Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Padişahım, teveccühünüze mazhar olmak benim için ne büyük şeref, velâkin asker yaradılışta değilim. Kumandanlık tecrübe ister, kafa ister; ben alelade bir fedaiyim Padişahım, benden kumandan olur mu?"

"Çapulcu bir sürüden ordu oluyor da senden niye kumandan olmasın? Doğan Bey kardaşım, kendini bizim tanıdığımız kadar tanısaydın, bunları sormazdın. O vakte kadar düşün, tasın. Demek teb'am yıllardır bugünü beklermiş Doğan Bey, bir sözle istediğimiz yere gelmeye can atmışlar ha!"

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu

lisân-ı ezhâr:

akasya: sâfiyâne muhabbete, tecrübe edilmiş bir aşka, şehevani olmayan muhabbete diğer tabirle hakiki aşka delâlet eder.

Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.

Peyami Safa

Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.

Peyami Safa

Sözüm ona insanlara.
Şurada o kadar aptal var ki sadece sürekli döviz fiyatlarına bakmamak için üye oldum ve açıkçası çok kaliteli insanlar bekliyordum sözüm ona kitap eleştirmenleri falan bağnaz, yobaz, at gözlüklü, saygısız ve sürekli öfkeli bir toplulukla karşılaştım. Yeter ki nefretlerini ve öfkelerini kusacak bir kişi bulsunlar. Sadece bu insanlarla 2 hafta takılarak bile 5 seviye düştüm.. Türkiye’de gerçekten çok fazla aptal insan olduğunu bir kez daha tecrübe ile sabitledik. Bu da Türkiye’nin mevcut durumunun sebebini açıklıyor. İstanbul Üniversitesi önünde Noel babayı önce sünnet edip sonra bıçaklayanların aynısı burada bolca var. Kast ettiğim burada müslümanlar falan değil, kafa yapısı. Önce sünnet edip sonra kesmek nedir? Anlatabiliyor muyum ? Pek sanmam kapasiteniz düşük çünkü.

Sosyoloji ile felsefe arasındaki ilişki nedir?
Gündelik hayatın sosyolojik soruşturmasının kurucusu ismi sayılan Alfred Schütz, Husserl’in fenomenolojik temeli ile Weber’in sosyolojik temeli arasında eleştirel bir sentez kurar. İki ismi de kendi eleştirel süzgecinden geçirerek gündelik dünyaya ve bireyler arası etkileşimlere bakar.

Sosyoloji ile felsefe arasında bir ilişki var mıdır? Elbette; ama ilişkinin niteliği şudur: Skandal. Sosyoloji, felsefenin bağrında bir yarık açarak doğmuştur ve bu yüzden felsefe için bir skandaldır sosyoloji. Felsefenin incinmesini sağlayan şey ne idi peki? Felsefî bilme biçimi, bilginin ve bilgi üretiminin, değerin ve değer üretiminin aktörü olarak özneyi görür. Her şey bu öznenin kafasının içinde olup biter, toplum ve tarih sadece dekoratif bir parçadır. Öznenin anlama yetisine, bilincine, ruhuna, özneye içkin olana bakar ve analiz eder filozof. Bu özne, toplumsuz (a-social) ve tarihsizdir (a-historic). Oysa sosyolojik bilme biçimi, yöntemsel çeşitliliğe ve farklı bilgi üretme prosedürlerine sahip olmasına karşın, özneyi toplumdan ve tarihten tecrit edilmiş bir şekilde ele almaz. Bireysel görünen tüm faaliyetlerimizin arkasında daima ama daima sosyal-tarihsel bir mantık vardır, sosyoloğa göre. Bilgi nesnesini kurarken ona asgarî yahut azamî ölçeklerde bir dışsallık atfeder; filozofun yaptığı gibi onu eninde sonunda bireye içkin bir olgu olarak kurmaz sosyolog. Böylesi verimli bir skandalın dört başı mamur mucidi Dinî Hayatın İlksel Biçimleri metni ile anlam ve idrak kategorilerin toplumsal kaynağını izhar eden Durkheim’dır. Ancak bu velut skandalın önemli bir aktörü daha var: Alfred Schütz.

