• Aslında "eğitim"in tam karşılığı terbiyeden ziyade te'dîb'dir. Fevkalâde önemli olan bu konuyu çok iyi değerlendirmek gerekir. Kanımca nisbeten çok daha yakın zamanlarda eğitim karşılığında kullanılmaya başlanılan bir kelime, ama semantik olarak eğitim kavramını karşılamada pek de uygun ve yeterli gözükmemektedir. Aslında "besleyip-büyütmek", "ortaya çıkarmak", "beslemek", "yetiştirmek", "geliştirmek", "olgunlaştırmak", "olgun ürün vermek", "ehlileştirmek” v.b. anlamlarına gelir. Dildeki kullanımı yalnızca insanla sınırlı değildir; onun semantik alanı diğer türleri de -madenler, bitkiler ve hayvanlar- kuşatır. Büyükbaş, tavuk ve kümes hayvanları yetiştiriciliği, balık üreticiliği, ekicilik, tarımcılık vs. hep birer terbiye şekilleridir. Eğitim ise yalnızca insana mahsus olan bir şeydir. Eğitimin gerektirdiği faaliyet ve içerdiği niteliksel unsurlar ile terbiyenin gerektirdikleri ve içerdikleri aynı değildir. Terbiye ile ayrıca mülkiyet arasında bir bağlantı vardır. Malik, terbiye objesi üzerine terbiye işlemini uygulayandır. Bunu; Allah, İhsan Sahibi, Rızıklandıran, Gözeten, İlah, her şeyin Hakimi ve Rabbi hâkimiyetinin hükmü altındaki her şeye uygulamaktadır. Öyleyse terbiye genellikle, ebeveynin çocukları üzerinde uyguladığı şekliyle anlaşılmaktadır. Fakat terbiye, devlet bazına çıkarıldığında tehlike çanları çalar. Pratikte de gördüğümüz gibi eğitim, seküler egzersizler haline gelir. Üstelik bu uygulamada terbiyenin nihai hedefi yalnızca fizikî ve maddî yapı üzerinde olacak ve yalnızca fizikî, maddî gelişme ve olgunluk ile ilgilenecektir. Bildiğimiz gibi eğitimin özü akla (İntellect) yönelik bir süreçtir ki o da yalnız insanda vardır. Öyleyse, gayesi erdemli insan yaratmak olan eğitimin tam ve uygun karşılığını dikkatlice bulmamız gerekmektedir. Buna tek uygun kelime TE'DİB gözükmektedir bence. Kültürel, dinî ve manevî kavramlar için kullanılan terimlerin seçiminde yapılan hatalar aynı şekilde bilgide, teoride ve pratikte de kagaşaya yol açmaktadır.
  • "Kitabımızda buyurduğu gibi
    'Yoksul adam tavuk yerse
    Ya tavuk hastadır.ya da adam..."
    (Hazindi)
  • Hiçbir dinin emirlerine uymayan ve hiçbir sıhhat kaidesini bilmeden hayret verici bir sabırla, saatlerce, diliyle, dişiyle, gagasıyla bitlenen, yalanan kedi, köpek, maymun, tavuk, temizlikte ve titizlikte birçok insanlara örnek olmaya layık değil midir?
  • Beden mi kişiliği oluşturur yoksa ruh mu?
    -"Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?"
    gibi bir durum. Anladığım kadarıyla bu örnekteki gibi bir etkileşim içindeler. Dolayısıyla hangisinin önce başladığını da bilmiyorum onun için bu bilinmezliği kendi haline bırakıp asıl meseleye geliyorum: "İnsan neden var?" ve ne zamandan beri varız (herhalde döllenme veya doğum demeyeceksiniz çünkü bu kadar kompleks bir yapı bu kadar kısa sürede var olamaz ancak form değiştirebilir, bir dönüşüm ya da bir geçiş).
    Hep bir acı halinde değil mi insan! Şüphesiz öyle. Ancak bu acı halden belli bir kalıba girerek hafifletebilir ve esenliğe göz kırpabiliriz...

