Adı:
Tatlı Perşembe
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
263
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755706436
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sweet Thursday
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Uğurlu perşembe
Tatlı Perşembe
"Bir insan kapana kısılmışsa ve seçme şansı yoksa, kapanın içini dekore etmeye girişir."
Evlerin arasındaki boş bir arsaya atılmış eski bir buhar kazanını eve dönüştürerek hayata tek başına tutunmaya çalışan Suzy ile Dünya Savaşı'nın bitiminde askerden döndükten sonra bilim adamı olmak için uğraşan Doc'un yolları Sardalye Sokağı'nda kesişir. Balıkçıları, serserileri, göçmenleri, sevimli dolandırıcıları ve sıra dışı polisiyle sahici hayatın samimi bir resmi olan bu sokakta ilişkiler de tutkuyla yaşanır. Konumları birbirinden farklı bu insanların arzuları, duyarlılıkları, birlikte sevgi ve dayanışma ruhuyla var olma çabalarına, "Berbat Çarşamba" ile "Bekleme Günü Cuma" arasında, kırılgan bir aşkın etkileyici öyküsü eklenir.
Neredeyse her eseri başyapıt sayılan ve dünya edebiyatına katkılarından dolayı 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırılan John Steinbeck'in Tatlı Perşembe'de incelikli anlatımıyla yansıttığı Sardalye Sokağı, roman sanatının ve dünya edebiyatının en özel kahramanlarından biridir.
(Tanıtım Bülteninden)
263 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck' in okudugum üçüncü kitabıydı ve bu da onun klasiklerinden biriydi. Kitaptaki kurgular ve Sardalye Sokağı sakinlerinin birbirleriyle olan diyalogları o kadar zekice hazırlanmış ki insan kitabın içinde kaynoluyor. Fareler ve İnsanlar kitabındaki o çok sevilen Lennie karakterinin bir benzeri hatta daha akıllısı olan Hazel vardı karşımda. Kitabın kahramanı Doc ve Suzy nin hikayesi. Bence kitabın en güzel yanı Sardalye Sokağın da ki dostluk ve arkadaşların birbirlerine olan bağlılıkları. Kitap bitince kafamı kaldırıp düşündüm keşke böyle bir sokakta yaşamak ve böyle dostlarla tanışmak herkese nasip olsa. Eğlenceli ve güzel diyaloglarla çevrili bir kitap kesinlikle tavsiye ederim.
263 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Ot Dergisi’nin Aralık sayısında, Vedat Özdemiroğlu’nun sayfasını okurken ismine rastladım, John Steinbeck’in Tatlı Perşembe”sine. Vedat Özdemiroğlu, ustası Tekin Aral’ın bir gün kendisine bu kitabı okuyup okumadığını sorduğunu, kendisinin okumadığını söylemesinin ardından, Aral’ın “büyük eksiklik” diye cevapladığını söylüyordu. Bu sohbetten oldukça uzun bir zaman sonra, yakın bir tarihte okuduğu bu kitap için, Tekin Aral’ın ne kadar haklı olduğunu dile getiren ifadelerle tamamlıyordu pasajını.

Bu okuma üzerine küçük not defterime kitabın adını ekledim ve ocak ayı sipariş listemde de yer verdim. Kitap elime geçtikten bir buçuk ay sonrada okuma fırsatı buldum.

“Tatlı Perşembe”yi okumaya başladığımda, kitabın aslında üçlü bir serinin son kitabı olduğunu fark ettim. Çünkü kitabın ilk iki bölümü bağlantı cümleleri ile doluydu. Bir an, acaba yarıda bırakıp ilk iki kitabı okuduktan sonra mı devam edeyim, diye düşündüm. Ama bir bölüm daha okuyunca, kitabın her ne kadar üçlü serinin bir parçası da olsa, kendi içinde bağımsız bir hikâye olduğunu fark ettim ve yoluma devam ettim. Roman, Steinbeck’in “Sardalya Sokağı” ve “Yukarı Mahalle” romanları ile birlikte üçlü bir seri oluşturuyor. “Tatlı Perşembe” serinin üçüncü kitabı. Ancak bu kez, II. Dünya Savaşı’nın sonrasını komu ediniyor ve doğal olarak ilk iki romanın karakterlerinde ciddi bir değişim yaşanıyor. Kitabın ilk iki bölümü de bu değişimleri yansıtıyor ve geçmişle bağlar kurmaya çalışıyor.

