Şimdi kalkıp gitsem diyorsun ya... Bir dağ başına, bir çöle, insanların olmadığı o sapa yerlere... Git be usta, valla git. Ama unuttuğun bir şey var: İnsan bavuluna kendi enkazını sığdırdıktan sonra, nereye giderse gitsin o çölün ortasında yine kendi gölgesine çarpıyor. Biz bu şehrin o gürültülü caddelerinde, cebimizde iki kuruşluk umutla o kadar çok harcandık ki, artık içimizdeki o 'dokunsan ağlayacak olan çocuk' bile sigaraya başladı. En koyulacak yeri neresi biliyor musun bu hikayenin? Sen o kitabın sayfasını kıvırıp 'içimde iki kişi var' derken, o seni bir yabancı gibi arkasında bırakıp gidenler, çoktan başka masalarda kahkahayı patlatmış oluyor. Sokak bize en çok bunu öğretti işte: Adımların ne kadar büyük olursa olsun, kalbin o 'başka bir aşk yarım kaldı' sapağında takılı kaldıysa, attığın her adımda biraz daha kendi içine çöküyorsun. Herkes yerini yurdunu buldu, herkes vitrinini parlattı da... Bir tek biz bu koca şehrin ortasında, o rüzgarlı peronda bavulun üstünde unutulmuş birer paket sigara gibi dımdızlak kaldık."