• Sokak köpeklerindeki hüzün ve yaşamın gizemini çözmüş gibi duran bilgelik hep etkilemiştir beni.
  • Bir hafta sonu kuşları geri dönmemiş. Boş boş, hâlâ inanamıyormuş gibi bakmıştı yüzüme. Ne olduğunu, onların başına neler geldiğini öğrenememiş. Elli kuştan yalnızca biri geri dönmüş. O anda ihanete uğradığı için çılgına dönen biri, güvercinin sadakatini anlayacak durumda olabilir miymiş? Nasıl olsunmuş ki. Bütün firarilerin cezasını ona kesmiş ve boynuna tasma geçirip iple kafesine bağlamış. Bir kuşun minicik kalbini çok büyük kırdığını bilmiyormuş tabii.
  • Uzun bir aradan sonra hizlandırılmış okuma moduna almışken kendimi şu ara mevsimlerden olsa gerek kisa kitaplara ağırlık vermek istiyorum.Aklımda belirledigim listeyi bitirmek için çabalarken liste dışındaki yazar "Cemil Kavukcu" ısrarla okumam gerektiği noktasında göz kırpmaya başlamisti,israrlara dayanamadım okudum ben de :) Erhan
    Bey de sağ olsun etkili oldu bu konuda farkında olmadan öncülük ederek.. İyi ki okumuşum.İlk defa tanıştığım bir yazar için bu şekilde yorumda bulunmak belki tuhaf gelebilir size ama "SEVDIM".Cemil Kavukcu ne yazarsa okurum gerçekten.Öyle üst üste değil ama ara sıra oykulerinde kekremsi bir tat almak için ,bazen otekilestirilmis, dışlanmış yaşamlarin hanesinde dinlenmek ,dinlenirken de demlenmek için.Öyle uzaklarda aramayın yazari kendi içimizde ,Anadolu'nun bağrindan yani kesfedilmesi gereken güçlü bir kalem .

    Kendinize yakın hissettiğiniz kişileri her anlamıyla tanımak,baginizi kuvvetlendirmek istersiniz ya ;ben de az da olsa Cemil Kavukcu'yu araştırmaya, anlamaya, tanımaya çalıştım.Bundan dolayı biraz kendisini tanıtmak istiyorum öncelikle.Çünkü yazdığım incelemeler benim için çok kıymetli ve arsivim oluşsun istiyorum geleceğe yönelik.Bundan dolayı kendime iyilik etmek için emek vermeye de çabalıyorum.Henüz yeni de olsam edebiyatı seviyorum ya.Yazar küçük yaştan beri kitap okuyan ve okumayı çok seven birisi.Okuduğu her kitapta roman karakterlerini kendisine yakın bulduğunu,kendisini onların yerine koyduğunu,onlardan etkilendiğini ifade ediyor kendisini dinlediğim bir oturumda.Hatta düşünün "Rüzgar Gibi Geçti" kitabı var ya meşhur benim hala okumadığım tabiki,16 yaşında okumuş olduğunu ve oradaki Rhett karakterini kendisine yakın bulduğunu söylüyor.Fakat yazar okuduğu kitaplarda bir sürü dünya,bir sürü insanla karşılaşmış olmasına rağmen;
    "Benim tanıdığım insanlari orada göremiyorum.Içinde yaşadığım toplumdaki insanlar bir türlü karşıma çıkmıyor,yaşadığım coğrafyada gözlemlediğim çok farklı yaşamlar vardı toplum dışına itilmis,fakat bir türlü karsilasmiyordum ."serzenisiyle okuduğu kitapların kendisini tatmin etmediğini ,eksik bir şeyler olduğunu ileri sürerek içinde yaşadığı toplumun sorunlarını kurgulayarak öyküye dönüştürmeye karar veriyor .Bir elestirmenin ifadesiyle "içinde yaşadığı dili öykü dili" haline getiriyor.