“Tatlı Perşembe” geniş anlamda bir ilçe, ama dar anlamda bir mahallenin hikâyesi. Bir kenar mahallesi sayılabilecek Sardalye Sokağı, hikâyenin ana mekânı olmaya devam ediyor. Sokağın hikâyeye konu olan esas noktaları ise, Flophouse isimli döküntü ve ucuz bir otel, Bear Flag isimli bir genelev, “Batı Biyoloji” isimli ve aynı zamanda başkaraktere ev sahipliği de yapan bir laboratuar, La İda Kafe isimli bir cafe, restoran ile diğer başkaraktere ev sahipliği yapan bir eski buhar kazanı. Genellikle işsiz güçsüz ya da düşük vasıflı işlerde çalışan karakterlerden oluşan hikâye ekibi, bir yanı ile eski Yeşilçam filmlerindeki fakir kızın evlenmesi için ortak bir çabanın içine giren, mutlu mesut kenar mahalle filmlerinin karakterlerini andırıyor. İnsancıllığın, samimiyetin, dayanışmanın, yardımlaşmanın ama diğer yanı çaresizliğin, imkânsızlığın sarıp sarmaladığı sıcak bir atmosfere sahip roman.
Bir bilim adamı olmak isteyen romanın başkarakteri Doc’un sorunlarını çözebilmek için onu evlendirmeye, ona bir mikroskop almaya odaklı gelişen olaylar, tahmin edilenden öteye bir aşk hikayesine dönüşüyor. Hikaye taze bir genelev fahişesinin onurlu duruşu, eşit şartlarda bir ilişki kurma çabası ile şekilleniyor. Doc’a mikroskop alma hikâyesi ise, kenar mahalle insanlarının mikroskop ile teleskopu ayırt edemediği bir netice ile sonuçlanıyor.

Steinbeck hikâyelerin arasında birkaç kez, Monterey kasabasının komşusu olan Pacifik Grove kasabasına da gözünü çeviriyor ve kasabanın geleneksel kraket turnuvası ile kelebek festivalini anlattığı bölümleri romanlara ekliyor. Bu bölümde Amerikan idare ve toplum sistemine dair ciddi eleştiriler de bulmak mümkün. Kitapta, hikâyelerin arasında rastlanan diğer bir husus ise Amerikan üretim ve tüketim sistemine yönelik eleştiriler. Ancak bunlar hikâyenin içinde ince detaylar halinde eklenmiş. Örneğin ilçedeki konserve fabrikalarının, II. Dünya Savaşı boyunca kendi vatanseverliklerini sergileyerek, körfezdeki sardalyeleri yakalamak için balık avı sınırlamasını kaldırmalarını ve bunun balık türünün sonuna getirdiğini incelikle tiye alınıyor. 1950’lerde yazılmış bir romanda dünyanın nüfus sorunun ele alan bir pasajın olması da dikkat çekici. Steinbeck, temel meselesi olan edebiyat güzergâhından ayrılmayan ama zihninde dünyaya dair takılan sorunları da işlemekten çekinmeyen, bunları ustaca hikayelerine işleyen bir yazar.

Bu roman, John Steinbeck’in ikinci okuduğum romanı sayılır. Yıllar önce, ortaokul ya da lise yıllarında “Fareler ve İnsanlar” hikâyesini okumuştum ama o hikayenin de orijinal eser mi yoksa okul seviyeleri için hazırlanmış kısaltılmış metinlerden mi olduğunu hatırlayamıyorum. Ama “Tatlı Perşembe”yi okuduktan sonra, Steinbeck’e gereğinden fazla uzun bir ara verdiğimi düşündüm. Klasik edebiyat eserleri hala okuma serüvenimin en önemli eksiklerinden birisi.

