Oyun-Stephen King
7/10
·376 syf.··
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:37
Gerald ve Jess evliliklerine heyecan katmak için beraber göl evine gidiyorlar. Gerald Jess'den bir oyun oynamak için bir ricada bulunuyor. Jess kabul edince Gerald onun kollarını kelepçeliyor ve kendini role çok fazla kaptırıyor. Jess ise artık bu oyunu oynamak istemiyor. Bunu Gerald'a söyleyince ise tepkisi sert oluyor ve Jess'e bir şey yapmaya çalışıyor. Jess ise bu duruma sinirlenince Gerald'a tekme savuruyor ve Gerald kalp krizi geçirerek ölüyor. O bölgede sadece ikisi geldiği için Jess yapayalnız bir şekilde yatakta kalıyor. Bu kısımdan sonra Jess'in kelepçelerden kurtulma mücadelesini okuyoruz. Tabi Jess bir yerden sonra kafasının içerisinde kendisinin ve Gerald'ın seslerini duymaya başlıyor. Benim Stephen King'in kaleminden okuduğum ikinci kitap oldu. Aynı zamanda filmini de gidip izledim. İlk başlarda kitapta yavaş ilerleyen sahneler oldu. Jess'in o çaresizliğini okurken çok hissettim. Susuz kalması,bileklerinin gittikçe morarması ve yaşadığı kramplar okurken olayı daha iyi anlamama sağladı. Filmini de beğendim, çoğu detay kitap ile aynı verilmiş. Bu kitapta da yine bir baba figürüne sinir oldum. Küçücük çocuğa yaptığı hareketler ve onun omzuna yüklediği sorumluluk beni çok sinir etti. Kitabın konusu çok iyi ama okurken o gerilimi ben çok fazla hissedemedim. Bazı yerlerini okurken sıkıldığımı hissettim. Filmin ve kitabın sonunda olan bir sahneyi çok anlayamadım.King psikolojik anlamda yine güzel bir iş çıkarmış. Sadece kitapta çok betimleme yazılmış gibi geldi bana ve çok fazla heyecan hissedemedim. Kitaba puanım:7/10
1000Kitap
OyunStephen King · Altın Kitaplar · 20071,483 okunma
Büyümeyen Yetişkin: Narsist
9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
366 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2023 00:00
Kral Kaybederse kitabının aslında benim hayatıma geçmişte girmiş bir karakteri de çok yansıttığı için mi bilmem, ama bende çok ayrı bir yeri var. Kitabı sesli kitap olarak pandemi zamanı dinlemiştim, bana göre psikiyatrist-yazarın en çarpıcı kitabıdır.Diğer kitapları beni bu denli etkilememişti. Kitaptaki Kral; aslında toplumda teşhisi konulmamış pek çok narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireyden sadece birini temsil ediyor. Kenan Baran; zengin ve nüfuzlu bir topluluğa üye, karşı cins tarafından idealize edilen ve buna da aşırı takıntılı bir karakter. Kenan’ın psikolojik yolculuğunda onun iç dünyasına indiğimizde kadınlara olan davranışının kökeninde annesinin ona karşı davranışının yattığını görüyoruz. Kenan; aslında yetişkinliği kabul edemiyor, yetişkin davranışlarının hepsini reddediyor. Çünkü o çocukken annesinin “kral”ı ve bilinçaltı hep o günkü gibi kalmak istiyor ve onu zorluyor. Hayatına aldığı ve yakınlık hissettiği kadınlara baktığımızda hep ona annesi gibi sık sık kral olduğunu hatırlatmış, bir ilişkide alma-verme dengesinde terazinin ölçüsünü hep kaçırmış kadınlar olduğunu görüyoruz. Ancak bu kadınların da Kenan ile birlikte bir içsel yolculuk yaşadıklarını ve yıllarca fedakarlıkla büyüttüğü evladının artık yetişkin olduğunu görmek ister gibi bir süre sonra Kenan’dan yetişkin davranışları sergilemesini beklediklerinde yaşadıkları hayal kırıklarına şahit oluyoruz. Kenan iyileşiyor ve büyüyor hikayenin en sonunda, ancak büyüdüğünde artık hayatın son deminde oluyor. Bütün çevresinin onu bıraktığını, başarı ve güce sahip olmayan bir bireye insanların nasıl acımasız davrandığını görüyor. Her düştüğünde koştuğu insanlardan tekme yiyor. Kitabın gerçek bir hayat hikayesi olduğunu biliyoruz. Kenan iyileşiyor ama çok geç. Peki gerçekte Kenanlar iyileşiyor mu, yoksa
