Beni sadece fotoğraflardan tanıyorsun. Sadece nasıl göründüğümü ve objektife nasıl baktığımı biliyorsun. Ama neler düşündüğümü ve neler hissettiğimi bilmene olanak yok.
Sayıları da öğreniyordu. Doğum ve ölüm tarihleri arasındaki tirelere bakıp elli yıllık hayatların tek bir çizgiyle özetlenmesine şaşırıyordu. Sanki her adını okuduğu ölü, bir an için de olsa canlanıyormuş gibi hissediyordu.
Dünyanın en eski kurumu: Aile. Ya da yarısı: Anne. Babası yoktu. Gitmişti. İstanbul’a. On iki yıl önce. Annesini hamile bıraktıktan dört gün sonra. Bir daha da dönmemişti. Ama en azından insaflı davranmış ve karısını yalnız değil, hamile bırakmıştı. Allahın, imamın ve iki şahidin huzurunda evlenmişler, dolayısıyla herkes gidince geriye bir de Allah kalmıştı.