Kitabın sonunda, Tekin Aral’ın bu kitabı beğenmesinin hiç de garip olmadığını ve bu eserden fazlası ile etkilenerek kendi yazarlık macerasını belirlemiş olduğunu anladım. Çocukluk zamanlarımda ilk okuduğum öykülerin, Oğuz Aral’ın kardeşi olan Tekin Aral’ın, kendi çıkardığı Fırt dergisinde yayınladığı “Salacak Hikâyeleri” olduğunu hatırlıyorum. Tekin Aral, Steinbeck’ten, bir mahalle ve o mahallede işleyen temel sistemin dışında kalan karakterlerle bir öykü silsilesi yaratabileceğini fark etti büyük ihtimalle. Ama Tekin Aral’ın Salacak Hikâyelerini edebiyatın derinliklerine kazandırma konusunda yeterli bir çabaya girişmediğini düşünüyorum. O güzelim hikâyeler, mizah dergileri sayfasını aşıp, bir edebiyat ürününe dönüşemediler. Oysa bence daha kalıcı eserlere dönüşmeyi hak ediyorlardı.

Kitabın kapağı konusunda fark ettiğim bir nokta ile değerlendirmemi tamamlamak istiyorum. Benim okuduğum kitap, Sel Yayınları’nın 2017 Nisan tarihli 3. baskısıydı. Ancak internette görsel ararken Sel Yayınları’nın 4. baskı için kapağı değiştirdiğini fark ettim. Açıkçası, hikâyeyi temsil etme adına 4. Baskı görselinin daha doğru bir tercih olduğunu düşünsem de, 3. baskı görselinin sade ve yalın hali bana daha cazip geldi.
263 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Steinbeck'in okuduğum ikinci romanı oldu bu roman. İsmi gibi tatlı mı tatlı bir romandı. Steinbeck bu romanında dostluğu komşuluğu çok güzel bir biçimde okura aktarıyor. Karekterler bizim gibi toplumun bir parçası olan sıradan insanlar ve onları bu denli özel bir biçimde okumamızı sağlayarak yaşamlarına dahil olmak çok keyif vericiydi.
Sadece iki tane Steinbeck romanı okudum ve kesinlikle bu rakamı yükseltmek istiyorum.

Romanın konusu ise:
Bir makale için araştırma yaparken düştüğü umutsuzlukla yenilgiyle çatışan Doc'un bu halini arkadaşları fark eder ve Doc'a yardım etmeyi kendilerine sorumluluk görürler çünkü Doc her yardıma ihtiyaçları olduklarında onların yanında olmuştur. Doc'un bu umutsuz hallerinin sebebini düşünmeye başlarlar ve bir kıza ihtiyacı olduğunu bulurlar. Bu kız ise beş parasız bir şekilde yolu bu kasabaya düşen Suzy'den başkası değildir. Suzy ile Doc'un yolları Sardalye sokağında kesişmiş olur. Arkadaşlarının onların arasında yaptıkları çöp çatanlıklar ve makalesini yazması için Doc'un ihtiyacı olan teleskobu edinme çabaları ve daha nicesi okunmaya değerdi.

Okumanızı tavsiye edeceğim, içinde bulunan dostluk ve birlikle sizi saracak bir roman.
263 syf.
·8/10
Selâm!
Tatlı Perşembe'nin incelemesi tesadüfen tam da perşembe gününe rastladı,iyi de oldu :)

Son sayfayı kapattım ama halâ devam etmesini istediğim bir romandı.Son sayfayı kapatıp bir yudum çayla olayları sindirmeye çalıştım bir müddet :)Gerçekten muhteşem edebi bir eser okuduğumu düşünüyorum.
Yazar eseri 1954 yani 2.Dünya savaşından sonra yazmış.Kitapta hayatına ve yaşadıklarına dair pek çok ipucuna rastlayabilirsiniz.Örneğin romanda adı geçen Joe Elegant bir genelev aşçısı ve aynı zamanda bir yazar.Onun vasıtasıyla zamanında yayınlatamadığı yazıları için bir gönderme yapmış.Diğer kahramanlar üzerinden de atıflarına ve anlatımlarında başvurduğu ironiye sık sık rastlıyoruz.Mesela,Hazel adlı kahramana "Sevgili Anthony West.Yaptığın şey çok hoştu..."dedirterek, 'Cennetin Doğusu' romanına ağır eleştiriler yönelten İngiliz yazar Anthony West'e gönderme yapıyor.
Romanda yer yer enteresan betimlemeler dikkatimi çekti.Örn; "Doc onu bazen eğlenceli bulurdu,bazense adamın sonu gelmez miyopça hevesleri karşısında sabrı taşardı." gibi..
