Adı:
Tatlı Perşembe
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
263
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755706436
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sweet Thursday
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Tatlı Perşembe
Uğurlu perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
"Bir insan kapana kısılmışsa ve seçme şansı yoksa, kapanın içini dekore etmeye girişir."
Evlerin arasındaki boş bir arsaya atılmış eski bir buhar kazanını eve dönüştürerek hayata tek başına tutunmaya çalışan Suzy ile Dünya Savaşı'nın bitiminde askerden döndükten sonra bilim adamı olmak için uğraşan Doc'un yolları Sardalye Sokağı'nda kesişir. Balıkçıları, serserileri, göçmenleri, sevimli dolandırıcıları ve sıra dışı polisiyle sahici hayatın samimi bir resmi olan bu sokakta ilişkiler de tutkuyla yaşanır. Konumları birbirinden farklı bu insanların arzuları, duyarlılıkları, birlikte sevgi ve dayanışma ruhuyla var olma çabalarına, "Berbat Çarşamba" ile "Bekleme Günü Cuma" arasında, kırılgan bir aşkın etkileyici öyküsü eklenir.
Neredeyse her eseri başyapıt sayılan ve dünya edebiyatına katkılarından dolayı 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırılan John Steinbeck'in Tatlı Perşembe'de incelikli anlatımıyla yansıttığı Sardalye Sokağı, roman sanatının ve dünya edebiyatının en özel kahramanlarından biridir.
(Tanıtım Bülteninden)
John Steinbeck' in okudugum üçüncü kitabıydı ve bu da onun klasiklerinden biriydi. Kitaptaki kurgular ve Sardalye Sokağı sakinlerinin birbirleriyle olan diyalogları o kadar zekice hazırlanmış ki insan kitabın içinde kaynoluyor. Fareler ve İnsanlar kitabındaki o çok sevilen Lennie karakterinin bir benzeri hatta daha akıllısı olan Hazel vardı karşımda. Kitabın kahramanı Doc ve Suzy nin hikayesi. Bence kitabın en güzel yanı Sardalye Sokağın da ki dostluk ve arkadaşların birbirlerine olan bağlılıkları. Kitap bitince kafamı kaldırıp düşündüm keşke böyle bir sokakta yaşamak ve böyle dostlarla tanışmak herkese nasip olsa. Eğlenceli ve güzel diyaloglarla çevrili bir kitap kesinlikle tavsiye ederim.
Ot Dergisi’nin Aralık sayısında, Vedat Özdemiroğlu’nun sayfasını okurken ismine rastladım, John Steinbeck’in Tatlı Perşembe”sine. Vedat Özdemiroğlu, ustası Tekin Aral’ın bir gün kendisine bu kitabı okuyup okumadığını sorduğunu, kendisinin okumadığını söylemesinin ardından, Aral’ın “büyük eksiklik” diye cevapladığını söylüyordu. Bu sohbetten oldukça uzun bir zaman sonra, yakın bir tarihte okuduğu bu kitap için, Tekin Aral’ın ne kadar haklı olduğunu dile getiren ifadelerle tamamlıyordu pasajını.

Bu okuma üzerine küçük not defterime kitabın adını ekledim ve ocak ayı sipariş listemde de yer verdim. Kitap elime geçtikten bir buçuk ay sonrada okuma fırsatı buldum.

“Tatlı Perşembe”yi okumaya başladığımda, kitabın aslında üçlü bir serinin son kitabı olduğunu fark ettim. Çünkü kitabın ilk iki bölümü bağlantı cümleleri ile doluydu. Bir an, acaba yarıda bırakıp ilk iki kitabı okuduktan sonra mı devam edeyim, diye düşündüm. Ama bir bölüm daha okuyunca, kitabın her ne kadar üçlü serinin bir parçası da olsa, kendi içinde bağımsız bir hikâye olduğunu fark ettim ve yoluma devam ettim. Roman, Steinbeck’in “Sardalya Sokağı” ve “Yukarı Mahalle” romanları ile birlikte üçlü bir seri oluşturuyor. “Tatlı Perşembe” serinin üçüncü kitabı. Ancak bu kez, II. Dünya Savaşı’nın sonrasını komu ediniyor ve doğal olarak ilk iki romanın karakterlerinde ciddi bir değişim yaşanıyor. Kitabın ilk iki bölümü de bu değişimleri yansıtıyor ve geçmişle bağlar kurmaya çalışıyor.