Kral KaybederseGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201521,8bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·97 syf.··
2026 5. kitabı
Cumhuriyet döneminin tanınmış yazarlarından Orhan Kemal'e ait romanımız Baba Evi ve Avare Yıllar olarak iki bölümden oluşmakta. Türk edebiyatında çocukluktan gençliğe geçişi en iyi anlatan eserlerden biri olan bu kitabımızın toplam sayfa sayısı iki yüz yirmi bir. İlk bölümü oluşturan ''Baba Evi'' ise doksan yedi sayfa. Kitap girişi Orhan Kemal'in hayatına ve eserlerine ayrılarak yazar hakkında ön bilgilendirme yapılmış. Orhan Kemal edebi hayatına şiirle başlamış ancak şiirin yanında deneme niteliğinde olan düzyazılar da yazmaktaymış. Orhan Kemal’in çalışmaları arasında bir roman denemesi bulan ve çok beğendiğini belirterek ona “Bırak şiiri miiri birader; hikaye yaz, roman yaz sen” diyen Nazım Hikmet'le olan tanışıklığının da bin dokuz yüz kırk yılında Bursa Cezaevinde olduğunu bu bilgilendirmelerden dolayı öğreniyoruz. Kitabımızın ilk bölümünde yer alan eser adı Baba Evi... Otobiyografi türündeki bu eserde kimi zaman biyografik öğelerden de faydalanılarak; toplumda saygınlığı bulunan, statü sahibi, ataerkil bir ailenin konakta yaşadığı günler anlatılır.. Önsözde yazar Adana kahvehanelerinden birinde Küçük Adamı tanıdığını sohbet sırasında onun hayatından etkilendiğini ve yazmaya karar verdiğinden bahseder. Küçük Adamın hikayesidir kitapta anlatılan ancak Orhan Kemalin hayatını az çok bilenler kurgusal karakterlerin yanında kendi hayatından derin izler taşıdığını rahatlıkla görebilirler. Baba evinin anlatımı Çanakkale savaşlarının devam ettiği dönemde küçük adamın doğumunun dedesi tarafından askeri görevde olan babaya telgraf çekilerek haber edilmesiyle başlar. İlerleyen sayfalarda Osmanlı’nın son demlerinde zaman zaman görevi dolayısıyla başka şehirlere gitmek zorunda kalan otoriter, despot bir yapıya sahip babanın çocuklarının okumasını, onların saygın bir meslek
Baba EviOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20082,758 okunma
Puan vermedi
Hayat, beklemediğmiz anlarda bize ya kucak açar; çiçek gibi nereden nasıl mutlu olduğunuzu bilemezsiniz ya da bir tekme ile bir çok kapınızı kapatır; hüzne uğrarsınız. Satrançta aynı böyledir. Her zaman stratejilere dayanır. Aynı siyah ve beyaz gibi... Ve bu savaş, en çokta kendinizle vermiş olduğunuz savaştır. Dr. B., hücresinde oynayacak kimse olmadığı için kendi zihnini Ben-Siyah ve Ben-Beyaz olarak ikiye böler. Kendi kendine karşı oynadığı her maç, kendi beynini yiyip bitiren bir savaşa dönüşür. Zweig burada satranç oyununu bir entelektüel eğlence olarak değil, insanı deliliğin eşiğine getiren obsesif bir saplantı olarak tasvir eder. ​"Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar baskı kuramaz."
