…İçimin derinliklerinden bir yerlerden, gizli bir şarkı yükseliyordu.
Zamanın üzerini usulca örten tülden bir ezgi, boğulmuş bir şenlik, tükenmiş dev bir ateşin alevleri, külü yırtıp çıkarak havayı korka korka yalayan yumuşak turuncu dili ateşin, yükseldi birden içimde böyle bir şarkı.
… Benim batıl varlığım…
… Onun dilinde, dayanılmaz bir nota sürçmesi gibi bütün senfoniye inancımı boşuna kuvvetlendiren adım. Onun dilinde çiçeğin bir mağaranın ağzında durması gibi duran adım. Unutkan karı delip çıkan bir sümbülün yalnız, çağıran hafızası. Adım. İçi irin dolu büyük bir bahar…
Kendi sesinle haykırdıysan, kendi gözyaşlarınla ağladıysan, kendi gözlerinle gördün ve kendi düşüncelerinle düşündüysen, kendi rüyalarınla uyudu ve kendi dualarınla yakardıysan, sana ait bir ömür sürdün demektir.
Asri zamanlar insanı tarihsizleştirdi. İnsan belleği hiçbir zaman olmadığı kadar unutuşla sakatlandı. Dirilerin ölülerle birlikte yaşadığı şehirler zaman şuurundan ve gönül coğrafyalarından silindi. Müslüman saati tekledi.
Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.