Steinbeck Amerikan edebiyatının gerçekçi yazarlarından biridir.Edebiyat ve Deniz Zoolojisi okumuş,okurken aynı zamanda pek çok işte çalışmış ve son olarak yazarlık uğruna üniversiteyi yarım bırakmış.Bu kitabın ana karakterlerinden biri olan Doc zoologtur mesela.
Fazla spoilere yer vermeden konuya da biraz değinmek isterim:
Birbirlerine destek olan ve her türlü sıkıntılarında yan yana duran insanlarla dolu bir sokak Sardalya Sokağı ve orada yaşanan sıcak,keyifli ve samimi olaylar..
Gerçi günümüzde bu kadar fedakâr komşular kaldı mı bilmiyorum ama burada çok güzel anlatmış komşuluk,arkadaşlık,dostluk ve vefayı..
Okumanızı öneririm efenim.Saygılar..
263 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Sardalye Sokağı’nın devamı niteliğinde kabul edebiliriz Tatlı Perşembe’yi. Mack, Doc, Yoksul Palas ve Sardalye Sokağı sakinlerinden eksilenler ve yeni gelen karakterlerle yine bir yandan gülümsetirken bir yandan hüzünlendiriyor Savaş sonrası değişen kasaba sakinleri her şeyi eski haline döndürmeye çalışıyor ancak bunda pek başaralı olamıyorlar. Her karakteri ayrı ayrı yaşayacağınız bu kitabı severek okuyacağınızı düşünüyorum. Birbirinden renkli, sıcak ve farklı karakterlerle dolu harika bir kitap. Okurken kendinizi o mahallenin ve hikayenin bir parçası gibi hissediyorsunuz. John Steinbeck okumayı çok seviyorum ve her okuduğum kitabıyla hayranlığım artıyor. Her kitabı tavsiyemdir okuyun ve okutun. Kitaplarla ve sevgiyle kalın..
263 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Merhaba;
Tatlı Perşembe adlı kitapla birlikte John Steinbeck'in bir üçmelesinin sonuna gelmiş oldum. Bu üçlemenin sıralaması hakkında kafanız karışabilir, bu nedenle ben ilk önce bu konu hakkındaki fikrimi söylemek isterim.
Serinin ilk kitabı olan Yukarı Mahalle'yi çok severek okuyup bitirdikten sonra, Sardalye Sokağına başladığımızda, ilk kitapda yer alan karakterlerin hicbirini ikinci kitapta göremedik. Bu bizi biraz şaşırttı. Ancak 2. Kitapın içerisinde yer alan karakterleri 3. Kitapta görünce, heralde biz sıralamayı karıştırdık, belki de Yukari Mahalle sonuncu kitapdı dedik. Fakat Tatlı perşembeyi de okuyup bitirdikten sonra sıralamada bir hata yapmadı ile devam ediyorsunuz.
Yine bir dostluk hikayesi okuduk tıpkı Sardalye sokağındaki gibi, fakat buna ek olarak bir de aşk hikayesi vardı.
Kimi sayfaları gülümseyerek, kimi sayfaları da duygulanarak okuyabilirsiniz.
Zaten çok sevdiğim yazarlardan biri olan John Stenbec'in bu kitabını da keyif alarak okudum.
Okumayı planlayan herkese keyifli okumalar dilerim.
Youtube kanalım için;
https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
263 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle bu eseri okumak isteyen okurdaşlarım bu eserin bir üçlemenin son parçası olduğunu bilmelisiniz. Yoksa benim gibi son eserden okumaya başlamak zorunda kalabilirsiniz. Bu üçlüme Sardalye Sokağı,Yukarı Mahalle ve Tatlı Perşembe eserlerinden oluşuyor. Aslında iki eseri almışım bilmeden lakin biri eksik kalmış. Neyse ki " ulan tüh be!" dememe gerek kalmadı. Araştırmalarım sonucunda üç eserinde kendi içerisinde özgün bir kısmı olduğunu öğrendim. Sadece mekan ve kişiler bakımından ortak envanterler mevcut. Şimdi.. Gel gelelim eserimize .
