• Tecrübe sert bir öğretmendir. Çünkü; önce sınav yapar, sonra dersini verir.
    *Vernon Law
  • ...okumaya başladı. Zira ölmek her şeyin bitmesi anlamına gelir ama ölümü yaşamak onu tecrübe etmek demektir. Herzog bunun ne demek olabileceğini anlamaya çalıştı. Eğer... Evet.. Hayır..
    öte yandan, eğer var oluş bulantıysa o zaman inanç şüphe götürür bir kurtuluştur. Ya da acı içinde kıvranarak tüken ki seni
    iyileştiren Tanr'nın gücünü hissedebilesin. Bunalımda olan biri için çok güzel bir okuma doğrusu!
    Saul Bellow
    Sayfa 135 - İletişim
  • “Aşura günü kim aile fertlerine ve akrabalarına infakta
    bulunursa, Allah da o kimseye sene boyunca
    ferahlık ihsan eder”

    Hz. Süfyan : “Biz bunu elli yıldır tecrübe ediyoruz
    kolaylık ve rahat geçimden başka bir şey görmedik”
  • İnsanın kendi gözünden düşmesi, insanın kendi gözünde bir anda değerinin sarsılması acı, çok acı bir tecrübe.
    Nasılım ki?
  • Ulemadan, meşayihten bir zatın dersinde yahut meclisinde bulunulduğu
    vakit, bazı müşküllerın sorulmaksızın hallolunuverdiği hepimizce de tecrübe
    edilmiştir. Böyle bir şey olunca, tesadüf der geçeriz. Evet, tesadüfîdir fakat her
    vakit olmaz. Çünkü her zaman kendimizde o sıdk-ı leb, kalbimizde öyle bir safvet
    bulunmaz
  • İmtihan.
    Bir yaratılış ve bir mekan içinde. Meniden 30'lu yaşlara, akıl çağında algılama düzeyi en yüksek seviyede. Yaşayarak ölüm ile karşılaşmak , nefsin içinde ip uçlarıyla ilgilenmek senin elinde. Ruh gören bilen gözdür nefsinde saklı kalan. Sen nefsin ile ancak dünyayı görebilirsin. Fıtratın mutluluğu ve huzuru aramak isteyecek, elinde olan imkanlar ne yaratılmışsa onlara el atıp kurcalayacak ve istediğini elde etmek için uğraşacaksın. Sonra benimle karşılaşacaksın. Beni arayıp bulmak istemeden önce bana yaklaşmayı deneyeceksin. Seni akıl üzerine yarattığım için kendi düşüncelerinle hareket edip benden ilim isteyebileceksin. Her yolu deneyip yine istediğini alacaksın. Beni görebilmek için kendine ilim katacak nefsini köreltip incelteceksin. Ruhun aydınlığını görünce hep orada kalmak istedin. Bana hep yakın olmayı. Zorunluluk senin için bir armağandı, dünyanın ve içindekilerin her halini görmek tanımak ve aklını kullanmayı tecrübe edinmeyi sevdin. Artık biliyorsun Nefs ile geldin ve bilgiyle yükseliyorsun. Rahat bir şekilde, yanlıştan kurtulmuş ayıklanmış bir halde. Gerçek olduğun hal ile.
    Oyun bitti, Lue.
  • "Zulüm bizdense, ben bizden değilim."
    (Rachel Corrie)

    "Bilirsiniz: İnsandan daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün, kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenirler." Syf:14


    Kitap yirmi üç yazarın hikayelerini, Murathan Mungan tarafından seçilmesiyle oluşturulmuş. Hikayelerde konu edinilen şey, kitabın adından da anlaşılacağı gibi, 'Dersim'... Dersimde ölenlerin, ölenin yakınlarının, öldürenlerin, öldürenlerin yakınlarından aktarılmış hikayelerin, yazarlarımızın bakış açısıyla ve edebiyatlarıyla buluşmuş olduğu bir kitap. Acının, hayatın çok acı tasvirleri mevcut satırlarında. Bir kaç adım sonrasını tahmin edebildiğiniz hikayeler var; 'Allah'ım ne olur böyle olmuş olmasın' diyorsunuz. Sonrasında keşke öyle olsaydı, böylesi daha acıymış dediğiniz anlar olacaktır. Yani birini, çok eksik bir yanı kalmayan bir diğer acıya yeğ tutacaksınız. Bu tür kitapları ya hiç kimse okumasın, ya da herkes okusun da, en azından acıları bölüşelim. Şayet tek insan yüreği kaldırmıyor bu kitabı okumaya. Bi tecrübe sabittir. Acıyan yerlerimi kitabı bitirebilmek adına, bir süre uyuşturmak zorunda kaldım. Subay kocasının yaptıkları yüzünden kafasına sıkan anneyi mi dersiniz, henüz on yaşında tecavüze uğrayanını mı, mermi pahalı diye önce silah dipçikleriyle, sonra o da zarar görmesin diye meşe kütükleriyle dövülürek öldürülen çoluk çocuğu mu, hangi birini anlatayım?

