Avusturyalı büyük iktisatçı Ludwig von Mises'in öngördüğü gibi:
"Fiyatların esası, bireylerin veya birey gruplarının kendi adlarına faaliyet göstermelerinden türemiş olmalarıdır. Değişim bilimindeki değişim oranları ve fiyat kavramları merkezi bir otoritenin, toplum veya devlet adına şiddete ve tehditlere başvuran insanların ya da silahlı bir baskı grubunun eylemlerinin etkisi sayılabilecek her şeyin önüne geçer. Fiyatları tespit etmenin hükümetin işi olmadığını beyan ederken, mantıklı düşüncenin sınırlarını aşmıyoruz. Artık bir hükümet fiyatları ancak bir kazın tavuk yumurtası yumurtlayabileceği ölçüde belirleyebilir."
Yokluğunda origamiye sardım, elime geçen tüm kâğıtları katlıyorum. En son bir tavuk yaptım mesela, epey güzel oldu, şimdi çiftlik kurmayı düşünüyorum. Kâğıtlara baka baka katlanmayı öğreniyorum.
Gözlerimin kenarlarını ayaklarını basan bazı kazlar yüzünden hayatım zehir olmak üzereydi. Acil tedbirler almalıydım. 30'giller öyle diyordu. Yoksa ordular halinde gelebilirlerdi. Ağzının kenarında tavuk makatları, alnımın ortasında hindi dalakları, yanaklarımın her yerinde horoz ibikleri çıkabilirdi. Yüzümde oluşması muhtemel bu bir kümes dolusu hayvanlar nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Ama doğa ile inatlaşmaya da dermanım yoktu.
“Her köylünün başında bin incilik bir taç var. Her incide de bin kurnazlık var. Tilkiye demişler ki bu kurnazlık sana kimden mirastır? Demiş köylünün kümesinden. Taçtan düşen inciyi tavuk yutmuş. Tavuğu ben..."