Seninle ilgili çok fazla hatıra kuşatıyor etrafımı, fırtına öncesi çıkan bir sinek bulutu gibi. Gözlerime, kulaklarıma, burnuma giriyorlar, kurtulmaya çalışıyorum ama yapışıyorlar. Bir parmağındaki yara bandını çıkarmak için debelenirken öbür parmağına yapıştıran komedi tiplemesi gibi hissediyorum kendimi ve bu durmadan oluyor, skeç çok uzun sürüyor. Ölüyken canlıyken olduğundan çok daha yapışkansın.
Devamlı akan su durduğunda serinliği özlenir, yanan ışık söndüğünde aydınlık özlenir ve insan karısını kaybettiğinde de onu ne kadar çok sevdiğini anlar. Anlayabilmek için en kötüsünün başa gelmesini beklemek ne acı. Neden mutluluğu, ancak çekip giderken çıkardığı sesle tanıyabiliyoruz?
Birilerinin mutsuzluğu diğerlerinin mutluluğudur demeyeceğim. Ama mutsuzlar arasında konuşacak daha fazla şey olduğuna inanıyorum. Mutlu insan yabancılaşıyor.