    Bu tür durumlardan etkilenenler için, geceleyin okumayı hiç düşünmeyin derim. Abartısız söylüyorum; bir an sızlayan kalbimin acısından öleceğim gibi hissettim. Belki de ilk defa bu tür kitapları okuduğumdan ötürüdür bilemem ama, okurken çok fazla duygusallaştım diyebilirim. Gece, en fazla duygusallaşmaya müsait bir vakit olduğundan tavsiye etmiyorum. Yazarlar içerisinde yeni yeni tanıştıklarım oldu. Önceden tanıdıklarım da vardı. Hikayeleriyle dikkat çeken isimlerin başında; Behçet Çelik, Ayfer Tunç, Burhan Sönmez -ki bu hikayeyi okuyan çok şaşıracağı bir başka isimle de karşılacaktır- ve Şule Gürbüz vardı. Şule Gürbüz'ü bundan önceki incelememi okuyanlar az çok bilir, bilmeyenler için de incelemeyi buraya bırakayım;
    #33340886

    Giderek insanlığa karşı olan inancım kaybolmakta. Aklı ermez yaşta bir çocuk gibi davranan hükümetler, birbirine diş geçirme politikası güden devletler-kurumlar, yarış atından farksız bir yaşama maruz bırakılanlar, guruplaşmalar, guruplar arasındaki farklılıklar, farklılıkları hazmedememe ve kendine benzetme isteğinden ötürü yitirilen saygı... Her biri ayrı bir sorun teşkil etmekte. Arkadaşlık ve aile ilişkilerine kadar inebilen sorunlar, birbirinin arkasından kuyusunu kazanı mı dersin, her türlü entrikaları çevirip yüzüne güleni mi...(çoğaltılabilir)
    Ne için ve neden olduğunu bile bilmeden ölen, öldüren insanlar üretmekten başka bir işe yaramayan bir hal aldık, alıyoruz... Ee, peki sonuç?

    ''Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?'' 
    (Cesare Pavase)

    Ben söyleyeyim, bu yaşadığımız tüm zorluk ve hezimet; karnı tok, sırtı pek 'kodamanoğullarından' başkasına yaradığı yok. Onların ekmeğine yağ sürmekle meşgulüz... İstersek ve gayret edersek bunların üstesinden gelebiliriz demeyi çok isterdim.

    Tarih, bu sefer gerçek yüzünü gösterdi bana. Acıyı, ölümü, kanı ve halkın psikolojisine yer verdi satırlarında. Yazılan çizilen çok şey var da... Yazanı, çizeni; galip gelenler, zafer elde etmişler ve gücü elinde bulunduranlar olduğu için, mazlumdan, zayıftan, yenik düşenden hiç haberimiz olmuyor... Mungan'ın deyimiyle,
    'Resmi tarih hegemonyasının, dilinin, söyleminin, red ve inkar politikalarının, geniş kesimlerin gerçekleri bilme, öğrenme tutkusu, adalet arayışı ve vicdani gereklilikler karşısında gün günden zayıf düştüğü bir dönemden geçiyoruz." Syf:11

    Yaşamım boyunca tecrübe ettiğim ve beni memnun kılacağına inandığım bir şey varsa; 'SORGULAMAK'tır. Kimi ve neyi olduğunun hiçbir önemi yok. Gayem hakikati öğrenmektir. Ve bunu Descartes'in metoduyla,
    "Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun her şey hakkında şüphe et."
    Ve gerçeği öğrenmemin bana getirisi yanında, kaybetmiş olduğumun çok bir önemi kalmıyor.

    Çünkü şuna inanırım;
    “Evrendeki en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir.” Albert Einstein

    Saroyan'dan şu alıntıyı da buraya bırakıyorum;
    "İnsanları insanlık dışına çıkaran, izleyen diğer
    insanları insanlıklarından utandıran olaylara bakarken, sorunu, bozukluğu, çıldırmışlığı ve benzeri tüm olumsuzlukları şu ya da bu halkın değil, tüm insanlığın mayasında görüyorum."
    Sanırım daha fazla söze gerek yok...

    Mungan etkinliği kapsamında okuduğum bu kitap, 23 farklı kalemin lezzetiyle buluşturdu beni. Her ne kadar tattığım lezzet acıysa da 'iyi ki okumuşum' dedim, kitabın sonunda. Bunun için etkinliği düzenleyen Nausicaä teşekkür ederim.

    İncelemeyi okuyan, alıntıları özenle takip eden, herkese teşekkür ederim. Herkese farkındalıklı okumalar dilerim. Bugün tanışmış olduğum bu parçayı, kitabın anısı ve kefensiz ölülerin saygısı için buraya bırakıyorum;

    https://youtu.be/5KaTlELBFmI