Sardalye Sokağı'nın devamı niteliğinde olan roman; okurları, 2. Dünya Savaşı'ndan çıkmış sokak sakinlerinin yeni maceralarına davet ediyor. Yazar burada, 2. Dünya Savaşı sonrası, yıkık ve kırgın bir hayatta, tekrar yeşerebilmenin resmini çiziyor. Hayatın gerçeklerini, kurgudaki temalarına nakış nakış işliyor. Yazar, bu kitapta sadece bir kurgu anlatmıyor; hayatın inişli çıkışlı yönüne rağmen, umut edebilmenin, beraberliğin ,insanlığın değerini gözler önüne seriyor.
Sardalye Sokağı'nın, birlik ve beraberlik teması bu kitapta da devam ediyor. Bu sokak, birbirinden farklı insanların aynı insanlık şarkısını söylediği, aynı gökyüzü altında aynı umutları paylaştığı limandır. İyinin ve iyiliğin kıymetini bilen, düşene omuz olan, dostluğu emekle sulayarak en güzel duyguları yeşerten bir aile çatısıdır.
Elbette hayat herkes için zordur. Lakin savaştan çıkmış insanlar için daha zordur. Yıkılmış düzen aynı zamanda yıkılmış ekonomi ve yıkılmış hedefler gibi görünür. Oysa yaşam, bir yıkım değil bir döngüdür. Sardunya çiçeği misali yaşam, kurumuş denilen anda filizlenerek rengarenk çiçekler açar. Yazar, bu rengarenk çiçeklerin insan hayatında karşılığının, psikolojik sağlamlık ve sosyal bağlar olduğunu vurgular.
Baş karakterimiz Doc, romanın kalbi ve ruhudur. Kitapta psikolojik olarak Doc'un içsel yolculuğuna eşlik ederken; sosyolojik olarak sokağın ruhuna eşlik ediyoruz.
Hayata yeniden başlamak isteyenler için aşk etkili midir?
Aşk, bazen, hayata yeniden başlamak isteyenler için, olumlu anlamda itici bir güç olabiliyor. Sokağın diğergâm davranışlarıyla oluşturduğu, iki insanın sevgi dolu birlikteliğine yön veren havası, Doc ve Suzy için iyileştirici güce dönüşüyor. Yazar, burada da,bu mücadelenin kolay olmadığını vurguluyor. Kişilerin __ruhsal dönüşümünde