“Tatlı Perşembe” geniş anlamda bir ilçe, ama dar anlamda bir mahallenin hikâyesi. Bir kenar mahallesi sayılabilecek Sardalye Sokağı, hikâyenin ana mekânı olmaya devam ediyor. Sokağın hikâyeye konu olan esas noktaları ise, Flophouse isimli döküntü ve ucuz bir otel, Bear Flag isimli bir genelev, “Batı Biyoloji” isimli ve aynı zamanda başkaraktere ev sahipliği de yapan bir laboratuar, La İda Kafe isimli bir cafe, restoran ile diğer başkaraktere ev sahipliği yapan bir eski buhar kazanı. Genellikle işsiz güçsüz ya da düşük vasıflı işlerde çalışan karakterlerden oluşan hikâye ekibi, bir yanı ile eski Yeşilçam filmlerindeki fakir kızın evlenmesi için ortak bir çabanın içine giren, mutlu mesut kenar mahalle filmlerinin karakterlerini andırıyor. İnsancıllığın, samimiyetin, dayanışmanın, yardımlaşmanın ama diğer yanı çaresizliğin, imkânsızlığın sarıp sarmaladığı sıcak bir atmosfere sahip roman.
Bir bilim adamı olmak isteyen romanın başkarakteri Doc’un sorunlarını çözebilmek için onu evlendirmeye, ona bir mikroskop almaya odaklı gelişen olaylar, tahmin edilenden öteye bir aşk hikayesine dönüşüyor. Hikaye taze bir genelev fahişesinin onurlu duruşu, eşit şartlarda bir ilişki kurma çabası ile şekilleniyor. Doc’a mikroskop alma hikâyesi ise, kenar mahalle insanlarının mikroskop ile teleskopu ayırt edemediği bir netice ile sonuçlanıyor.

Steinbeck hikâyelerin arasında birkaç kez, Monterey kasabasının komşusu olan Pacifik Grove kasabasına da gözünü çeviriyor ve kasabanın geleneksel kraket turnuvası ile kelebek festivalini anlattığı bölümleri romanlara ekliyor. Bu bölümde Amerikan idare ve toplum sistemine dair ciddi eleştiriler de bulmak mümkün. Kitapta, hikâyelerin arasında rastlanan diğer bir husus ise Amerikan üretim ve tüketim sistemine yönelik eleştiriler. Ancak bunlar hikâyenin içinde ince detaylar halinde eklenmiş. Örneğin ilçedeki konserve fabrikalarının, II. Dünya Savaşı boyunca kendi vatanseverliklerini sergileyerek, körfezdeki sardalyeleri yakalamak için balık avı sınırlamasını kaldırmalarını ve bunun balık türünün sonuna getirdiğini incelikle tiye alınıyor. 1950’lerde yazılmış bir romanda dünyanın nüfus sorunun ele alan bir pasajın olması da dikkat çekici. Steinbeck, temel meselesi olan edebiyat güzergâhından ayrılmayan ama zihninde dünyaya dair takılan sorunları da işlemekten çekinmeyen, bunları ustaca hikayelerine işleyen bir yazar.

Bu roman, John Steinbeck’in ikinci okuduğum romanı sayılır. Yıllar önce, ortaokul ya da lise yıllarında “Fareler ve İnsanlar” hikâyesini okumuştum ama o hikayenin de orijinal eser mi yoksa okul seviyeleri için hazırlanmış kısaltılmış metinlerden mi olduğunu hatırlayamıyorum. Ama “Tatlı Perşembe”yi okuduktan sonra, Steinbeck’e gereğinden fazla uzun bir ara verdiğimi düşündüm. Klasik edebiyat eserleri hala okuma serüvenimin en önemli eksiklerinden birisi.

