Bir tekelleşme ve bir yıkım hüküm sürmekte adil değil ne hapis ne hürriyet bir nesil topyekün cürümekte...
Türkiye’de 80 milyar doları aşan, ABD’de ve dünyada trilyon dolarlara ulaşan illegal/legal bahis çılgınlığı bir "gelişmişlik" veya "ekonomik canlılık" göstergesi değil; tam tersine toplumsal çaresizliğin ve sisteme olan inancın bitişinin sembolüdür. Eski Dünyada: Bir insan çalışarak, üreterek, zanaat öğrenerek sınıf atlayabilirdi. Bugünün Dünyasında: Enflasyon, tekelleşme ve zenginliğin sadece %1’lik bir kesimde toplanması yüzünden, sıradan bir insanın çalışarak ev, araba alması veya insanca yaşaması imkansız hale getirildi. Sistem insana şu mesajı veriyor; "Çalışarak zenginleşemezsin. Tek şansın bu çarkıfeleği çevirmek." İnsanlar artık emeğe değil, şansa yatırım yapıyor. Bahis siteleri, modern kölelerin "Belki yırtarım" diyerek ellerindeki son üç kuruşu da yine o en tepedeki %1’e teslim ettiği kusursuz bir tuzaktır.
1000Kitap
Reklam
Günümüzde emperyalizm, bayraklarla ve ordularla yapılan bir toprak fethinden ziyade, "veri", "altyapı" ve "finansal akışlar" üzerinde kurulan şirketler arası bir egemenlik savaşına dönüştü. Devletler ise bu savaşta ya şirketlerin koruyucusu (lobicisi) rolünü üstleniyor ya da yeni vergi kanunlarıyla bu devasa gücü dizginlemeye ve pastadan pay almaya çalışıyor. Klasik dönemde şirketler petrol kuyuları veya madenler için savaşırdı. Bugünün tekelleşme savaşı ise "Ekosistem" yaratma savaşıdır. Apple, Google, Microsoft, Amazon gibi devler artık sadece ürün satmıyor; içine girdiğinizde çıkamadığınız dijital ekosistemler kuruyor. Bir akıllı telefon aldığınızda, işletim sisteminden ödeme yöntemine, bulut depolamadan izlediğiniz videoya kadar her şey tek bir şirketin tekeline bağlanıyor. Yeni emperyalizmin en büyük cephesi Yapay Zeka (AI). OpenAI (Microsoft), Google (Alphabet), Meta ve Çinli rakipleri (Baidu, Tencent) arasındaki savaş, geleceğin küresel beynini kimin kontrol edeceğinin savaşıdır. Kim daha çok veriye ve işlemci gücüne sahipse, küresel pazarı o domine ediyor. Şirketlerin bu sınır tanımaz tekelleşmesi ve kârlarını vergi cennetlerine (İrlanda, Cayman Adaları vb.) kaçırması, ulus-devletleri ciddi bir egemenlik ve gelir krizine soktu. Yeni vergi kanunları ve güncellemeler tam da bu noktada devreye giriyor. Şirketlerin vergi kaçırma oyununa karşı atılmış en büyük küresel adım, 140'tan fazla ülkenin üzerinde anlaştığı %15'lik Küresel Asgari Kurumlar Vergisi uygulamasıdır. Amaç ne? Çok uluslu bir şirket kârını vergi oranı %0 veya %5 olan bir ülkeye kaydırsa bile, ana merkezinin bulunduğu ülke o şirketten aradaki farkı (%15'e tamamlayacak şekilde) tahsil edebiliyor. Bu durum, şirketlerin ülkeleri birbirine karşı kullanma ("vergi rekabeti") gücünü kırmayı hedefliyor.
1000Kitap
Sanatta Tekelleşme...