    Bu reçetede ne var diye baktığımızda

    ...aklına yatsa da yatmasa da "koşulsuz inanç"
    ...sabır (hak etmediğini düşünmene rağmen, bu durumun geçeceğine inanman ve oluşan tepkini bastırman)
    ...kabullenme (bu durumun bu şekilde cereyan etmesini normal karşılaman)
    ...teslimiyet (süresiz tepkisizlik durumuna geçmen)

    soruya tekrar dönersem vereceğim cevap galiba
    "acı çekmek için var" şeklinde olacak
  • Sahte sözler tavuk kemiği gibidir . Boğazıma takılırlar, ben de onları tükürürüm .
  • Kadın erkek çatışması kapitalizmin sonucudur kapitalist sistemde örneğin serçenin, zürafanın, timsahın cinsiyet önemli değilken tavuk ve horozun cinsiyet önemlidir. Neden? Çünkü kapital düzen tavuğun yumurtasını, ineğin sütünü pazarladığı için ona kıymet verir, onu yüceltir. Marx şöyle söyler: “kapitalizim gölgesini pazarlayanmadığı ağacı keser...” Kadın erkek kavgasına bence bu açıdan bakmak gerekir.
  • Elinde açılmış bir mektupla, soluk soluğa girer.)
    İnanılmaz bir şey baylar! Müfettiş sandığımız adam müfettiş falan değilmiş.
    HEPSİ BİRDEN
    Nasıl müfettiş değilmiş?
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Hem de hiç değilmiş; işte mektupta yazıyor...
    KAYMAKAM
    Ne diyorsunuz? Ne diyorsunuz? Hangi mektupta?
    POSTANE MÜDÜRÜ
    İşte kendi mektubunda. Postaneye bir mektup getirmişlerdi. Adrese bir baktım “Postane Sokağı” yazıyor. Birden donakaldım. Hemen “Herhalde posta işlerinde bir aksaklık gördü, üstlerine onu rapor ediyor,” dedim. Sonra da mektubu alıp açtım.
    KAYMAKAM
    Nasıl yaparsınız bunu?
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Bende pek bilmiyorum; sanki içimden bir şeyler zorladı beni. Mektubu özel ulakla gönderecektim, ama birden hiç duymadığım bir meraka kapıldım. Kendime engel olamıyordum! Mektup beni öylesine çekiyordu ki! Ama içimden bir ses sürekli “Sakın açma! Açarsan tavuk gibi kızartırlar seni!” diyordu. Başka bir ses de “Aç, aç, aç!” diye fısıldıyordu. Mührü koparırken vücudumu ateş basmıştı; mektubu açınca da her yanım buz kesti. Ellerim titriyor, gözlerim kararıyordu.
    KAYMAKAM
    Böylesine önemli bir devlet temsilcisinin mektubunu açmaya nasıl cüret edersiniz?
    POSTANE MÜDÜRÜ
    İşte sorun da bu ya! Hiç de önemli biri falan değilmiş!
    KAYMAKAM
    Peki kimmiş size göre?
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Ne kokar ne bulaşır biri; şeytan bilir kim olduğunu!
    KAYMAKAM
    (Sertçe.)
    Ne kokar ne bulaşır da ne demek? Ne cüretle böyle bir şey söyleyebilirsiniz; ya “şeytan bilir” ne demek? Şimdi sizi tutuklatacağım...
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Kim? Siz mi?
    KAYMAKAM
    Evet, ben!
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Gücün yetmez!
    KAYMAKAM
    Onun kızımla evleneceğini, benim de büyük bir adam olacağımı biliyor musun? Seni Sibirya’ya sürdüreyim de gör!
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Ah, Anton Antonoviç! Ne Sibirya’sı? Sibirya’yı falan bırak şimdi. İyisi mi ben size mektubu okuyayım. Baylar! İzninizle mektubu okuyorum!
    HEPSİ BİRDEN
    Okuyun, okuyun!
    POSTANE MÜDÜRÜ
    (Okumaya başlar.)