Kitabın sonunda, Tekin Aral’ın bu kitabı beğenmesinin hiç de garip olmadığını ve bu eserden fazlası ile etkilenerek kendi yazarlık macerasını belirlemiş olduğunu anladım. Çocukluk zamanlarımda ilk okuduğum öykülerin, Oğuz Aral’ın kardeşi olan Tekin Aral’ın, kendi çıkardığı Fırt dergisinde yayınladığı “Salacak Hikâyeleri” olduğunu hatırlıyorum. Tekin Aral, Steinbeck’ten, bir mahalle ve o mahallede işleyen temel sistemin dışında kalan karakterlerle bir öykü silsilesi yaratabileceğini fark etti büyük ihtimalle. Ama Tekin Aral’ın Salacak Hikâyelerini edebiyatın derinliklerine kazandırma konusunda yeterli bir çabaya girişmediğini düşünüyorum. O güzelim hikâyeler, mizah dergileri sayfasını aşıp, bir edebiyat ürününe dönüşemediler. Oysa bence daha kalıcı eserlere dönüşmeyi hak ediyorlardı.

Kitabın kapağı konusunda fark ettiğim bir nokta ile değerlendirmemi tamamlamak istiyorum. Benim okuduğum kitap, Sel Yayınları’nın 2017 Nisan tarihli 3. baskısıydı. Ancak internette görsel ararken Sel Yayınları’nın 4. baskı için kapağı değiştirdiğini fark ettim. Açıkçası, hikâyeyi temsil etme adına 4. Baskı görselinin daha doğru bir tercih olduğunu düşünsem de, 3. baskı görselinin sade ve yalın hali bana daha cazip geldi.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.982 Oy)19.915 beğeni45.626 okunma3.568 alıntı192.772 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.936 Oy)9.207 beğeni30.243 okunma926 alıntı146.628 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.249 Oy)9.245 beğeni27.608 okunma2.938 alıntı121.675 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.737 Oy)9.700 beğeni27.249 okunma2.012 alıntı126.119 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.781 Oy)8.395 beğeni24.027 okunma960 alıntı95.800 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.912 Oy)9.454 beğeni26.622 okunma1.814 alıntı136.021 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.622 Oy)4.106 beğeni13.661 okunma1.544 alıntı56.461 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.131 Oy)13.962 beğeni36.178 okunma3.799 alıntı153.729 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.738 Oy)8.199 beğeni22.315 okunma4.572 alıntı136.981 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.226 Oy)5.676 beğeni18.255 okunma1.153 alıntı63.870 gösterim
'Sardalye Sokağı' ve 'Yukarı Mahale' kitaplarının devamı niteliği taşıyan 'Tatlı Perşembe' sıcak dostlukları, birbirinden farklı kişilikleri ve Doc- Suzy aşkıyla eğlenceli ve oldukça hareketli bir kitap. Yazar, kendinden beklenildiği gibi çok canlı portreler çizmiş, unutulmaz kahramanlar yaratmış.
Suzy ile Doc arasında ayarlanmış ama bir o kadar da doğal bir aşk patlak vermeye çalışmakta. Ve tüm Sardalya Sokağı sakinleri bu ikili çevresinde sıcacık bir bütünlük oluşturmakta.
Elimdeki kitap Varlık yayınlarından. 1959 baskısı (ikinci baskı)... Kitabın, benim için özelliği; Kitabın ilk sayfasına yapıştırılmış 27 Mayıs 1965 tarihli mektup .Eşim 'in Orta okul birinci sınıfı, ( 1964-1965 eğitim yılı) doğrudan geçişi ile ailesine hitaplı not... O zamanlar sınıfını doğrudan geçenlere, takdir alanlara böyle okumayı özendirici hediyeler verilirdi okul idaresince...
Zaman zaman, olumsuz başlayıp olumlu, ya da tam tam tersi cümleler kafayı karıştırsa da, Kültür farklılığının getirdiği (belki bana yabancı) bazı söylemlerin, tanımların epeyce varlığı, bazen yazar, detayları verirken mikroskopik bakış derecesine inip de; " Şimdi bu tanımlama, benzetişim de nedir, neden bu anlamsızlığı niye koydu ki" diye kendinizi yormalarınızı bir yere koyarsak okuması zevkli, güzel anlatımlı," Sardalye Sokağı" kitabının bütünleyicisi. bir kitap derim kısa yoldan.
Bir de, bende ki kitabın çevirisinden kaynaklandığını sandığım çevirmenin kendince bir tarz yaratığı konu var. Şöyle ki. Bizim toplumumuzca kullanılan argoya yakın ifadeler, değimler, betimlemeler mevcut.
Son bir bilgi, Bendeki kitabın Adı :"UĞURLU PERŞEMBE" olarak çevrilmiş...
Güzel kitap...
Tatlı Perşembe büyülüydü. İnsanları değiştiren, mutluluk veren, güneşin daha parlak olduğu bir gündü. Berbat Çarşamba'dan sonrası, Bekleme Günü Cuma'nın öncesiydi.

