senin ülkeni, tahtını almak için büyük bir ordu kurdum. Evet, çok para harcadım. Eğer savaşı kazansaydım bir daha topraklarıma tek bir Türkmen atlısının girmesine bile izin vermeyecektim. Bütün bunlara rağmen savaşı sen kazandın. Yapacak bir şeyim yok. Elindeyim, tutsağınım. Bana ne yaparsan yap. Eğer başımı vurdurursan daha memnun olurum. Ama bana acı sözler söyleme.”
S.A.- “Söyle bana Bizans imparatoru. Bu olanların tersi olsaydı. Savaşı ben değil de sen kazansaydın. Tahtta oturan sen, önünde diz çöken ben olsaydım. Ne yapardın? Nasıl davranırdın bana?”
R.D.- “Savaşa katılan bütün beylerini işkence ile öldürürdüm. Seni bağlatır, diyar diyar gezdirirdim. Burada kalmaz, başkentine doğru yürütürdüm ordumu.”
S.A.-“……..Peki, şimdi benim sana neler yapacağımı biliyor musun?”
R.D.-“Çok kötü şeyler.”
S.A.-“Başka şeyler söyle ve beni ikna et. Allah adına canını bağışlamam için öyle şeyler söyle ki…”
R.D.- “Güç senin elinde Sultan Alparslan. Bana her istediğini yapabilirsin. Seni durduracak ve önüne geçecek bir şey yok.”
S.A.-“…….”
R.D.-“…….”
S.A.-“Allah adına, senin canını bağışlıyorum Diogen. Seni adamlarınla birlikte serbest bırakacak ve sağ salim göndereceğim buradan. Sözlerini yerine getirmeni, bana bağlı kalmanı bekleyeceğim.”