    “Azizim Tryapiçkin; başımdan geçen olağanüstü bir olayı hemen sana bildirmek istedim. Yolda tanıştığım bir piyade yüzbaşısı, beni kumarda öyle bir soyup soğana çevirdi ki, kaldığım hanın sahibi neredeyse beni hapse attırıyordu; ama ansızın bütün kent, Peterburglu görünüşüm ve kılık kıyafetim yüzünden beni general, vali gibi bir şey sanmaya başladı. Ben de kaymakamın evine yerleştim, yan gelip keyfime bakıyor, sonunu hiç düşünmeden karısına ve kızına kur yapıyorum; yalnız önce hangisinden başlamak gerektiğine karar veremedim, ama sanırım her türlü hizmete hazır olan anneden başlayacağım. Beraber çektiğimiz sefaleti, parasızlığı hatırlarsın; hani bir keresinde bir pastacı, İngiliz kralı gibi yediğim tartlar yüzünden yakama yapışmıştı. Şimdi işler tamamen tersine döndü. Herkes istediğim kadar borç veriyor. Müthiş orijinal insanlar. Görsen, gülmekten ölürsün. Gazetelere fıkralar yazdığını biliyorum; onları da yazılarına koymalısın. İlk olarak kaymakam, ihtiyar bir beygir kadar ahmak...”
    KAYMAKAM
    Buna imkân yok! Böyle yazmamıştır.
    POSTANE MÜDÜRÜ
    (Mektubu uzatarak.)
    Kendiniz okuyun isterseniz.
    KAYMAKAM
    (Okur.)
    “… bir beygir kadar ahmak...” Olamaz! Bunu siz yazmışsınız.
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Neden böyle bir şey yazayım?
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Okuyun yahu!
    LUKA LUKİÇ
    Okuyun!
    POSTANE MÜDÜRÜ
    (Okumayı sürdürür.)
    “Kaymakam ihtiyar bir beygir kadar ahmak...”
    KAYMAKAM
    Lanet olsun! Tekrarlayıp durmasana! Sanki herkes anlamadı.
    POSTANE MÜDÜRÜ
    (Okumayı sürdürür.)
    Hım... hım... hım... “…beygir kadar ahmak. Postane Müdürü de bir hoş...”
    (Okumayı bırakır.)
    Benim hakkımda da yakışıksız şeyler yazmış.
    KAYMAKAM
    Hayır efendim, devam edin!
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Ne gereği var?
    KAYMAKAM
    Hayır efendim, madem başladık, bitireceğiz! Hepsini okuyun!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    İzin verin ben okuyayım.
    (Gözlüğünü takıp okumaya başlar.)
    “Postane Müdürü, tıpkı bizim bölümün kapıcısı Miheyev’e benziyor; onun gibi ayyaş alçağın biri olmalı.”
    POSTANE MÜDÜRÜ
    (Seyircilere.)
    Bu haylazı bir güzel kırbaçlamalı; aşağısı kurtarmaz!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    (Okumayı sürdürür.)
    Yoksulları Koruma Müdürü’yse... ee... eee...
    (Kekeler.)
    KAROBKİN
    Neden durdunuz?
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Burası pek okunmuyor... zaten herif alçağın biri işte.
    KAROBKİN
    Bana verin! Benim gözlerim daha iyi görür.
    (Mektubu almak için uzanır.)
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    (Mektubu vermez.)
    Yok, burayı atlayalım, devamı daha okunaklı zaten.
    KAROBKİN
    İzin verin ona ben karar vereyim.
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Okumasına ben de okurum, hem devamı daha okunaklı dedim ya.
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Hayır efendim, hepsi okunacak! Öncekileri okuduk ya!
    HEPSİ BİRDEN
    Mektubu verin Artemi Filippoviç!
    (Karobkin’e:)
    Siz okuyun!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Tamam veriyorum.
    (Mektubu verir.)
    Lütfen buradan...
    (Parmağıyla bir yeri kapatır.)
    İşte buradan okuyun.
    (Herkes Karobkin’in çevresine toplanır.)
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Okuyun, okuyun! Bırakın şunu, hepsini okuyun!
    KAROBKİN
    (Okur.)