Parası pulu olmayan, yerleşik bir hayatı olmayan, hayata tutunmaya çalışan Suzy kendini Sardalye Sokağı'nda bulur. Bu sırada Dünya Savaşı'nın sonunda askerden dönen Doc vardır ve Doc biyolojiyle ilgili bir insandır. Ahtapotları, denizyılanlarını inceleyerek bir makale yazmaya çalışır.
Suzy kendi benliğini bulmaya çalışırken, Doc'la aralarında bir şeyler gelişir ve bu ikisi için de beklenmediktir aslında. Bir şeylerin olması için itilirler çünkü.

Birçok yan karakterin olduğu bu romanda tüm karakterlere içim ısındı. Doc kendini kötü hissederken tüm sokağın onun için uğraşması, Fauna'nın yıldız fallarıyla insanlara umut vermesi, Hazel'ın deli doluluğuyla okuması çok keyifli bir kitaptı. Ayrıca karakterlerin arasında geçen diyaloglar komikti de. Hatta biraz trajikomikti.
Yazarın dili zaten çok güzel. Gerçekten kendini okutturuyor. Özellikle de her bir bölüme başlarken olayı farklı bir şekilde başlatıp daha da değişik bir yolla asıl olayı aktarması çok hoşuma gitti. Kitabı ben her şeyiyle beğendim.
Kitabı bitirdikten sonra 1000kitap'ta bir yorum okudum ve kitabın aslında Sardalye Sokağı ve Yukarı Mahalle kitabının devamı niteliğinde olduğunu öğrendim. Aynı mekanda geçen farklı kişilerin anlatıldığı kitaplar sanırım. Ama ben bir eksiklik hissetmedim açıkcası kitabı okurken. Zaten giriş ve birinci bölümde geçmişi özetler gibiydi yazar. Sebebi de devam nitelikli bir kitap olmasıymış. Siz okurken en iyisi sıraya göre okuyun derim ben.
Savaş sonrası Doc yaşadığı sardalya sokağına geri döner fakat çok şey değişmiştir.Çalıştırdığı biyolojı labratuarında çeşitli deniz hayvanlarını toplayarak okul ve müzelere satmaktadır.Doc yanlızdır,sardalya sokağındaki geneleve yeni gelen suzy hayat kadını olamayacak kadar kibar biridir.Patronu olan fauna ve doc'un diğer arkadaşlarının da gayreti ile doc ve suzy arasında evliliğe varacak bir ilişki başlar.Kitabın konusu budur,bazı yerlerini saçma da bulsam,iyi bir hikaye çıkmış ortaya.
Neredeyse yazdığı her eserin finalinde okuyucusunun göğsüne bir öküz oturtmayı başaran usta Steinbeck’in belki de en nazik romanlarından biri tatlı perşembe.

Akıl almaz ve sevimli sahtekarlıklarıyla Sardalye Sokağı’nı renklendiren kahramanlarının hikayesinin devamı niteliğinde.

Tüm neşesi ve nüktedan anlatımı şöyle dursun, kalem Steinbeck’in elinde olunca okuyucunun tedirginleşmemesi de mümkün değil elbette. Tatlı Perşembe’de usta yazar yine ortalığı kasıp kavuruyor. Başyapıtlarından tel farkı, olaylar Steinbeck’e özgü gerçekçiliğin biraz ötesine geçebiliyor.