Bir yandan 2026 yılında sayıları çığırından çıkan ve yapay zekaya promt yazmakla kendilerini "sanatçı" zanneden yaratıcılıktan yoksun insanlar, bir yandan da isimlerini vermek istemediğim havlayarak ve kadınları objeleştirerek "sanat" yaptığını düşünen insanlar... Sanat en genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifade edilme biçimidir. İnsanın içindeki duyguları kelimelerle ya da görsellerle anlatamadığı zamanlarda başvurdu bir çözüm yoludur. Peki az önce saydığım yapay zeka "sanatçıları" ve "müzisyenler" buna göre her hangi bir sanat yapmış olur mu? Hayır. Sanat bu değildir. Sanat; kişinin yaşadığı sıkıntıları, sevinçleri, duyguları, yaşadığı dönemdeki siyasi veya toplumsal durumları gerek sözle gerekse yazıya dökerek icra etmesidir. Ancak günümüzdeki "sanat eserlerine" bakacak olursak eğer büyük bir çoğunluğunda herhangi bir içsel duyguya, sorunlara veya sevinç duyulan bir konu hakkında ifade edilen bir şey göremiyoruz. Ve ayrıca Avrupa Birliği bayrağına oturup ilkokul ingilizcesiyle kelime sallayan kişiler veya havlayarak şarkı söyleyen kişiler sanatçı bile sayılmaz bırakın sanat yapmayı.
Duygu ve Düşünce
Türkiye’de medyanın hiçbir zaman tam anlamıyla "dördüncü kuvvet" olamayışının temelinde, gazeteciliğin bir kamu hizmetinden ziyade, büyük sermayenin devletle olan işlerini yürütmek için kullandığı bir "kalkan ve mızrak" haline gelmesi yatıyor. ​Bu süreci tarihsel kırılmalarla analiz edersek: ​1. 12 Mart ve "Sermayenin Medyaya Girişi" ​1971 muhtırası öncesinde medya, daha çok "gazeteci kökenli" ailelerin (Simaviler, Karacanlar gibi) elindeydi. Ancak 12 Mart ile birlikte yükselen sol dalganın bastırılması ve devletin ekonomideki korumacı rolü, büyük sermaye gruplarının (holdinglerin) medyayı bir güç alanı olarak keşfetmesine neden oldu. Zenginlerin medyayı satın alması, gazeteciliğin kâr odaklı ve devletle uyumlu bir yapıya evrilmesinin ilk adımıydı. ​2. 12 Eylül: Katalizör ve Kurumsallaşma "Katalizör" olarak nitelediğimiz 12 Eylül, bu süreci geri dönülemez bir noktaya taşıdı. Darbe rejimi, sendikal hakları tırpanlayarak ve sansürü bir yönetim biçimi haline getirerek medyanın direncini kırdı. ​Babıali’den İkitelli’ye Taşınma: Bu sadece coğrafi bir yer değişikliği değil, bir zihniyet dönüşümüydü. Medya, entelektüel merkezinden kopup plazalara, yani holding merkezlerine taşındı. ​İhale Gazeteciliği: 1980 sonrası neoliberal dönüşümle birlikte, medya patronları aynı zamanda banka sahibi, enerji yatırımcısı ve inşaat devleri haline geldi. Devletten ihale alan bir patronun gazetesinin, devleti veya iktidarı denetlemesi eşyanın tabiatına aykırı bir hal aldı. ​3. Tekelleşme ve "Plaza Gazeteciliği" ​90’lı yıllara gelindiğinde medya, artık iki veya üç büyük grubun elinde toplandı. Bu tekelleşme: ​Çapraz Mülkiyet: Bir patronun hem gazete, hem televizyon, hem dağıtım ağı, hem de banka sahibi olması. ​Haberin Metalaşması: Gazetecilik başarısının değil, holding çıkarlarının
1000Kitap
"medyada tekelleşme, az sayıda kişi ve kuruluşun, toplumun kültürel ve siyasal duygu ile düşünceleri üzerinde egemenlik kurarak, tüm toplumu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme olanağının olması anlamına gelmektedir (Katırcıoğlu, 1998)."
Reklam
Reklam