İngilizce seviyem :) temsili
-Where are you from?
+I m from Turkey.
-What is your name?
+FİLİZ
-What does it mean?
+WE ARE THE ELEPHANT.

Neyzen Tevfik
Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun'dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikayet etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

Yeni gelen okur incelemesi temsili (imha edilecektir)

Çok güzel bir kitap okumanızı tavsiye ederim 🤗🤗🤗️️️️️️️

*** İncelemeyi kaldıracaktım fakat getirdiği ses ve yapılan yorumların güzelliğine kaldırmaya kıyamadım.
1k'nın ilk ve tek(yani son olması dileğiyle) emojili incelemesi olarak hatıra kalsın diye düşündüm.
*Sakın başka incelemelerde denemeyiz.

Nietzsche / Hakikat ve Yalan
“… Kavramların oluşmasını düşünelim. Her kelime anında kavrama dönüşür. Çünkü doğumunu borçlu olduğu orijinal, kendine has, sübjektif bir tecrübeye isim olması yetmez. Yani sadece bir hatıra değildir. Aynı kelime söz konusu tecrübeye benzer başka hadiselere de isim olur. Yani birbiriyle asla tıpatıp aynı olmayan durumlara. Her kavram farklı şeylerin aynılaştırılmasından doğar. Bir yaprak hiç bir zaman diğer yaprakların tıpatıp aynısı değildir. Ama “YAPRAK” kavramı farklılıkların göz ardı edilmesiyle oluşur. Bu farkları “unutmak” sonucunda zihinlerde bir YAPRAK temsili meydana gelir. Sonra sanılır ki tabiattaki bütün yapraklar önceden çizilmiş, tasarlanmış o ilk YAPRAK’a göre çizilmiş, boyanmıstır. Ama bizim gördüğümüz yapraklar beceriksiz ellerce yapılmış kötü birer kopyasıdır o ilk YAPRAK’ın. Hiç bir yaprak TAM OLARAK onun kopyası değildir.

“Dürüst bir adam” dediğimizde neden böyle dürüstçe hareket etmiş oluyor? Alışkanlık olarak “dürüst olduğu için” diyoruz. Tıpkı “yapraklar böyle çünkü ilk YAPRAK sebep oldu” der gibi. “Dürüstlük” denen şeyin özünde, gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Ama çok sayıda dürüst eylem biliyoruz. Bunlar birbirlerinden farklı, kendine has eylemler. Aralarındaki farkları görmezden geliyoruz ve hepsine birden “dürüst eylemler” ismini veriyoruz. […]

Gerçek [düşünce-lisan] nedir? Hareket halinde metaforlar, adlandırmalar, insanlaştırmalar (antropomorfizm), kısaca şiirsel ve retorik bir biçimde soyutlaştırılan kavramlardır. Sonra birlikte yaşayan insanlar bunları [mutlak, değişmez] kanunlar gibi sınırlayıcı olarak kabul eder ve bunlarla düşünürler. Gerçek [düşünce-lisan] metafor olduğunu unuttuğumuz vehimlerdir. Kullanılıp aşınmış, tekabül ettikleri hissi gücü kaybetmişlerdir. Tıpkı üzeri silinmiş, artık para değil birer metal parçası olmuş eski paralar gibi…”

Feminizm içinde kadınlar olarak ve onlar adına konuşmanın politik bir gereklilik gibi görünmesine karşı çıkmayan Butler, temsili politikanın böyle işlediğini ve kimlik politikalarına başvurmadan faaliyetlerin (2008: 61) kolay yürümediğinin farkında olduğunu belirtir.

...