    Bundan dolayı yazar oykulerinde otekilestirilmis,dışlanmış ,toplumun kıyısına suruklenmis,kistirilmis yaşamları,üzerinde pek durulmayan önemli sorunları keskin gozlemiyle edebiyatimiza kazandırmıştır.Aynı zamanda roman da yazmasına rağmen yazar kendisini oykucu olarak görmek istediğini ,öykünün daha cazip olduğunu ve keyif aldığını belirtiyor.Neden roman değil de oykuculuk diye sorulunca kendisine ; "Bir romancı taslagini hazırladıktan,yol haritasını çizdikten sonra masasının başına geçer ,oturup her gün çalışabilir.Ben bu tarzı sevmiyorum yani bir metnin benim üzerimde baskı yaratmasini,otur bugün de çalış demesini sevmiyorum.Öykü öyle bir zorlama getirmiyor bana .O bir coşku anidir.Bazen bir cümle ,bazen bir paragraf,bazen bir sayfa coşku bittiği an bırakıyorum kalemi günlerce birşey yazmıyorum.Benim edebiyatimin en hoşlandığım yani da disiplinsiz olması canımın istediği zaman yazmam."şeklinde açıklıyor .

    Yazar öyküyü kediye benzettigini söylüyor.Kedi kendisini sevdirmek isterse seversin, istemiyorsa tırmalar seni.Öykü yazdırmak istiyorsa yazarsın, istemiyorsa tırmalar yazamazsın.

    Yazarın oykulerinde kadın karakterlerin neden daha az,erkeklerin dünyasının ise neden daha yoğun işlendiği elestirmenlerce sorulunca;aslinda kadın karakterine dolaylı olarak (anne,abla vs.)degindigini ancak oykulerinde "Aşk " konusunu islemediği için okurların bu şekilde hissetmiş olabileceğini belirtiyor .Erkeklerin dünyasına yoğun olarak deginme sebebini ise ;"Kadın karakterini,erkek karakteri kadar canlı cizebilecegimi sanmıyorum.O konuda bir endişem var.En iyi bildiğim, en iyi tanıdığım zaaflarini,hayattan beklentilerini kirginliklarini,kırıklıklarını en iyi bildiğimi düşündüğüm bir dünyayı yazmak istiyorum."tanımış oldugu bir dunyayi daha kolay resmedebilecegini ifade ediyor.

    Yine yazar önceleri oykulerinde surekli kasaba konusunu ele alma sebebini de kasaba korkusunun olduğunu,orada yasamak,orada kalmak ,oradan çıkmamak korkusunun oldugunu;orada kalırsa anlattığı kişiler gibi olacagi endişesini taşımış.Kasaba saplantisi kendisine 7 kitaba mal olmuş.

    Tasmali Güvercin eserine gelince 11 oykuden oluşan kasabanın kamera arkası yasamlarina ışık tutulan ayni zamanda fantastik unsurlarla kurgulanan yazarın ustalık eseri.Yazar öyküyü "Görünmeyen " ve "Defter" olarak iki kısma ayirmis.Birinci kısımdaki Teferiç,Tasmali Güvercin,Eran Kaptan,Madalyon öykülerini sevdim.Defter kısminda da Gölge Içindeki Orman,İş konusu,Sarıkız Olayı öyküleri güzeldi.Genel olarak yazar kültürel yabancilasma,otekilestirilmis,dışlanmış,itilmis,
    yaşam hakkı elinden alınmış,hor görülmüş,toplumun kıyısına suruklenmis,parsellenmis,
    robotlasmis,simarmis,özgürlüğüne körü körüne baglanmakla boynuna tasma takılmış pek asinasi olmadığımız veya görmezden geldiğimiz yasamlarin,varoslarin içine çekiyor okurlarini.Görünmeyen yaşamları görünür hale getiriyor.Bu açıdan çok kıymetli buldum kendisini.Adeta onların yerine koyuyor yazar sizi düşündürüyor.Fethi Naci'nin “Elini neye değdirse öykü oluyor, tam bir anlatı ustası” ifadesiyle Sıcak Üçlemesi öyküsünde olduğu gibi çok rahatlıkla öykü cikarabiliyor yazar tebessümle.Acı hayatlara degindigi için buruk tatlar bırakıyor sizde yazar.Defter kısmında da öyküyü parçalıyor ,kesitlere ayırıyor sonra bir şekilde birleştiriyor.Postmodernsi bir tarz uyguluyor.Yazarın dili yalın,anlaşılır gayet akıcı.Gözlem gücü yüksek.Duyarlı.Diyaloglar mükemmel.Yer yer --bu kitapta çok fazla yoktu-- argo tabirlerle karsilasabilirsiniz.Yazarın ictenligi,samimiyeti,sıcaklığı kalemine yansımış.Adeta okurlarini okumaya ve de yazmaya {beni bile (!)} teşvik ediyor .Hatta kafamda öykü ile ilgili soru işaretleri vardı çoğunun cevabını buldum yazarın öykünun konusunu işleme tarzıyla .Öykü konusunda hatta sembolik ,dussel ogelerle ufkumu açtı,yol gösterdi diyebilirim.

