Kendi olarak, sana gelen —
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen —
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen —
kendi olmasını, senin ile olmaya bağlayan ——
O, işte...
Gazali'yi Nizamiye'den uzaklaştıran şey, dış baskılar ya da siyasi hesaplar değil; bilginin ahlaki ağırlığıyla baş edememe halidir. Öğreten ama yaşamayan, konuşan ama dönüşmeyen bir ilim anlayışı ile yüzleşir. Bu yüzleşme onu susturmaz, fakat bulunduğu yerde kalamaz hale getirir.
Gazali öğrettiği şeylerin kendi hayatında neye karşılık geldiğini sorgulamaya başlar. Bilgi artmakta, itibar çoğalmakta, söz etkili olmaktadır; ama insanın iç dünyasında aynı derinlikte bir karşılık oluşmamaktadır. Bu fark ediş, bir anda değil, yavaş yavaş belirir.
Din adına konuşanlar vardır; fakat din, tek bir ağızdan konuşmaz. Bu durum, dışarıdan bakıldığında karmaşa gibi gözükse de dışarıdan bakıldığında canlı bir düşünce iklimi oluşturur. Tartışma meşrudur, ihtilaf kaçınılmazdır Ve çoğu zaman rahmet olarak görülür.
Gazali'yi anlamak için yalnızca söylediklerine değil, bunları hangi karmaşığın ortasında söylediğine bakmak gerekir. Eğer dönemi anlayamazsak, özellikle bugünün bakış açısıyla o döneme bakmaya çalışırsak birçok gerçeği ıskalarız ve noktada görmemiz gerekenleri göremeyiz.