Butler’ın, feminizmin öznesi olarak “kadınlar” kategorisinin üzerine eleştirileri bağlamında, kadınlar kategorisinin korunsa da terimlerin sürekli yeniden yapısöküme uğratılması gerektiğini söyler. Butler’a göre kadın kategorisini sabit bir göndergeden kurtardığımız zaman, ‘faiillik’ gibi bir şey olanaklıdır (Butler, 2008: 62). ‘Kadınlar’ kategorisine Butler’ın eleştirileri bağlamında ve önerdiği ‘kavramların yapısöküme uğratılması’ yönteminin aslında bir özne ölümü ilanı değil, bir yaratıcı tekrar yoluyla queer kimliğe kapı açtığı söylenebilir. Bunun yanında, Butler’ın önerdiği; feminizmin içkin eleştirisini yapma gerekliliği ve feminizmin sürekli olarak kendisini sorgularken dönüştüren bir yaklaşım olması önerisinin tam da kendisi aslında queere olanak sağlayan bir alandır.

...

Butler’a göre, toplumsal cinsiyeti her zaman içinde üretilip devam eden siyasi ve kültürel kesişme noktalarından ayırarak değerlendirmek imkânsızdır (Butler, 2010: 46). Bu anlayışla Butler feministlerin evrensel bir kadın teriminin yeterince kapsayıcı olmadığını öne sürer. Ancak yine de Butler “evrensellik kategorisinden vazgeçmediğini, aksine, sürekli bir çatışma alanı olduğunu göstermek için onu temelci yükünden kurtarmaya çalıştığını” (2008: 51) belirtir.

...

Her ne kadar Butler’ın ikiliklere / ikili karşıtlıklara açıkça bir karşı duruş sergilediği görülse de, Butler’ın bu ikili karşıtlıklara karşı çıkışı toplumsal cinsiyetlerin çoğaltılması şeklinde bir öneri olarak okunmamalıdır. Zira Butler bu yaklaşıma da karşı çıkmakta ve “kaç tane farklı toplumsal cinsiyet olabilir ve bunlara ne ad verilecektir” (Butler, 2009: 76) diyerek bu yaklaşımın faydalı olmayacağını işaret etmektedir. Sonuç olarak, Butler’ın söylemek istediği ’cinsiyetin’ de tıpkı toplumsal cinsiyet gibi bir inşa olduğu ve inşa öncesi bir ‘kadınlık’ ya da ‘erkeklik’ kategorisinin söz konusu olmadığıdır (Çaylı, 2010: 16).

...

Stratejik olarak kadınlar diye bir şeyi varsaymamız gerektiği konusundaki uyarısı ise ‘kadın’ı varsayarak kullanımına açık bir alan bıraktığına işaret etmektedir. Öyle bir stratejik kullanım alanı kabul etmeseydi kendisini de feminist olarak tanımlamazdı Butler.

http://kaosgl.org/sayfa.php?id=17837

hiçbiri, bir alıntı ekledi.
15 May 18:17

Oruç Tutmanın Hakikati
Pârisa ağır ağır doğrulup başı önünde minbere çıktı.Mutad duaları okuduktan sonra, hiç de alışıldık olmayan bir şekilde hutbeye geçti.

Cami hocalarının, hep aynı meselelerden, benzer şekilde bahsetmelerinden oldukça şikayetçi olan Mirza Şahruh, bu ilk sözleri duyar duymaz mutlulukla toparlanıp dikkatli bir şekilde dinlemeye başladı.

“Şehir kelimesiyle kastedilenin topluluk ve toplamak olduğu Arapça bilenler için malumdur. Ay manasına gelen Kamer’in, Güneş’e göre, dünyamızdan izlenen hallerinin toplamına şehir denilir ki, bu temsili isimlendirme, Güneş’in karşısındaki durumuna göre Ay’a ışık vurur ve dünyadan görülen her bir haline de “hilletun” denir.İşte tüm bu hilaller toplanınca şehri meydana getirir.”

Çok sakin bir şekilde konuşuyordu.En aka sıradakiler, sözlerini duyabilmek için nefes dahi almıyorlardı.

“Kasabaların büyüklerine de şehir denilmektedir.Bu da, içinde yaşayan insanların hayat tarzlarını topladığı içindir.Fakat bu manada, her büyük kasabaya şehir denilemez.O halde kalabalık nüfuslu yerlerin şehir adını almaları, insana dair bütün halleri toplamalarından ve onlara hayat hakkı tanımalarından ötürüdür.”

