• Pantolonum biraz sıkıyorsa,aç kalmıyorum demektir.

    Duraktaki adam anahtarıyla ses çıkartıyor,bebeği ağlıyorsa,duyabiliyorum demektir.

    Telefon faturam yüksek geliyorsa,konuşabiliyorum demektir.

    Çalar saatim sabahın köründe çalıyorsa,yaşıyorum demektir.

    Ve bütün olaylara böyle bakıyorsam,iyimserim demektir.
  • 320 syf.
    “Anlatmak istediğin ne?” diye sorulmaya ihtiyacı olanlardan yazarlardan Güray Süngü. Yoksa bu kadar kafa karışıklığını hangi yazar gözler önüne serer ki!

    Kendine has bir dili olan ve o dilin dünyasına girmek için okuyucuyu zahmete sokan nadir bir yazar ayrıca. Kış bahçesi kitabı okuduğum ilk eseri. Okundukça hızlı gidiyor kitap ama sayfaları çevirdikçe bir eksiklik buluyorsunuz kendinizde. Biraz dur diyor sanki açlığa kapılma yavaş oku anla beni, anlamadan çevirme sayfaları diye sesleniyor sayfaların peşi sıra. Bunu fark edince bende döndüm en başa. Yazarın okumamı istediği gibi okudum ve anlamaya çalıştım dilini. Sonra ortak bir yerde buluşup devam ettik yolumuza.

    Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülüne sahip Kış Bahçesi. İki karakterimiz var kitapta. Bölüm bölüm biri çıkıyor karşınıza. İlk olarak Aziz ile tanışıyorsunuz. “Beklentisizlik diye bir şey varsa, bu insanı güçlü kılıyordu.” diyen ve çokça iç sesini duyacağınız bir yazarla.

    Sonra bir de Harun var “varım yoğum iki bavul” deyip yollara düşen; “yıllar insana neden böylesin diye sormamayı iyice belletiyordu” diyen, insanın gidecek ve sonra dönecek bir yerinin olmamasına içerlenen…

    Aziz bir gün telefon görüşmesinin ardından neden başladığını ve neden bitirdiğini bilmediği kendisiyle hiç ilişiği olmayan bir işe başlar. Belki yarım gün çalışacağı için belki de iyi para getireceği için bilinmez. Bir kızı takip etmesi ve onun hakkında notlar alıp posta kutusuna koyması istenir. Aziz işi kabul eder ve başlar ve bitirir nedensiz.

    Aynı zamanda Harun yola koyulmuş ve İstanbul’a gelmiştir. İnsanların, mekânın betimlemelerini duyarsınız Harun’un ağzından. Ama tavsiyem yavaş dinlemeniz Harun’u. Anlatacakları buz dağının arkasında gizli çoğunlukla. Kendini kendinden esirgeyen, kendini yaşamdan esirgeyen insanlardan Harun. Ve diyor ki:

    “Ama benim daha büyük bir kabahatim var ki; bunu size anlatsam bile anlayabileceğinizden kuşkuluyum. Yine de ayrıntıya girmeden söyleyeceğim. Ben kendimi boş verdim. Hayatımı bir kenara bıraktım ve bu güne kadar hiç sahip çıkmadım ona. Ne kalbimden geçenlere, ne aklımdan geçenlere zerre kadar önem atfetmedim. Bu sebeple de yaşamı kendimden esirgemiş oldum.”

    Kış BahçesiHarun altmış yaşlarında evli, çocuk, torun sahibi birisi. Ancak mutsuz. Kendine esirgediği yaşamı ilkokul yıllarında âşık olduğu bir kızı ve ikizini bulmak adına daha doğrusu o yıllardan beri kaçtığı kendisini bulmak uğruna terk ediyor evini ve görünüşte sahip olduğu tüm insan birikintisini. Buluyor mu peki, bulması mı mühim yola çıkması mı mühim peki?

    Aziz ise romanın yorgun olan bir başka komşusu.

    “Bütün kelimelerim masanın üzerine döküldü ama ben baktığım hiçbir yerde yazılabilecek bir şey göremedim.” Diyor. Takip ettiği kız ise Derya Aziz’in okuru. Derya yaralı ve kaybolmuş. Kendini bulmak için kendini görünür kılmak için yollarını sevdiği yazara çıkartan genç bir kız. Peki, kendini bulduruyor mu romanın sonunda bilmiyoruz. Detayları biliyoruz ama sonuçları bilmiyoruz, size bırakıyor yazarımız. Olayların değil de durumların yazarı Güray Süngü bu sebeple heyecana ihtiyaç duyanların değil de dinlemeye ve dinlenilmeye ihtiyaç duyanlara değecektir yazıları.

    Kış bahçesi kendi iç sesine yetişemeyenlere ve bu yüzden iç sesinde kaybolanlara ithaf olsun.
  • ABD’nin Ohio eyaletinde 16 yaşındaki bir genç kız cep telefonuna el koyduğu için babasını hırsızlıkla suçlayarak polise ihbar etti.

    Ohio'da polis,12 Ocak Cumartesi günü saat 13.30 civarında aldıkları bir hırsızlık ihbarı üzerine South Euclid'deki bir eve sevk edildi.

    "BABAM TELEFONUMU ÇALDI"

    Polis olay yerine vardığında ise, 16 yaşındaki genç kızın cep telefonunu çaldığı gerekçesiyle babasını ihbar ettiği anlaşıldı.

    Genç kız bunun bir hırsızlık olduğu, telefonun kendisine ait olduğunu iddia etti.

    KIZIN BABASI: CEZALANDIRMAK İÇİN TELEFONA GEÇİCİ OLARAK EL KOYDUM

    Ancak babası, yetkililere kızını cezalandırmak üzere cep telefonuna geçici olarak el koyduğunu açıkladı.