Bir sınıflandırma yapacak olursak olaylar bilim insanı Doc, zorlu bir yaşam sebebi ile kerhanede çalışmak zorunda kalmış Suzy ve Sardalya Sokağı sakinleri arasında geçiyor. Doc, 2. Dünya Savaşı'nda görevini tamamladıktan sonra ülkesine dönen bir bilim insanıdır. Hazel'in tanımlaması ile de kendisi bir böcek doktorudur. Oldukça bağımsız bir kişiliğe sahip olan Doc kendisine ait Batı Biyoloji Labaratuvarı'nda eski yaşamına geri dönmeye çalışmaktadır. Malum labaratuvarını emanet ettiği çatlak bilim insanı yaşlı Jingleballiks labaratuvarının içine etmiştir. Lakin tek sorun bu değildir. Doc,kendisini iyi hissetmemekte içinde büyük bir boşluk ve yalnızlık hissetmektedir. Lakin bunu kendisine asla itiraf edemiyor ve kendisini bilimsel araştırmalarına deli gibi gömüyordur. Buna rağmen yazmaya çabaladığı makalesini bir türlü yazamamaktadır. Muhtemelen 2. Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkilerine bizzat şahit olan Doc, şuan da bunun ruhundaki yıkıcı etkileri ile de savaşmaktadır. Ve atom bombasindan farksız olan iç sesi durduramadığı bir baskı ile ona haykırmaktadır: " Yalnızsın! Yalnızsın!". Doc'un eskisi gibi olamadığının farkında olan Sardalya Sokağı sakinleri bu süreçte en az Doc kadar sancı çekmektedir. Çünkü Doc, Sardalye Sokağı'nın vazgeçilmez bir unsurudur. O hasta ile tüm sokak sakinleri hasta demektir. Bu sebeple büyük bir özveri ile Doc'u iyilestirmenin yolunu ararlar. Bu amaçla öne çıkan önemli karakterler; Mack, Hazel, Fauna'dır. Tüm bu çabalar devam ederken Sardalya Sokağı'na gidecek hiç bir yeri kalmamış,zor durumda olan Suzy ayak basmıştır. Suzy, Doc'un aksine eğitim seviyesi düşük , cahil, sivri dilli ve kaba bir kızdır. Lakin tüm bunlar yüreğinin güzelliğini örtbas edememektedir. Çaresiz kalan Suzy, Bear Flag adındaki kerhanede Fauna'nın( mekanın sahibi) kanatları altına girer. Burada benim dikkatimi çeken şey ise Fauna'nın kerhanesinin bildiğimiz kerhanelerden çok farklı olduğudur. Fauna bir öğretmen edasında kızlarını eğitmektedir. Adabı muaşeret dersinde sanırım bir numara gibi görünüyor. En temel amacı kızlarına iyi evlilikler yaptırmaktır. Böyle evlilikler yaptırdığı kızları içinse duvarına yıldızlar asmaktadır. Kısacası Sardalya Sokağı'nın fahişeleri dahi çoğu kez birçoklarından daha insandır. Fauna Doc'un gerçek bir eşe ihtiyacı olduğunu ve tüm sorununun yalnızlık olduğunu düşünmektedir. Doc'sa bunu şiddetle reddetmektedir. Hatta Fauna'ya " ne olur beni evlendirme" dediği de duyulmuştur. Fauna ise fahişelik için uygun olmadığını düşündüğü ( çünkü Suzy bu konuda epey beceriksizdir) Suzy'i Doc için seçmiştir bile. Fakat Suzy Doc'tan hoslansa da ona layık biri olmadığını düşünmektedir. En önemlisi de Suzy kendini son derece değersiz biri olarak görmekte ve özgüveni oldukça düşüktür.Bu süreçte Fauna Suzy'de büyük değişimler yaratarak Suzy'nin kendi özbenliğini bulmasında öncülük eder. Öyleyse ki bu durum herşey ayarlanıp Doc'un da Suzy'i kabul ettiğini belirttiği o büyük Flophouse Palas partisinde Suzy'nin Doc'u reddetmesine sebep olmuştu. Suzy kendi ayakları üzerinde durmak istiyor, biri onu sevecekse de olduğu gibi herşeyi ile kabul etmesini istiyordu. En önemlisi de Doc'a layık olmak ve onu haketmek istiyordu. Ona bağımlı kalaraksa bunu başarması oldukça zordu. Geri kalan kısımda ise Suzy kendi ayakları üzerinde durmayı başarır, Sardalye Sokağı sakinleri de onları bir araya yeniden getirmek için oldukça çaba harcarlar. Doc ise iç hesaplaşmasını yapmıştır. Suzy olmadan asla bir bütün olamayacağının artık farkındadır. Sonuç olaraksa bi şekilde Hazel sayesinde (Doc'un kolunu kırar) Suzy ve Doc tekrar bir araya gelir ve eser bu mutlu sonla sona erer. Sardalye Sokağı ise artık eski huzuruna yeniden kavuşabilmiştir. Bu eserden öğrendiklerim ise ;
✓ İnsanlara karşı önyargılı olmamalıyım.