“Savm etmek, oruç tutmak, varlıktan rızıklanmaktan kendini alıkoymak demektir.Böyle olunca, yöneliş, batın yoluyla Kur’an’ın inzal olduğu tarafadır.Dolayısıyla, konusu zahir lezzet ve iştah olan rızıklanma hususunda, varlık aleminden kesilmiş olmakla, rızıklanma ancak batın yönünden ve ancak Hakk’ın zatınden beklenir.Nitekim Hak: ‘Savm benim içindir ve onun karşılığı bana aittir’ buyurmuştur. Her savm edenin, sadece zahir lezzet ve şehvetten geri durmakla, batın yönünden ve doğrudan Hakk’ın zatı tarafından rızıklandırılmadığı da açıktır.Bunun için gerekli olan, dünyevi lezzet ve şehvetten de uzak durmaktır.Ruhun savmı olan siyam için, yani tam bir temizlenme için, ruhun, ruhubiyetinin gerektirdiği şeylerin dışındaki ilgilerden de kesilmesi zorunludur.”

Başını minberin basamaklarını kaldırıp kısa bir an için cemaate baktı.

“Ey cemaat, siyam, bakan kişinin başkaları hakkında zandan ve hüküm vermekten kendini sakınması değil midir? Zira kim kendisine şahit olabildiği kadar başkalarına şahit olabilir? Hal böyle olunca kim zandan kurtulabilir? Hz. İsa ise kötü bir fiil işlerken gördüğü iki kişiye, akşam buluştuklarında bunu neden yaptıklarını sorduğunda, inkar etmeleri üzerine: ‘Ben sizi tasdik etmeyi, kendimi doğrulamaya tercih ederim’ demiştir. Ey Allah’ın aksa kıldığı mesccidler, ey Mescid-i Aksalar olan sizler, size haram olan mescide bakmak yerine, size uzak kılınmış mescidler hakkında zanda bulunup da, siyama muhalefet etmeyin.”

En arkalardan bir yerden “Allahu ekber” diye bağırıldığı duyuldu.

“Ramazan şehrinde savm ve siyam ile sakin olanlar için şehrin gecesi Kadir’dir.Böyle bir Ramazanın olduğu şehirde, böyle bir Kadir vardır ve kadrini bilirseniz böyle bir şehirde olmak, böyle olmayan bin şehre sahip olmaktan hayırlıdır.”

Mirza Şahruh, bu sözü herkesten çok anlamış gibi başını salladı. Samimi olduğundan kimsenin kuşkusu yoktu.Hoca Muhammed Pârisa cübbesini düzeltti.Gözlerini bir iki saniye kadar kapattıktan sonra, yarım aralayarak, latif bir şekilde konuşmaya devam etti.

Ahrar, Rafet Elçi (Sayfa 398)Ahrar, Rafet Elçi (Sayfa 398)
Mustafa Büyüksoy, bir alıntı ekledi.
13 May 21:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kentsel Dönüşüm ya da Tahta At Zihniyeti
Sizin atınızın temsili nedir? Sizin atınız hangi akla hizmettir? Bu başımıza gelen kaçıncı rezalettir? Yakın tarihimizi ve kültürümüzü ve edebiyatımızı ve sanatımızı ve imalatımızı ve siyasetimizi kemiren bu tahta at zihniyeti, bu elem verici zavallı görünüşüyle bizi daha ne kadar tahta nalları altında inletecektir? Gövdesinde barındırdığı yarım yamalak sahte savaşçılarıyla bizi daha ne kadar tehdit edecektir? Hiç utanmak yok mudur?

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay (Sayfa 163 - İletişim Yay.)Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay (Sayfa 163 - İletişim Yay.)

Xyz
” Evlilik, temsili marifetler ve göz boyayan ideallerle kurulan bir tuzaktır.”

G.Bernard Shaw