    POLİSTEN MÜTHİŞ CEVAP: BABANIN PARASIYLA SAHİP OLDUĞUN TELEFON BİR "HAK" DEĞİL, BİR "AYRICALIKTIR"

    Polis memurları da genç kıza, 16 yaşında ebeveynlerinin parasıyla bir cep telefonu sahibi olmasının bir ‘hak' değil, ‘ayrıcalık' olduğunu söyledi.

    "TELEFONU GERİ ALMAK İSTİYORSAN KURALLARA UYMAN GEREKİR"

    Polisler ayrıca telefonunu geri almak istiyorsa babasının kurallarına uyması gerektiği önerisinde de bulundu. Asılsız ihbarından dolayı kıza yaptırım uygulanmazken, babasına da dava açılmadı.

    Cep telefonsuz kalan genç kızın şu anki durumu bilinmiyor.
  • Telefon şarjının %3 olmasından daha kötü bir durum var mıdır?
  • çalan telefon
    ve aynı ses ya da başka
    ses
    ama asla beklediğin ses değildir
    aşk.
    Charles Bukowski
    Sayfa 87 - Parantez
  • ✔OKUNASI✔
    ⬇⬇⬇
    İsveç Neden Refah Seviyesi En Yüksek Ülkelerden Biridir?
    Neredeyse "refah" kelimesi duyulduğu anda akıllara gelen ilk imgelerden biri İsveç. Peki neden? Türk asıllı bir İsveç vatandaşı Ekşi Sözlük'te konuyu çok güzel tasvir etmiş:

    "İsveç, vatandaşı olduğum ülkedir. İsveç'te refah seviyesi yüksektir, ama bu sandığınız sebeblerden değil. İsveç'teki refah seviyesinin sebebi İsveçlilerin çok para kazanmasından çok isveçlilerin aşırı derecede tutumlu olması ve hesaplarını bilmeleridir.

    Türkiye'de tam tersi bir durum var. Mesela son yıllarda ülkemizde "serpme kahvaltı" modası başladı ve bir çok beyaz yakalı haftasonları boğaz manzaralı kahvaltıcılara gidip 2-3 günlük maaşını tek öğünlük yemeğe veriyor. Bunu bir isveçliye söyleseniz kalpten gider. Volvo'da yöneticilik yapan müdürlerin bile evden tost yapıp getirdiği isveç'te insanların dışarıda yemek yemesi için özel bir durum olması gerekiyor. Birinin doğum günü, evlilik yıldönümü, mezuniyet gibi özel günler dışında neredeyse dışarıda hiç yemek yemiyorlar. İşe bisikletle veya toplu taşımayla gidip geliyorlar. Ailenin bir tane ufak bir arabası oluyor ve bunu mutfak alışverişi yapılacağında filan kullanıyorlar. Bir evde sadece oturulan odada ışıklar açık oluyor. Bizdeki gibi evde yalnız otururken "ses gelsin de yalnızlık hissetmeyeyim" diye tv'yi açık bırakmıyorlar mesela.

    Aldıkları bir paltoyu 10-12 sene boyunca giyiyorlar. Ortalama bir İsveçlinin kıyafet dolabı içerik olarak ortalama bir Türkün dolabının 5'te biri kadardır. Biz bir giydiğimizi bir ay giymeyiz ama isveçliler bu konuda gocunmaz. Gerekirse 3 günde bir aynı gömleği giyerler. bizdeki gibi her sene cep telefonlarını yenilemiyorlar ve yenilediklerinde de ucuz bir model alıyorlar. Bizdeki gibi her 2-3 senede bir araba yenilemiyorlar. Oturdukları evlerin çoğu tarihi yapılardan oluşuyor ve kimse 150-200 senelik bir binada oturmaktan gocunmuyor. Bizde 15-20 senelik binalara bile eski denip burun kıvrılıyor. Adamlar çöplerini bile geri dönüşümden geçirip elektrik üretiyorlar. Evlerine temizlikçi tutmuyorlar. Bulaşıklarını elde yıkıyorlar. Evde bir şey bozulursa kendileri tamir ediyorlar. Volvo ve İKEA gibi kendi ülkelerinin ürünlerini saymazsak marka takıntıları yok. Karı koca gece gündüz demeden çalışıyorlar. Çocuklar bile genç yaşta iş bulup harçlığını çıkartmaya başlıyor.

    Evlerdeki mobilyalarda minimalizm ön plandadır ve ihtiyaç olunmayan mobilya asla alınmaz. evlerde tam olarak yeterli miktarda mobilya bulunur ama fazlası bulunmaz. Ayrıca mobilyalar 20-25 yılda bir yenilenir. Bir isveçli 20 yaşında ailesinden ayrı eve çıkıp kendi evine taşındığında aldığı mobilyalarla 40-45 yaşına kadar idare edebilir.

    #Bizde ise inanılmaz bir #savurganlık #var. #Kimse #üretim #yapmıyor ama #herkes #tüketim #yapıyor. Herkes #gösteriş #peşinde.
    Herkes #rahatına ve #konforuna #düşkün. Herkes en yeni evlerde yaşayıp en iyi arabalara binip çeşit çeşit kıyafet alıp sürekli dışarıda yemek yiyip en yeni telefon modellerini kullanıp en lüks şekilde yaşamak istiyor. Kimse hayattaki hiçbir rahatından taviz vermek istemiyor. İsveç ve kuzey avrupa'daki diğer ülkelerde refah kültürü var ama bunun sebebi sandığınız şeyler değil.
    Onlar para içinde yüzdükleri için değil tutumlu oldukları için refaha ulaşabildiler."