Fotoğrafçı, yalnız başına yürüyerek kent cehenneminde keşfe çıkmış gibi dolanan, merakını çelen her köşeye sezdirmeden sokulan ve aklına esen yerlere girip çıkan kişilerin, keza şehri şehvet dolu aşırılıkların yaşandığı bir manzaraymış gibi keşfeden dikizci gezginin silahlı versiyonudur. Başkalarını seyretmenin ve empati kurmanın ustası olan flâneur, dünyaya resimsel bir gözle bakar.
Bütün fotoğraflar 'memento mori' niteliği taşır, yani ölümü akıldan çıkarmamaya yarar. Bir fotoğraf çekmek, başka bir insanın (ya da şeyin, durumun vb.) ölümlülüğüne, incinebilirliliğine ve dönüşebilir haline dahil olmaktır. Söz konusu ânı dilimleyerek donduran bütün fotoğraflar, zamanın amansız eriyişinin tanığıdırlar.
"İyi yaşamanın anahtarı önce gerekli olanı isteyip sonra da istediğin şeyi sevmek."
Huzursuzluğunu yenen Nietzsche, Breuer'in sözlerinden etkilenmişti.
"Amor fati - kaderini sev. İkiz zihinlere sahip olmamız ürkütücü, Josef! Amor fati benim sana anlatacağım son ders olacaktı. 'Böyle oldu'yu 'ben böyle istedim'e dönüştürerek çaresizliği aşmayı öğretecektim sana. Ama sen bir adım önden gittin. Güçlendin, hatta belki de olgunlaştın.