• Tanıl Hoca, "Türkiye'nin Linç Rejimi" isimli eseriyle çok ama çok önemli bir çalışma ortaya koymuş. Açık açık konuşulmasından çekinilen bir olayı -ve toplumumuzda çok ama çok sık görülen bir olayı- incelemiş. Tanıl Hoca'nın yaptığı tanıma göre linç, kalabalığın azlığı çiğnemesidir - bazen, tek birisini. Korunmasız, çaresiz durumdakine saldırmaktır. Köşeye kıstırılmış, kuşatılmış olana çullanmak... Yerdekine bir tekme savurmak... Bireysel sorumluluk üstlenmeden, kalabalığın koynuna sığınmış, ‘anonim’ bir cürmün gölgesine saklanarak... (s.10) Sunum bölümünde lincin ne olduğuna, nasıl ortaya çıktığına, bu konudaki psikolojik ve sosyolojik araştırmalara değinmiş. Ayrıca yine sunuş bölümünde Türkiye topraklarında en çok lince uğrayan kesimlerden örnekler vermiş. Yine bu bölümde faşist demagog Nihal Atsız'ın kan donduran bir mektubundan da bahsetmiş.

    Sunuş bölümünde anlattıklarını toparladıktan sonra Kemalist dönemdeki linç olaylarını veya lince kaymaya müsait olaylardan bahseden Tanıl Bora, yine bu bölümün içinde Türkiye Cumhuriyeti tarihimizin belki de en acı olaylarından biri olan 6-7 Eylül Olayları'ndan bahsederek, olayların vuku bulduğu sıradaki linç atmosferinden söz etmiştir. Bu olaylar sırasında yöneticilerin, emniyet mensuplarının ve halkın tutumunu da aktarmıştır.

    Sonraki on sayfalık görece kısa bir bölümde 'milli refleks', 'linç güruhu', 'intikam dili', 'yas yasağı', 'intikam' gibi kavramlardan bahsedilmiş ve sonraki bölüme geçilmiştir. Sonraki bölümde Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'si ile Adolf Hitler Almanya'sındaki linç düzenini, devletin ve kolluk güçlerinin tutumları karşılaştırılmıştır. Bu denli büyük benzerliklerin ortaya çıkması insanın kanını donduruyor.

    'Linç Kültürü Üzerine Birkaç Not' isimli bölüm üzerine pek bir şey bahsetmeyeceğim. Bu kısmı kendinizin okuyarak yorumlamanızın daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Kitabın 69. sayfasından 83. sayfasına dek olan kısımda Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük başkaldırı hareketi olan Gezi Parkı Eylemleri ve burada gerçekleşen linçler ve tutumlar anlatılmış. Kitabın sayfalarını okurken o günler tekrar ve tekrar aklıma geldi. Son olarak da 2002 yılından 2013 yılına dek Türkiye'de gerçekleşen linçlere örnekler verilmiş. Bu kısımda anlatılan linçlerin hemen hemen tamamı aşırı sağcı bir grup tarafından gerçekleştirilmiş eylemler. Özellikle öne çıkan şehirler ise hiç şaşırtıcı değil. Bursa, Sakarya, Trabzon, Rize, Balıkesir ve İstanbul. Bu kısımda anlatılan linçlerde tamamen bir bahane ile masum (veya değil farketmez bu lincin hukuksuz bir fiil olduğunu değiştirmez) insanların dövüldüğünü, öldürüldüğünü veya bölgesinden sürüldüğünü gösteriyor. Özellikle hedef olarak alınan insanlar Kürtler, trans bireyler, Romanlar, sol görüşlüler, tamamen yasal bir siyasi yapılanmanın altında (HADEP, DTP, BDP) bildiri dağıtan veya anayasal olarak belirlenmiş toplanma ve gösteri yapma hakkı kapsamında toplanan insanlar.

    Kısaca toparlamak gerekirse bu eser büyük bir önem arz ediyor. Lincin tarihi gelişimi, ne olduğu, nasıl gerçekleştiği, arkasında yatan psikolojik veya sosyolojik sürecin anlatıldığı, Türkiye ve Nazi Almanya'sı arasında bir kıyaslamanın yapıldığı ve daha pek çok tarihsel olaya da atıf yapıldığı bir eser olmuş "Türkiye'nin Linç Rejimi". Siyaset, sosyoloji ve tarih ile alakalı tüm okurlara bu eseri öneriyorum. İyi okumalar dilerim.
  • öykü sever biri olarak yazarın ilk kitabı olmasına rağmen çok başarılı buldum yüzeysellikten bir anda derinlere iniyorsunuz ayrıca çehov öyküleri gibi ince espriler sizi gülümseten kısımlar var çok severek okudum merakla yazarın yeni kitabını bekliyorum
  • "Bazen sadece uçan tekme atmak istersin ama konjonktür gereği merhaba dersin."
  • Cambridge'de futbol rugby'den tamamıyla ayrılmıştı: Elle dokunulabilse de topun elle taşınması yasaklanmıştı. Ayrıca rakibe tekme atmak da yasaktı. "Tekmeler yalnızca topa yönelmeli," diye emrediyordu kurallardan biri. Aradan bir buçuk yüzyıl geçmesine karşın şeklinden dolayı günümüzde hala topu, rakibin kafasıyla karıştıran oyuncular var.
    Eduardo Galeano
    Sayfa 56 - Can Sanat Yayınları
  • Linç, kalabalığın azlığı çiğnemesidir - bazen, tek birisini. Korunmasız, çaresiz durumdakine saldırmaktır. Köşeye kıstırılmış, kuşatılmış olana çullanmak... Yerdekine bir tekme savurmak... Bireysel sorumluluk üstlenmeden, kalabalığın koynuna sığınmış, ‘anonim’ bir cürmün gölgesine saklanarak...
    Tanıl Bora
    Sayfa 10 - İletişim Yayınları
  • Peygamberleri ve Kutsal kitapları dışlayan modern dünya, kendi paralel dinlerini yaratmakta gecikmiyor. "Her zaman bir yol vardır, en iyisine layıksın, ikinci adam olarak kalmak sana yakışmaz..." diyerek; bizlere yetinmemeyi, sabırsızlığı, hep kazanmayı, acımamayı, dünya nimetlerinden faydalanmayı, pişman olmamayı, düşene tekme vurmayı, hırsı öğütleyen Kişisel Gelişim kitapları, Batı üzerinden büyük kapitalistlerin yardımlarıyla "Bir şeytanî paralel din" olarak hayatımıza girdi.