    “Yoksulları Koruma Kurumları Müdürü Zemlyanika, Yahudi takkesi takmış domuzu andırıyor.”
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    (Seyircilere:)
    Aman ne zekice! Yahudi takkeli domuzmuş! Domuzların takke taktığı nerede görülmüş canım?
    KAROBKİN
    (Okumayı sürdürür.)
    “Lise Müdürü’yse baştan ayağa soğan kokuyor.”
    LUKA LUKİÇ
    (Seyircilere:)
    Yemin ederim ağzıma soğan koymuşluğum yoktur.
    AMMOS FYODOROVİÇ
    (Alçak sesle.)
    Tanrı’ya şükür, benim hakkımda bir şey yazmamış hiç değilse!
    KAROBKİN
    “Yargıç...”
    AMMOS FYODOROVİÇ
    Al bakalım!
    (Yüksek sesle.)
    Baylar, bu mektup epey uzun anlaşılan. Hem içinde okumaya değer bir şey de yok; bir sürü zırvalık işte.
    LUKA LUKİÇ
    Hayır efendim!
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Olmaz, okuyun!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Hayatta olmaz, okuyun!
    KAROBKİN
    (Okumayı sürdürür.)
    “Yargıç Lyapkin-Tyapkin tam bir moveton...13”
    (Durur.)
    Bu Fransızca bir sözcük galiba.
    AMMOS FYODOROVİÇ
    Şeytan bilir ne anlama geliyor! Dolandırıcı gibi bir şey demekse yine iyi, daha kötü bir anlamı da olabilir.
    KAROBKİN
    (Okumayı sürdürür.)
    “Yine de buralılar, konuksever ve iyi yürekli insanlar. Hoşça kal azizim Tryapiçkin. Ben de senin gibi edebiyatla uğraşmak istiyorum artık. Yaşamak öyle sıkıcı oldu ki kardeş, insan biraz da ruhunu beslemek istiyor. Artık daha soylu işlerle uğraşma zamanının geldiğini görüyorum. Bana mektup yazarsan Saratov İli, Podkatilovka Köyü’ne yaz.
    (Mektubun arkasını çevirip adresi okur.)
    Sayın Bay İvan Vasilyeviç Tryapiçkin’e, Postane Sokağı, doksan yedi numara, üçüncü kat, sağdaki daire, Peterburg.”
    KADINLARDAN BİRİ
    Ay ne feci!
    KAYMAKAM
    İşte şimdi mahvoldum, mahvoldum! Öldüm ben, bittim! Gözlerim kararıyor hiçbir şey göremiyorum. Domuz suratlarından başka bir şey göremiyorum... Tutun, bana getirin onu!
    (Ellerini sallar.)
    POSTANE MÜDÜRÜ
    Nasıl yakalayacağız? Bile isteye en iyi arabayı verdirttim; üstelik şeytan dürtmüş gibi, bütün istasyonlara da at hazırlamaları için önceden yazılı emir gönderdim.
    KAROBKİN’İN KARISI
    Görülmemiş bir karışıklık!
    AMMOS FYODOROVİÇ
    Lanet olsun baylar! Benden üç yüz ruble de borç aldı.
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Benden de üç yüz ruble aldı.
    POSTANE MÜDÜRÜ
    (İç geçirir.)
    Ah! Benden de üç yüz ruble aldı.
    BOBÇİNSKİ
    Pyotr İvanoviç ile benden de altmış beş ruble aldı efendim.
    AMMOS FYODOROVİÇ
    (Elleriyle bir şaşkınlık jesti yapar.)
    Bu iş nasıl oldu baylar? Nasıl oldu da böyle bir yanlış yaptık?
    KAYMAKAM
    (Alnına vurarak.)
    Nasıl, nasıl yedin bu numarayı ihtiyar budala! Aklını mı kaybettin, koyun kafalı!.. Otuz yıldır görevdeyim, hiçbir tüccardan, hiçbir müteahhitten böyle kazık yemedim; dünyayı bile çalabilecek ne dolandırıcıların, ne hilebazların hakkından geldim! Üç tane valiyi bile aldattım!.. Valiler de kimmiş?
