Bütün hâl değiştirmeler, bütün şekil almalar ve şekil değiştirmeler, ancak hareketlerle ve hareketlerin çeşitlenmeleriyle mümkün olur. Böyle olunca, âlemimizin henüz hiçbir hareketini göstermeyen asli maddesinin de Dünyamıza özgü hiçbir hâl ve şeklinin hemen hemen mevcut olmaması gerekir. Bu yüzden ona, âlemimizin amorf, yâni şekilsiz maddesi diyoruz. Şu hâlde, asli
madde, dünyamızın idraki karşısında ancak kuramsal olarak düşünülüp kabul edilebilen ve görünürde yokluk ifade eden bir realitedir ki, bu realitenin dünyamıza özgü çeşitli formlarını alabilmesi için, Yerküre'ye ait bir sürü değer kazanması ve inkişaf
kademelerinden geçmiş olması gerekir.
Newton madde fiziğini buldu ve mıknatısın demir olan kısmı ile ilgilendi. Demir nasıl düşer, nasıl çarpar, nasıl uçak olur, nasıl gemi olur yüzer bunun fiziğini keşfetti. Demir olan mıknatısın bir de manyetik çekim alanı vardı ve bu görülmeyen güç, enerji, Einstein, Tesla, Heisenberg gibi bilim insanları tarafından anlaşıldı ve elektrik, CD, telefon, MR, hızlı tren olarak yaşama sunuldu. Anlaşıldı ki insan aklına erişmez sınırlarının uçlarında sonsuz küçükte ve sonsuz büyükte madde değil, enerji fiziği kuralları işliyor. Avrupa'daki Rönesans'ın bilimini yaratan Newton fiziği, maddenin ana unsur yaratılan enerjinin ise sonuç olduğu ilkesi ile gelişti. Oysa algılamakta güçlük çekiyoruz ama biliyoruz ki artık enerji maddeyi yaratan ana unsurdur. Yani yaşamımızı belirleyen esas unsur madde değil enerjidir. Enerji maddeyi yaratır.
Her yaşam bütünlüğü bir başka yaşam bütünlüğünün parçasıdır. Her yaşam bütünlüğü yani paradigması, o bütüne paradigmaya özgü bir kodlama -enformasyon işleme sistemi- kullanır. Tüm kodlama sistemleri birbirlerine dönüşebilirler. Madde kodlama sisteminin enerji kodlamasına dönüşmelerini sınırlı da olsa kavramak da aslında insanlığın belirsizlikle verdiği mücadelede önemli bir düşünsel ve kültürel kavşaktır. Madde enerji dönüşümlerinden daha önemlisi, bilginin enerjiye dönüşümüdür.