"Zen Merde civân pîre keman tîrine muhtaç/ Eczâ-yı cihân cümle birbirine muhtaç."
(Kadın erkeğe (erkek kadına), genç yaşlıya (yaşlı gence), yay oka (ok yaya) ihtiyaç duyar...(Tıpkı bunun gibi) dünyadaki bütün varlıklar birbirine muhtaçtır.)
Bir hacı, İstanbul Bedesteni’nde cevahirciler çarşısında, başına toplanmış insanlara anlatıyordu.
“Kâbe’den dönerken bir seher vakti kervan göçmüş ben çölde uyuyakalmıştım. Kendime geldiğimde koştum, baktım, araştırdım... Nafile... Zaman geçti, çölde kayboldum. Derken azığım da tükendi. Öyle ki açlıktan dermanım kesildi, adımlarımı ölüme doğru atmaya başladım. Birden gözüme kumlara bulanmış dolu bir kese ilişti. Kese bizim çocukken kavrulmuş buğday doldurup mektebe götürdüklerimizdendi. Hayat doluverdim. O kadar ki, o anda duyduğum sevinci hâlâ dimağımda hissederim. Keseyi heyecanla açtım, bir de ne göreyim; buğday yerine tane tane inciler. Buna öyle canım sıkıldı, öyle canım sıkıldı ki hâlâ aklıma geldikçe yüreğim sızlar.”