Kalabalık; kalabalıktı bu, o kocaman, kocaman, sessiz kabul! “Anlatmaya kalkışacak
olursanız, çenenizi dağıtırlar üstelik,” diye düşündü Philippe. Yanağı tutuşarak: “Öfkeyle; evet, diye haykırarak tekme atarlar size!” Bu ölü yüzlere bakıyor ve güçsüzlüğünü ölçüyordu: Onlara hiçbir şey söyleyemezsiniz, onlara bir kurban gerek. Birden, ayaklarının
ucunda yükselerek, “HAYIR!” diye bağıran biri. Üzerine atılır ve parçalarlar onu. Ama bu onlar uğruna akmış kan, bu onlar eliyle akıtılmış kan, onlara yepyeni, bilinmedik bir güç aşılayacaktır; kurban fikri ruhlarına yerleşecek, gözlerini bile kırpmadan başlarını kaldıracaklar ve direnişi dile getiren bir uğultu, gök gürültüsü gibi, kalabalığı bir baştan bir başa dolaşacaktır. “Ben bir kurbanım,” diye düşündü. İşkence edilenlere özgü tuhaf bir sevinç, bir zevk içini doldurmuştu, güçlü, fazla güçlü bir sevinç; başı öne eğildi; valizi elinden bıraktı, dizüstü çöktü, evrenin sınırsız kabulüne gömülerek yığıldı, kaldı.