✓ Başkalarının dertleriyle dertlenmek insan olmanın bir sonucudur.
✓ İnsan her zaman kendine karşı dürüst olmalıdır.
✓ Bazen hiç birşeyin olmasa da çok şey olabilirsin.
✓ Kibirli bir insanın zehirli bir akrepten farklı yoktur.
✓ Terkedilmiş bir binada sıkışıp kalsan bile o evi dekore etmeli ve o balkonda çiçek yetistirebilmelisin.
✓ Kendini bulamamış ve kendini aramamış insan kaybolmuş bir insandır.
277 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
'Sardalye Sokağı' ve 'Yukarı Mahale' kitaplarının devamı niteliği taşıyan 'Tatlı Perşembe' sıcak dostlukları, birbirinden farklı kişilikleri ve Doc- Suzy aşkıyla eğlenceli ve oldukça hareketli bir kitap. Yazar, kendinden beklenildiği gibi çok canlı portreler çizmiş, unutulmaz kahramanlar yaratmış.
Suzy ile Doc arasında ayarlanmış ama bir o kadar da doğal bir aşk patlak vermeye çalışmakta. Ve tüm Sardalya Sokağı sakinleri bu ikili çevresinde sıcacık bir bütünlük oluşturmakta.
263 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Üçlemenin son kitabı olan Tatlı Perşembe'yi de bitirdim. Kitabı okumaya başladığımda Sardalye Sokağı'ndaki karakterleri görünce şaşırdım, birinci kitaptaki karakterler ile ikincidekiler aynı olmayınca üçüncüde de farklı karakterler olur sandım.
Sardalye Sokağı son bıraktığımızdan farklı olarak bir dünya savaşı görmüş ve bazı kayıplarla, yeni karakterlerle de hayata kaldıkları yerden devam ediyorlar. Tabi diğer kitaplarda olduğu gibi çok tatlı bir dostluk hikayesi okuyoruz. Farklı olarak bu sefer bir aşk hikayesi de var kitapta. John Steinbeck'ten okuduğum 6.kitaptı. Çok severek okumaya devam edeceğim. Tatlı dostluklar ve içimizden bir şeyler okumak isterseniz bu seriyi okumanızı tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar diliyorum.
263 syf.
·Beğendi·8/10
Elimdeki kitap Varlık yayınlarından. 1959 baskısı (ikinci baskı)... Kitabın, benim için özelliği; Kitabın ilk sayfasına yapıştırılmış 27 Mayıs 1965 tarihli mektup .Eşim 'in Orta okul birinci sınıfı, ( 1964-1965 eğitim yılı) doğrudan geçişi ile ailesine hitaplı not... O zamanlar sınıfını doğrudan geçenlere, takdir alanlara böyle okumayı özendirici hediyeler verilirdi okul idaresince...
Zaman zaman, olumsuz başlayıp olumlu, ya da tam tam tersi cümleler kafayı karıştırsa da, Kültür farklılığının getirdiği (belki bana yabancı) bazı söylemlerin, tanımların epeyce varlığı, bazen yazar, detayları verirken mikroskopik bakış derecesine inip de; " Şimdi bu tanımlama, benzetişim de nedir, neden bu anlamsızlığı niye koydu ki" diye kendinizi yormalarınızı bir yere koyarsak okuması zevkli, güzel anlatımlı," Sardalye Sokağı" kitabının bütünleyicisi. bir kitap derim kısa yoldan.
Bir de, bende ki kitabın çevirisinden kaynaklandığını sandığım çevirmenin kendince bir tarz yaratığı konu var. Şöyle ki. Bizim toplumumuzca kullanılan argoya yakın ifadeler, değimler, betimlemeler mevcut.
Son bir bilgi, Bendeki kitabın Adı :"UĞURLU PERŞEMBE" olarak çevrilmiş...
Güzel kitap...
261 syf.