Schütz’ün İki Dayanağı: Husserl ve Weber

Gündelik hayatın sosyolojik soruşturmasının kurucusu ismi sayılan Alfred Schütz, Husserl’in fenomenolojik temeli ile Weber’in sosyolojik temeli arasında eleştirel bir sentez kurar. İki ismi de kendi eleştirel süzgecinden geçirerek gündelik dünyaya ve bireyler arası etkileşimlere bakar. Husserl’e göre bilinç, her zaman bir şeylerin bilincidir ve bilinçlilik biçimleri tecrübemizin içeriğine sıkıca bağlıdır. Fakat Husserl’in fenomenolojik indirgeme yöntemi öznelliğin, yani bireysel bilincin öz-deneyiminin sınırları içinde kalmaz; özneler-arasılıkla, yani ben’in başka ben’lere (topluluğa) ilişkin bilinçliliğiyle de ilgilenir. Peki, fenomenolog bu başka ben’lere ilişkin olan tecrübeyi nasıl açıklayacak? Schütz bu sorunun açtığı sorunsalı işlemek için Weber’i yardıma çağırır. Weber’e göre sosyolojinin konusu, toplumsal eylemdir. Sosyolojinin görevi, Weber’e göre, öznel anlama sahip toplumsal eylem tiplerini analiz etmektir. Bu iki hattı son derece ustalıkla birbirine ören Schütz, tecrübe ve bilinç arasındaki ilişkiyle, gündelik hayatta kabul gören ve paylaşılan bilgi türüyle (ortakduyusal bilgi) ilgilenir. Ona göre sosyal dünyadaki fenomenler hakkındaki deneyimlerimizin temeli, toplumsal ve kültürel olandır. Kalkış noktası ise bireysel bilinç değil, bireyin gündelik yaşamını eylediği yaşam-dünyasıdır.

SABRİ AKGÖNÜL

Benim canım yandığında koşacak kimsem olmadı. Sürekli yalnızdım. Hep tek başımaydım. Bu iğrenç bir duygu, bilemezsin. Tesadüfen birini tanıyorsun, sonra birden hayatının tümü oluyor. Kazanırız yada tecrübe ederiz ama asla kaybettik demeyiz, yanlış yere çıkan yollardan birini daha eledik der kaldığımız yerden devam ederiz. Kaan İmral

Jacques Lacan
"...Yetişkinler olarak biz, diğerlerinin bizi derinden anlamasının hasretini çekeriz. Ama Lacan aslında bizi bundan daha karanlık bir gerçekle yüzleştirmeye hazırlıyor: diğer insanlar da kararlılıkla bizim dışımızda kalmışlardır, bizim kendimizin onların bizi anlayacağını varsaydığı gibi ama ciddi şekilde bir anlam olmadan birbirimizi taklit ederek. Biz bu yalnızlığı kabul etmekte anlaşılır bir biçimde isteksizizdir ve dolayısıyla dışarıdan nasıl göründüğümüz konusunda takıntılıyızdır. Bu moda endüstrisinde kullanılır. Eğer kendimizi yeterince düzeltirsek, diğer insanların bizi nasıl gördüğüyle ilgili, belki saçlarımız, yakamızın düzenlenişi vs. sonunda doğruca anlaşılabileceğimizi umarız. Ama Lacan biraz daha zor ve olgun bir hareket önerir: diğer insanların bizi, bizim kendimizi basitçe tecrübe ettiğimiz gibi asla tecrübe edemeyeceğini kabul etmek. Yani, biz neredeyse tamamen yanlış anlaşılacak, sırayla, ve neredeyse tamamen yanlış anlayacağızdır."