    Velhasıl efendim siz de benim gibi hala geç kaldiysaniz daha fazla bekletmeyin kendisini.

    Meraklisina yazarı tanimak icin faydalandigim linkleri bırakıyorum .

    https://youtu.be/NtNzMu15Lf4

    https://youtu.be/GMh41pIrXrI

    Keyifli okumalar ....
  • İlk defa okuduğum okurken büyük keyif aldığım bir yazar oldu #cemilkavukçu.
    Yazdığı her öykünün,alt yapısında güzel dersler veren bir kitap diyebilirim.
    .
    Kitap iki kısımdan oluşmuş ilk kısıma -görünmeyen-,ikinci kısıma ise -defter- adı verilmiş kısaca hepsi birbirinden güzeldi diyebilirim
    .
    İlk kısımda Teferiç,Tasmalı Güvercin ve Eran Kaptan,ikinci kısımda ise İş konusu ve Sarıkız öykülerini çok beğendim..
  • günümüz türk öykücülüğünün en iyi isimlerinden biri olan Cemil Kavukçu'yu daha önce çeşitli dergilerde duymuş ve Sait Faik- Orhan Kemal çizgisinde yazdığını öğrenince ilerde okurum diye not almıştım. çünkü Sait Faik de Orhan Kemal de severek okuduğum yazarlar. gelelim Cemil Kavukçu'nun öykülerine. yer yer Sait Faik- Orhan Kemal etkileri gördüm: sade, yalın bir dil ve içten, sıcak bir uslup; sıradan, küçük insanların yalnızlıkları, acıları, hüzünleri, sevinçleri...
    öykü okumayı sevenlere tavsiye ederim. ben öteki kitaplarını okumaya karar verdim bile.
  • "...
    Hatasını anlayınca tasmayı hemen çıkarmış. Kuş o kadar kırılmış ki, yemeden içmeden kesilmiş. Uçmak da istemiyormuş. Ne zaman eline alıp terastan havaya fırlatsa hemen geri dönüp kafesine giriyormuş. Yemeyip içmeyip ölümünü beklerken, adamı da öldürüyormuş. Ne denediyse olmuyormuş."
  • “Öğretmenim,” dedi Selma yutkunup güç toplayarak, “teferiç demek, dere kenarına, tarlaya, çayıra sefaya gitmek demek…”

    “Haa,” dedi öğretmen yan gözle Sami’ye bakarak, “piknik yani…” Yüzünde hâlâ sıkkın bir ifade vardı. Başını ağır ağır salladı. “Bunda ağlayacak ne var oğlum!” dedi, “Anlatsaydın ya piknikte neler yaptığını…”

    Sami başını eğmiş, kesik kesik burnunu çekerek önüne bakıyordu."