Sanat asla zamanın şartlarına göre düzenlenen ya da kullanılan bir araç olmamıştır. Her zaman vardır ve ulusumuzun varlığının da bir göstergesidir daima. Politika ve ekonomi gibi sanatımızda toplumsal yaşamımızın bir parçasıdır
Örneğin; 14 Eylül 1930'da, Führer ilk büyük seçim zaferini kazandı ve Nasyonel Sosyalist Parti Raichstag'da yüz yedi koltuk kazandı. Demokratik cumhuriyetin bu noktada iki seçeneği vardı: ya Führer varlığını kabul edecek ya da onu ortadan kaldıracaktı. İlk seçenek elbette ki makul ve mantıklı olandı, ikincisi ise zordu ancak imkansız değildi. Gel gelelim Cumhuriyet yönetimi ikisini de yapmadı ve yalnızca yılanın ilerleyişini izleyen bir tavşan misali pusuda bekleyip olanları takip ederek kendilerini kadere teslim ettiler. Her şey için çok geç olana kadar hiçbir hamlede bulunmadılar, harekete geçmeye karar verdiklerinde de Nasyonel Sosyalist parti, cumhuriyetin kullandığı yöntemlerle yıkılmayacak kadar güç kazanmıştı. Hitler günün adamı olduğunda da kibirli bir tavır takılıp onu ciddiye almaktan kaçındılar. 13 Ağustos 1932'de ellerine bir şans daha geçti ancak o fırsatı da değerlendiremeyip Führer'e, parlamentonun direnişine karşı Nasyonel Sosyalist partinin nihai zaferini kazanması için ihtiyacı olan zamanı tanımış oldular. İşte kaçırılan bu son fırsat, demokratik cumhuriyetin hayatına mal oldu.