Yeni öğretmen “Teddy” lakabıyla bilinen, Imogene Hill adlı, çabuk sinirlenen bir kadındı ve Jobs’ın söylediğine göre “Hayatımın azizelerinden biri oldu.” Kadın onu iki hafta izledikten sonra en iyi yöntemin ona rüşvet vermek olduğuna karar verdi. “Bir gün okuldan sonra bana içinde matematik problemleri bulunan bir kitap verdi, bunu eve götürüp çözmeni istiyorum dedi. ‘Manyak mısın?’ diye düşündüm. Ve dedi ki, problemlerin çoğunu doğru çözersen sana beş dolar vereceğim. Kitabı ona iki günde geri verdim.” Birkaç ay sonra Jobs’ın artık rüşvete ihtiyacı kalmadı. “Öğrenmek ve öğretmenimi memnun etmek istiyordum sadece. Kadın buna karşılık ona mercek aşındırmak ve fotoğraf makinesi yapmak gibi işler için hobi setleri verdi. “Bana en çok şey öğreten öğretmen oydu ve o olmasa hapse düşerdim eminim.” Kadının yaklaşımı, Jobs’ın özel olduğu kanısını bir kez daha güçlendirdi. ...Kâşifler Kulübü’ndeki çocuklar projelerle uğraşmaya teşvik ediliyordu; Jobs elektronik sinyallerdeki pals sayısını ölçen bir frekans sayıcı yapmaya karar verdi. HP’nin ürettiği bazı parçalara ihtiyacı olduğundan CEO’ya telefon etti. “O zamanlar herkesin numarası telefon rehberindeydi. Ben de Palo Alto’daki Bill Hewlett’ın ev numarasını bulup aradım. Benimle 20 dakika sohbet etti. Parçaları yollamakla kalmayıp, beni frekans sayacı ürettikleri fabrikada işe aldı.”
Eğitim
TOHUM (KİM GELDİ?) DÜŞVARİ: 8 Aralık 2014... Dün akşam, Trabzon'da konferansa gitmiş olan Sadeddin Ustaosmanoğlu'ndan telefon gelmiş; Mahmud Efendi'nin torunu Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu, Dedesi'nin ziyaretine gidebileceğimi söylemiş... Ben, feci şekilde Telegram yorgunu, bu yüzden yatarken, haberi aldım; tabiî Telegramcılar da beni gece hiç uyutmadılar... Saat 11'i 25 geçe, Sadeddin Hoca ve Muhammed Fatih, beni aldılar ve düştük yola... Arabada, Efendi Hazretleri'nin rahatsızlığı ve yorgunluğundan, dalgınlığından dem vuruldu; yaşına bağlandı... Ben, yorgunluk, dalgınlık, yaşlılık hepsi tamam, ama bunun ona eksiklik kondurucu kelimelerle konuşulmaması gerektiğini genel bir ifadeyle söyledim. Bunun üzerine torunu, "ruhuna gark olanların bedeni zayıf düşer!" mânâsına gelen bir Farsça beyti Dedesi'ne söyleyince, onun, "Hâlim tamam bu!" dediğini aktardı. İkamet ettiği yere vardığımızda, Cemaat'ten gençler ve hizmette bulunanlar bizi karşıladı ve hemen Efendi Hazretleri'nin genişçe odasına aldı. Bir koltuk üzerinde, kıbleye dönük oturuyor, elinde tesbih, gözleri kapalı ve neredeyse baygın gibi başı biraz yana eğik oturuyor. Sadeddin Hoca ve Muhammed Fatih, benim geldiğimi kulağına eğilerek söylüyorlar; iyi işitmiyormuş, Allah bilir ama, iyi işitmeme değil de, istiğrak hâlinden olabilir... Bir ara gözleri açılınca, ben davranıp elini öpmek istiyorum: "KİM geldi?" diyor... Ben ismimi söylüyorum... "KİM geldi, KİM geldi!" diyor ve ben ismimi tekrar söylerken, elini öpüyorum. O tekrar dalıyor, ben önünde eğilmiş, eli elimde yüzüne bakarken, birkaç kelime ediyorum. O ânda, elini kıpırdatmaksızın, avucunda bir damarın birkaç saniye titreyişini hissediyorum. Bu damar titremesi, benim hemen o ânda aklıma gelen; ben bu yaşıma kadar ne böyle tâbir duydum, ne de avuç içinde benim
Sayfa 150 - İBDA Yayınları·Kitabı okuyacak
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Karımla iyi arkadaşlığımdan ve Sührab ile Oidipus hikayesine amatör merakımdan başka hayatımda güzel olan ne var?" diye sorardım. Babamı düşünür, karıma telefon eder, şehrin kalabalığı içinde mutlu olduğuma inanmaya çalışırdım. Çocuksuzluk bana hüzünlü ve alçakgönüllü olmayı öğretmişti. Bazan bir çocuk sahibi olsaydım şimdi belki de yirmi yaşında olurdu diye düşünürdüm. Kazandığımız paralarla Ayşe ile bir süre pahalı giysiler, biblolar, Osmanlı antikaları, fermanlar, güzel halılar, İtalyadan getirilmiş mobilyalar aldık ama gösteriş tüketimi ikimizi de mutlu etmiyor, yalnızca yüzeysel ve iğreti hissediyorduk kendimizi. Üstelik aldığımız şeyleri göstermek isteyeceğimiz dostlarımızdan aslında sırf bu yüzden nefret edecek bir yan bende hala güçlüydü Buna babamın solculuğunun etkisi diyebilirim. Servetimiz hızla artarken halå sıradan bir Renault Megane ile idare ediyorduk. Paramızın çoğuyla yatırım olsun diye, ya da yeni inşaatlar için arsalar, pahalanacak bölgelerde eski binalar alıyorduk Özellikle, şehrin dışındaki, boş arazileri satın alırken, çocuğu olmamasının acısını imparatorluğuna yeni ülkeler katarak unutmaya çalışan padişahlar gibi hissederdim kendimi.İstanbul gibi Sührab da şaşırtıcı bir hızla büyüyordu.
Sayfa 125 - KYK·Kitabı okudu
Bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış.
Aradığınız kişiye ulaşılamıyor: çünkü kendine ulaşmaya çalışıyor!
Aradığınız kişiye yani bana şu anda ulaşılamıyor. Eskiden olsa hemen ulaşırdınız ama artık çok ararsınız…
Alıntı
Yaşamımın yıllarını bir yol boyunca aralıklı olarak duran, birbirine tellerle bağlı, telefon direkleri gibi görüyordum. Bir, iki, üç… on dokuz telefon direği sayabiliyordum. Ama sonra teller boşlukta sallanıyor ve ne kadar çabalarsam çabalayayım, on dokuzuncudan sonra tek bir direk bile göremiyordum.
Sayfa 128·Kitabı okudu