    (Elini sallar.)
    Aldattığım valilerin sözü bile edilmez...
    ANNA ANDREYEVNA
    Ama böyle bir şey mümkün değil Antoşa; Maşenka’yla nişanlandılar...
    KAYMAKAM
    (Öfkeyle.)
    Nişanlanmışlar! Nah sana nişanlılar!
    (Eliyle çirkin bir hareket yapar.)
    Utanmadan hâlâ nişanlılar diyor!..
    (Kudurmuşçasına.)
    Bakın, bakın, ey Hıristiyanlar, gelin de kaymakamın nasıl rezil olduğunu görün! Aptal, aptal, ihtiyar alçak!
    (Kendi kendine yumruğunu sallar.)
    Ah seni odun kafalı! El kadar bebeyi önemli biri sandım! Herif şimdi, arabasının çıngıraklarını çala çala keyif yapıyor! Her önüne gelene de bunu anlatacak. Bunca alay yetmezmiş gibi, alaycı yazarın biri de, bundan kendisine bir komedya çıkaracak. Şu utanca bak! Unvana, ada falan bakmadan acımasızca kahkahalar atıp, avuçları patlayana dek de alkışlarlar üstelik. Ne gülüyorsunuz? Asıl kendinize gülün!.. Sizin hepinizi...
    (Ayaklarını öfkeyle yere vurur.)
    Ah o yazarlar! Ah o lanet olası, liberal yazar parçaları! Tanrı hepsinin belasını versin! Bir elime geçirsem hepsinin gırtlağını sıkar, un gibi öğütür, bir çuvala doldurup hepsini cehennemin dibine atardım! Külahlarına tükürdüklerim!..
    (Yumruğunu sallayarak topuklarını yere vurur.
    Kısa bir sessizlikten sonra.)
    Hâlâ kendime gelemedim. Gerçekten de Tanrı cezalandırmak istediği kulunun önce aklını alıyormuş. O budalanın neresi müfettişe benziyordu ki? Hiçbir yeri! O adam müfettişin serçe parmağı bile olamaz; ama birdenbire hepiniz, müfettiş, müfettiş diye bağırmaya başladınız! O adamın müfettiş olduğunu ilk kim uydurdu? Yanıt verin!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    (Bir jest yapar.)
    Beni kesseniz bile bu işin nasıl olduğunu açıklayamam. Şeytan gözlerimizi bağlayıp, hepimizi şaşkına çevirdi.
    AMMOS FYODOROVİÇ
    Kim uyduracak işte bu kıt akıllılar!
    (Dobçinski ile Bobçinski’yi gösterir.)
    BOBÇİNSKİ
    Hey, ben değildim! Hem hiç aklıma...
    DOBÇİNSKİ
    Benim hiç suçum yok, hem de hiç...
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Tabii ki sizdiniz.
    LUKA LUKİÇ
    Elbette. Aklınızı yitirmiş gibi handan koşa koşa gelip “Geldi, geldi, para bile vermiyormuş...” dediniz. Sanki gömü buldular!
    KAYMAKAM
    Doğru sizdiniz! Kentteki bütün dedikodular sizden çıkar zaten lanet yalancılar!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Müfettişinize de, palavralarınıza da lanet olsun!
    KAYMAKAM
    Kentin içinde koşuşup herkesin kafasını karıştırırsınız, pis yılanlar! İşiniz gücünüz dedikodu, kılkuyruklu saksağanlar sizi!
    AMMOS FYODOROVİÇ
    Mendebur herifler!
    LUKA LUKİÇ
    Ahmaklar!
    ARTEMİ FİLİPPOVİÇ
    Muşmula suratlılar!
    (Herkes çevrelerini sarar.)
    BOBÇİNSKİ
    Yemin ederim ben söylemedim, Pyotr İvanoviç söyledi.
    DOBÇİNSKİ
    Hayır Pyotr İvanoviç, ilk siz söylediniz...
    BOBÇİNSKİ
    Yapmayın canım, ilk siz söylediniz.