Ancak Steinbeck, gerçekçiliğin sınırlarını isterse sonuna kadar zorlayabileceğini de bu kurgusunda kanıtlıyor. Ana olay örgüsünden biraz daha bağımsız olan bölümlerde ise, isteseydi kendine özgü çarpıcı gerçekçiliğin ötesine geçmekle kalmayıp, insanı hayret ettirebilecek bir sürrealizmi de kaleminden dökebileceğini ispatlıyor. Çok büyük yazar sahiden de, “roman” gibi romanların yazarı...
Kitap dünya şavaşının bitiminde askerden dönen Doc ve hayatta tek başına tutunmaya çalışan Suzy ile sardalye sokağı sakinlerinin aşk,dayanışma,tutku,duyarlılık...etrafında şekillenir.Yazarımızın gazap üzümlerinin bende büyük etkisi olmuştu belki de romanın içeriğinin ruhuma dokunuşuyla ilgiliydi bu...Her okur gibi beklentiyi yüksek tutup ,yazarın diğer kitapları gibi bir serüvene atılacağımı düşündüğüm için tat alamadım.Bazen de düşünüyorum bir kitabı ruhumuza dokunacak bir satırı için bile okunabilir.Kim bilebilir bu kitabın ruhunuza dokunmayacağını ...
Kitap yazarın bir diğer kitabı olan Sardalye Sokağında devam ediyor anlatmaya karakterlerimizi. İmrenerek okuyabileceğiniz bir arkadaşlık bağı ile olduklarını anlayana kadar "bu kadar deli karakterin kitapta işi ne?" diye bir tepki verebilirsiniz ama hepsi insanların birbirini bu kadar iyi tanıyabilmesinden diye kendinizi avutabilirsiniz ki: umarım avutmak yerine sizin de böyle dostluklarınız vardır. İyi okumalar dilerim.
Sardalye sokağının devam kitabıdır.. doc mac ikinci dünya savaşından sonra tekrar aynı mahallede buluşur ve o müthiş bohem hayatlarına devam ederler.. sardalye sokağı kadar olmasada başarılı bir kitap..
Kitaba başlarken büyük bir beklenti içindeydim. Herhalde hayal kırıklığına uğramamın en büyük sebebi bu olmalı. Kitap hakkında hiçbir kötü yorum görmediğim için ayrıca yazarın Nobel Edebiyat Ödülü alması da beklentimi yükseltmişti. Aslında kitap kötü değildi, sadece bahsedilen konunun üzerinde durmaması biraz okurken sıkılmama neden olmuştu. Bazı yerlerde gereksiz anlatımlar vardı, tabi bu benim görüşüm.

Sardalye Sokağı'nda yaşayanların birbirine destek çıkması, bir kişi üzüldüğünde tüm kişilerin üzülmesi aralarındaki samimiyeti, dostluğu net bir şekilde belli ediyordu. Fakat bu güzel bir şekilde aktarılmamıştı. Benim fikrimce daha iyi şekilde yansıtılabilirdi.

Doc ve Suzy arasında aslında pek bir şey geçmiyor, zaten kitapta ikisinin karşı karşıya geldiği anlar fazla yok. Karakterler hakkında verilen bilgi yeterli değildi. Sanki o kısımlara yazar o kadar önem göstermemişti gibi geldi bana. Ya karakterlerden nefret edersiniz ya da seversiniz. Buradaki karakterlere karşı açıkçası ben ikisini de hissedemedim.

Uzun lafın kısası kitap kötü de değildi, güzel de. Keşke almasaydım dediğim kitaplardan da değildi. Kitapta beğendiğim yerleri zaten alıntı olarak paylaştım. Sadece daha iyisi yazılabilirdi veya konu daha iyi şekilde kullanılabilirdi.

Kitabı beğenen kişiler şimdi pençelerini çıkarmak için hazırlanıyor olabilir ama arkadaşlar herkes her şeyi beğenmek zorunda değil sonuçta değil mi?