1000Kitap
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma
Puan vermedi
Dostoyevski’nin *Ölüler Evinden Anılar kitabında “köpekle diyalog” diye doğrudan konuşmalı bir sahne yok aslında. Ama çok daha derin ve acılı bir insan-hayvan etkileşimi var ki, insanlar bunu “köpek deney” diye anıyor. Hapishanede Sharik adlı bir köpek var. Bu köpek hapishanedeki mahkumların sürekli tekmelediği, kötü davrandığı, acı çektirdiği bir sokak köpeği. Öyle ki köpek artık buna alışmış: Yanına herhangi bir mahkum yaklaştığında hemen yere sinip, karnını açıp tekme yemeyi bekliyor. Kaçmıyor bile, çünkü “sevilmek” diye bir şeyin varlığını unutmuş. Bir gün Aleksandr Petroviç (Dostoyevski’nin alter egosu) bu köpeğe yaklaşıyor ve başını okşuyor, sevgiyle dokunuyor. Köpek önce donup kalıyor, şaşkın şaşkın bakıyor. Sonra birden **acı acı uluyarak kaçıyor. Çünkü hayatında ilk kez biri ona şefkatle dokunmuş ve bu onun için o kadar yabancı, o kadar beklenmedik bir şey ki, adeta “acı” gibi hissediyor. O günden sonra Sharik, Petroviç’i her gördüğünde ondan da kaçmaya başlıyor. Çünkü sevgi onun için artık anlaşılmaz ve tehlikeli bir şey haline gelmiş. Bu kısım kitapta çok çarpıcıdır. Dostoyevski burada hapishanenin, şiddetin ve sistematik zulmün ruhları nasıl köleleştirdiğini, hem insanlarda hem de hayvanlarda sevgiye karşı nasıl bir duyarsızlık yarattığını anlatmak için kullanıyor. O köpek aslında hapishanedeki mahkumların ve genel olarak ezilen, aşağılanan insan ruhunun simgesi gibi. Kısaca: Sevgi, uzun süre şiddet görmüş birine acı gibi gelebiliyor.
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
Osmanlaşan her şeye ve herkese okkalı bir selam durma vakti
10/10
·129 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
**Buraya kitabın ne kadar şahane, ne kadar derin olduğuna dair afili bir cümle yazmak isterdim ama Osman, inanır mısın içimden gelmiyor. :)) ** Aylin Balboa okumak, durup dururken sol şeritte giderken el frenini çekmek gibi bir şey. Araba takla atıyor, sen içinden fırlıyorsun ama düşerken "Manzara da fena değilmiş ha" diyorsun. İşte bu kitap tam olarak bu. Hayatın bizi fırlattığı o uçurumda, düşüş hızımızı hesaplamak yerine yere çakılacağımız ana kadar kahkahayla küfretmenin kitabı. :)) Acıyı Mikserle Çırpmak Kitap bize ne anlatıyor? Aslında hiçbir şeyi ve inanın bana her şeyi. Kalp kırıklığı var, gitmeler var, kalmaların anlamsızlığı var, bir de tabii ki Osman var. Ama şu an konumuz tam olarak Osman değil. Balboa, edebiyat dünyasının o çok sevdiği "ağlak ve asil acı çekme" seanslarına öyle bir tekme atıyor ki, kendimizi bir anda kendi dramımızla dalga geçerken buluyoruz. Acıyı yok mu sayıyor? Hayır; acıyı alıyor, içine biraz tuz, biraz biber gazı, biraz da absürtlük katıp önümüze bir kokteyl gibi koyuyor. İçiyorsun, için yanıyor ama "Bir tane daha versene" diyorsun. "Osmanlaşan" Her Şeye ve Herkese Okkalı Bir Selam Durma Vakti Sonuç olarak Osman –ve Osmanlaşan tüm o eski sevgililer, o bitmek bilmeyen sosyal hikâyelerimiz, üzerimize dikilmeye çalışılan o daracık roller– bu hikâye gerçekten sizden uzun. Çünkü siz bittiniz, gittiniz, sıranızı savdınız. Hatta muhtemelen şu an bir yerlerde hayatınıza çok normal, çok steril ve çok sıkıcı şekillerde devam ediyorsunuz. Ama bizim o bıraktığınız enkazdan, o incecik kırıklardan çıkardığımız yangın hâlâ sönmedi. Sönmesin de zaten. Kitap bittiğinde içinizde tuhaf bir hafiflik kalıyor. Hani eviniz yanmıştır da, artık kurtaracak hiçbir şey kalmadığı için oturup küllerin üstünde çay demlersiniz ya, tam olarak
Duygu ve Düşünce
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,7bin okunma