TÜRK EDEBİYATINDA FRANSIZ EDEBİYATI ETKİSİ ÇALIŞMALARI ÜZERİNE BİR İNCELEME İrem ÇANDIR Medeniyetler insanların meydana getirdiği bir dünyadır. Ve bu dünyanın kendilerine ait kültür, değerler ve bir yaşam tarzı vardır, zaman zaman bu insanlar birbirleriyle edebiyat, tarih ve sosyoloji kavramları içerisinde faydalı bir alışveriş gerçekleştirirler, Türkler ise edebiyat alanında en çok Fransız toplum ve kültüründen faydalanmıştır, hatta Türk Edebiyatı’nın büyük bir bölümünü Fransız Edebiyatı’nın örnekleriyle oluşturulmuş eserler oluşturur, Fransız Kültür’ü gerek dil gerek yaşam tarzı kıyafet ve eğlence, alafranga yaşam şekilleri ile Türk Edebiyatı’na etki etmiş ve bu batı mefkuresi dahilinde eserler kaleme alınmış gerçek hayata nüksetmiş ve batılı bir yaşam tarzına örnek olacak karakterler Osmanlı toplumu ve yaşam şeklini değiştirmiştir. Bir nevi o dönemin edebiyatı bir sosyal medya konumundadır. İnsanlar roman, tiyatro ve gazetede yer alan edebi yazılardan etkilenmiş. Ve bunların Türk Edebiyatı’na yansıması şeklinde Türk Edebiyatı’nın gelişmesine neden olmuştur. Tanzimat’tan sonra garp zihniyetini temsil eden mütefekkirler arasında Fransız inkılabından ve inkılabı hazırlayan mütefikkirlerden mülhem bir siyasi felsefe temayülü hakimdir. Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in makale ve eserlerinde bu eserlerden mülhem oldukları görülüyor. Fakat maalesef gazetecilik, vulgarisation seviyesini aşmıyan bu neşriyat arasında siyasi felsefeye dair ciddi tercüme ne de bir telif vardı. Bu devirde Ziya Paşa’nın tamamlanmamış Emile tercümesiyle, Rousseau’ya dair makalelerinde Ebüziyya Tevfik Mecmuasında ve Namık Kemal’in neşredilmemiş ve mühim bir kısmı kaybolmuş olan bazı tercümelerini ifade etmek gerekir. Rıza Nur “Namık Kemal” adlı eserinde şeraiti içtimai adıyla Contrat social’i
İnternet Fenomeni Kızın İmtihanı (İbretlik Hayat Hikayeleri Mutlaka Okumalısınız) Tüm mahremlerini internet ortamına ama bilinçli ama bilinçsiz şekilde taşıyan genç kızlarımız mutlaka ama mutlaka dinlemeli, Allah rızası için kendinizin iyiliği için dinleyin ve bir an böyle bir durumu düşünün kendi adınıza inşallah.... “Ümmü Gülsüm! Kızım kalk hadi sabah oldu. Nerdeyse öğlen olacak. Bak. Kalkmıyor. Ümmü Gülsüm!” Kırk yaşlarında oyalı yazmalı tatlı bir hanim kızını uyandırmak için odasına girmişti. Elinde teşbihi ile perdeleri açtı. “Yine mi geceye kadar telefonunla meşguldün? Koynunda telefonla uyuyor bak, Telefonla evli sanki.” “Ya annecim lütfen birazcık daha uyayım ne olur?” diye gözleri kısık halde tatlı tatlı annesine baktı Ümmü Gülsüm. “Beş dakikaya masada ol.” diye kızının başını okşayıp içeri gitti genç anne. Ümmü Gülsüm oflayarak hemen yastığının altından telefonunu çıkardı. Bir sürü bildirim gelmişti yine. Heyecanla gülümsedi. Deminki uykusuz halinden hiç eser kalmamıştı simdi. Sekiz saat içinde 52 takipçisi daha olmuştu. Bu çok büyük bir sevinçti. Hemen resimlerinin altına gelen yeni yorumlara ve mesaj kutusundaki mesajlarına cevap verdi. “Ümmü Gülsüm!” diye yine çağırmıştı annesi. Sevinçle telefonunu yatağında bırakarak yerinden zıpladı, elini yüzünü yıkayıp kahvaltı masasına oturdu. “Anneannenin getirdiği eşarbı dolabına koydun mu? Feraceyi dolabına astın mı kızım. Çok yakıştı değil mi? Özel günlerde giyersin” “Asmadım annecim. Boşuna kalabalık yapmasın dolabımda. Zaten taşıyor dolap. Ben öyle giyinmem ki. Bilmiyor musun sanki. Boşuna almış. Geri versin. Resmen içinde kayboldum. Yüzüyordum” “Kızım ne var elbisede? Rahatça giyersin iste” “Of anne seninle mi tartışacağım. Bak kızlarla dışarı çıkacağız bugün. Hemen hazırlanmalıyım” diye ağzına bir iki
Din