Okumayı düşünen bir sürü kişi var belki yorumum onlara fikir olabilir.
Elimdeki baskısı 1982 yılında Bilgi Yayınevi tarafından basılmış ve 1. Baskı. Ve cevirisini
Orhan Azizoğlu yapmış. Dili çok hoş. Okurken sanki kendimi Yeşilçam Filmi izliyorum gibi hissettim. Mandepsiye basmak, havacıva gibi deyimler bol bol kullanılmış. Nobel ödüllü kitabı sevdim .John Steinbeck'in Sardalye Sokağı adlı romanının devamı olarak biliniyor. Daha okumadim ama okuyacam inşallah.Roman kahramanlarının olaylardan uzun zaman sonraki, yani ikinci dünya savaşı sonrası yaşamlarını anlatıyor . Tatlı ve duygulu bir roman.
Her şey değişmişti. İnsanlar ya gitmiş ya da değişmişlerdi, ki degişmek gitmek gibiydi neredeyse.
John Steinbeck
Sayfa 10 - Sel yayıncılık
"Vergiler" dedi kadın. " ne zaman işler düzelmeye başlasa yeni vergiler koyuyorlar. Sen şanslısın Mack. Hiçbir şeyin yok ve para kazanmıyorsun. İnsanların derisi için de vergi kesmeye başlayacakları güne kadar güvendesin."
John Steinbeck
Sayfa 86 - Sel yayıncılık
Şimdi gidip günbatımını seyretmeliyim. Öyle bir noktaya geldim ki, ben olmazsam güneş batamaz gibi geliyor. Bu da bana ihtiyaç duyulduğunu hissetmemi sağlıyor.
John Steinbeck
Sayfa 73 - Sel yayıncılık
"Giyecek elbisem yok" dedi Suzy
Doc'un da yok. O umursamıyorsa sen niye dert ediyorsun ki?
"Ama Fauna , o.. O çok dolu bir adam. Benim gibi insanların süslenmesi gerekir, çünkü dış görünüşümüzden başka bir şeyimiz yok. Ters davranırım diye korkuyorum, çünkü güzel davranmayı bilmiyorum."
John Steinbeck
Sayfa 134 - Sel yayıncılık
Herkesin bir şeyleri vardır. Suzy'nin nesi var peki? Cesaretinden başka hiçbir şeyi yok dünyada. Atom bombalarıyla silahlanmış dünyaya sapanla saldırıyor ve Tanrı biliyor ya kazanacak! Kazanmazsa, daha fazla yaşamanın anlamı yok.
John Steinbeck
Sayfa 236 - Sel yayıncılık
Suçluluk duygusu, iç karartıcı icatlarımızın en çapraşık, en komik ve en acı verici olanıdır.
John Steinbeck
Sayfa 203 - Sel yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tatlı Perşembe
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
263
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755706436
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sweet Thursday
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Tatlı Perşembe
Uğurlu perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
"Bir insan kapana kısılmışsa ve seçme şansı yoksa, kapanın içini dekore etmeye girişir."
Evlerin arasındaki boş bir arsaya atılmış eski bir buhar kazanını eve dönüştürerek hayata tek başına tutunmaya çalışan Suzy ile Dünya Savaşı'nın bitiminde askerden döndükten sonra bilim adamı olmak için uğraşan Doc'un yolları Sardalye Sokağı'nda kesişir. Balıkçıları, serserileri, göçmenleri, sevimli dolandırıcıları ve sıra dışı polisiyle sahici hayatın samimi bir resmi olan bu sokakta ilişkiler de tutkuyla yaşanır. Konumları birbirinden farklı bu insanların arzuları, duyarlılıkları, birlikte sevgi ve dayanışma ruhuyla var olma çabalarına, "Berbat Çarşamba" ile "Bekleme Günü Cuma" arasında, kırılgan bir aşkın etkileyici öyküsü eklenir.
Neredeyse her eseri başyapıt sayılan ve dünya edebiyatına katkılarından dolayı 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırılan John Steinbeck'in Tatlı Perşembe'de incelikli anlatımıyla yansıttığı Sardalye Sokağı, roman sanatının ve dünya edebiyatının en özel kahramanlarından biridir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 174 okur

  • Ferhat Kılınç
  • Bey Böyrek
  • İbrahim Truhan
  • Erkan agadi
  • Kor Ay
  • HASAN
  • Muhammed Gökçeli
  • Wicapi Wakan
  • Sude Ünver
  • Canan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.5
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%7.7
25-34 Yaş
%32.3
35-44 Yaş
%30.8
45-54 Yaş
%16.9
55-64 Yaş
%6.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.4
Erkek
%45.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.7 (18)
9
%14.3 (10)
8
%25.7 (18)
7
%17.1 (12)
6
%11.4 (8)
5
%2.9 (2)
4
%0
3
%1.4 (1)
2
%0
1
%1.4 (1)