·18 günde·Beğendi·8/10
Sardalya Sokağı'nın hikâyesi bir Tatlı Perşembe günü başlıyor. Betimlemeler o kadar güzel ki sanki siz de o sokakta yaşıyorsunuz. İnsanların sıcaklığı, dayanışmaları, hikâyeleri bana memleketimin 70ʼli yıllarını hatırlattı. Romanda ciddi miktarda farklı metinlere göndermeler yer alıyor. Keyifle okuyirsunuz.
Sardalya Fabrikasının kapatılması ile mahalede yoksulluk iyice artmıştır. Yoksul Palas dolup taşmıştır. Yoksul ama mutlu insanların hikâyesine tanıkyokuyorsunuz.
Üçlemenin ilk kitabı Tatlı Perşembe 'nin ardından Sardalya Sokağı ce Yukarı Mahalle geliyor..
267 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Üçleme bitti ve ben sanki ailemden ayrıldım. Ne Steinbeck ne de bu üçlemesi asla kalbimden silinmeyecek. O insanlarda insanca olan ne varsa vardı. Onların arasında yaşayabilir mutlu olabilirdim. O kadar sevdim! Var ol, Steinbeck, sen yaşıyorsun.
“İşler gerçekten sarpa sarınca, bazı insanlar kendilerinden kötü durumdakilere bakarak avunmak ister. Bu işe yarar gibi görünmektedir, nasıl işe yaradığını anlamak güç olsa da. Kendi derdinizi bir başkasının derdiyle kıyaslarsınız ve sizinki daha önemsizse kendinizi daha iyi hissedersiniz.”
Yaşadığı birçok deneyimden sonra, çoğu insanın birincisi ne istediğini bilmediğinden, ikincisi istediklerini nasıl elde edeceğini bilmediğinden ve üçüncüsü, istediklerini elde ettiğinin farkına varmadığından artık emindi.
John Steinbeck
Sayfa 170 - Sel Yayıncılık
"İçinde tatminsizlik var.Bence bir şeyi ihmal ettin veya kendinden esirgedin...Sanki çok yiyip de hiç A vitamini almamış gibisin neredeyse.Aç değilsin ama açlıktan ölüyorsun.Böyle düşünüyorum."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tatlı Perşembe
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
263
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755706436
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sweet Thursday
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Uğurlu perşembe
Tatlı Perşembe
"Bir insan kapana kısılmışsa ve seçme şansı yoksa, kapanın içini dekore etmeye girişir."
Evlerin arasındaki boş bir arsaya atılmış eski bir buhar kazanını eve dönüştürerek hayata tek başına tutunmaya çalışan Suzy ile Dünya Savaşı'nın bitiminde askerden döndükten sonra bilim adamı olmak için uğraşan Doc'un yolları Sardalye Sokağı'nda kesişir. Balıkçıları, serserileri, göçmenleri, sevimli dolandırıcıları ve sıra dışı polisiyle sahici hayatın samimi bir resmi olan bu sokakta ilişkiler de tutkuyla yaşanır. Konumları birbirinden farklı bu insanların arzuları, duyarlılıkları, birlikte sevgi ve dayanışma ruhuyla var olma çabalarına, "Berbat Çarşamba" ile "Bekleme Günü Cuma" arasında, kırılgan bir aşkın etkileyici öyküsü eklenir.
Neredeyse her eseri başyapıt sayılan ve dünya edebiyatına katkılarından dolayı 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırılan John Steinbeck'in Tatlı Perşembe'de incelikli anlatımıyla yansıttığı Sardalye Sokağı, roman sanatının ve dünya edebiyatının en özel kahramanlarından biridir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 472 okur

  • Özgür Can Yıldız
  • Emre KILIÇ
  • kitap kokusu
  • Maksude
  • tina e.
  • kitapkolik_birkiz
  • Ayhan ÇETİNKAYA
  • Betül Çakar
  • FD
  • Sude Ünver

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.5
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%7.7
25-34 Yaş
%32.3
35-44 Yaş
%30.8
45-54 Yaş
%16.9
55-64 Yaş
%6.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.4
Erkek
%45.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.5 (39)
9
%12.1 (21)
8
%26 (45)
7
%13.9 (24)
6
%8.1 (14)
5
%2.3 (4)
4
%0.6 (1)
3
%1.2 (2)
2
%0.6 (1)
1
%1.2 (2)