!!! DİKKAT !!! SPOİLER İÇERİR
Merhabalar, başlangıçtaki açıklayıcı-eleştirel kısmı oldukça faydalı bulduğumu söyleyebilirim. Okurken daha dikkatli ve alıcı gözle bakabilmemi sağladı.
Yıllar önce yazılsa da hâlâ hiçbir şeyin değişmediğinin ve aynı devam ettiğinin bir temsili gibi olmuş . Dük'ün uzaklaşmayla ne amaçladığını anlayabilsem de tek uygun çözümü bu muydu diye sormadan edemedim; sorumluluktan kaçmaktı benim açımdan. Çok da mantıklı gelmedi.
Angelo karakteri "sosyal medyada ahlak bekçiliği yapıp arkada her türlü işi çeviren" bir tip gibiydi. Gücü ona ver ve arkana yaslanıp gerisini izle...
Isabella'ya bakarsam durumu oldukça sıkıntılıydı. Kardeşinin hayatı ve kendi ilkeleri arasında sıkışıp kalması duygusaldı. Aşırı dindarlığı beni biraz sıksa da toplum yüzünden köşeye sıkışması çok canımı sıktı.
Claudio'nun başına gelenler de üzücüydü fakat beni asıl sinirlendiren, ölüm korkusuyla kız kardeşinden yardım isteyip tüm yükü onun üstüne yıkması sinirlendiriciydi. Yaşadığı strese ve korkuya hak verebildim ama ikiyüzlü bir davranış olarak gözüme gözüktü. Biraz omurgalı olaydın keşke...
Başlangıç olarak adalet, ahlak, merhamet kavramlarını yazar, bayağı önümüze çıkarmış gibiydi; güzel sorgulattı, düşündürdü. Bu açıdan oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. İnsanın içinde kalan gizli tarafları açısından da inceleyiciydi. Günümüz bakış açısıyla baktığımda, hâlâ çok da ilerleyemediğimizi net olarak söyleyebilirim. Bulunduğumuz yerden çok da öteye gidememişiz; ahlak açısından vaaz verilmekten başka ötesi de olmamış. Ayrıca ikinci yarıdaki Angelo'nun ikiyüzlülüğü gerçekten çok gerçekçiydi, çöküşünü izlemek tatmin ediciydi. Ama açıkçası finali biraz havada kaldı bence — Isabella'ya karşı yapılanların üzerinden öyle kolayca geçilmesi ve herkesin bir anda affedip evlenmeye
Kısasa KısasWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Yayınları · 20112,180 okunma
Daha önce çocuk yetiştirme, ebeveynlik üzerine birkaç okuma yapmış birini sıkacağını düşündüğüm yüzeysellikte bir kitap. Üslubu bana kitap değil de konuşma metni gibi hissettirdi. Kısa sloganik cümleler, şakacılık-sululuk arasında gelgitler. Temas edilecek konu öncesi, örnek bir aile dialogu verilerek sonra metinde kimler hatalı, neler farklı yapılabilirdi gibi bir şablon izlenmiş. Dialoglar da ilkokul temsili gibi yapay ve fazla kurgusal. Bu tarz kitaplarda güya satır aralarında "bahsettiğimiz yöntemler her zaman uygulanamayabilir, bizler de anneyiz canım robot değiliz" minvalinde ayıp olmasın diyerek bir iki yerde geçen cümleler muhakkak olur. Yine de kitabın tamamında yüceltilen ideal tavır uygulanırsa bir sihirli değnek gibi herşeyi çözer, küsler barışır, ayrılanlar kavuşur. Azıcık kontrolü kaybeder, stratejik olmazsan da sırf ve yalnız bu yüzden olaylar tırmanır. Hayır efendim bazen ne yaparsan yap o olay tırmanır. Kitabın tonu o kadar özgüvenli ve hayatın sırrını bulmuş gibiydi ki haklılık payı olan kısımlar bile gözümü tırmaladı. Yine de kime hangi cümle iyi gelir bilinmez, incelemelerde epey iyi yorum da okudum benim tecrübemin aksine. Ama bence yazarın iki üç videosunu izleyerek kitaptaki malumatın daha fazlasına ulaşabilirsiniz.
ATSIZ
Her Çağın Masalı: Bozdoğan'la Sarı Yılan
.
@ötükençocuk tarafından çocuklara çol güçlü bir okuma . Çizgi roman tarzında bir anlatım ile düşünmelerini sağlayan bu hikayenin gerçekleri sert!
Kültürümüzün yegane kavramlarına değinen hikayede, yürekli olmanın asaleti, sözümüzün eri olmanın temsili ve saman altından su yürütenlerin değersizliği anlatılıyor.
Bozdoğan bunu ne güzel ifade etmiş:
" Yerde sürünmeye alışıksın. Düşmanlarını gizlice zehirlersin. Kuvvetlilerle çarpışmak İçin yüreğin yoktur. Menfaat için kıpırdarsın. Şeref için savaşmanın ne olduğunu bilmezsin. "
Ve son sözü her daim akıllarda:
" Sürünerek çıkmak yükselmek demek değildir. Sen yukarılara doğru çıksan bile yine alçaksın. Ben aşağıya düşerken bile yükseğim. Sen yılan gibi yükseldin. Ben Doğan gibi düşüyorum. "
Çocuklara ahlaki değerlerin zor fakat asıl önemli şey olduğunu, menfaat uğruna kendilerini değersizleştirmemelerini anlatan #atsız
Selçuk Ören çizimleriyle görsel bir şölene dönüşmüş. Hepimize çok şey katacak #herçağınmasalı:bozdoğanlasarıyılan tavsiyemdir miniklere. Keyifle.
#KitapYorum
#CenkKayakuş
#SonFiravun
#KanonYayınları
#Kitabaaşıkokumayasevdalı
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Kanon Yayınları'ndan çıkan, Cenk Kayakuş'a ait "SON FİRAVUN" isimli tarihi romanı tanıtmaya çalışacağım.
Cenk Kayakuş kitaplarını okumak bana göre ayrıcalık. Öncesinde "KAYIP KITA", "UÇUŞ 345" isimli eserlerini okumuş çok beğenmiştim. İçimden de gizliden diğer kitaplara talibim düşüncesi altın yaldızlı hazine notluğuna okunmak üzere eklemiştim bile. Hepsinde heyecan, gizem, merak, adrenalin, gerilim tavan. Elinizdeki kitaplar bittiğinde, ne okurum derdi sarmışsa, sıkılıp bunaldıysanız, arayıştaysanız eğer zulanuzda Cenk Kayakuş kitapları varsa çok şanslısınız, kurtardınız günü diyebilirim. Hani yemek sonrası en sevdiğiniz tatlıya sıra gelir ya!.. Tam da bu iştahla "SON FİRAVUN" a tutundum desem mübalağa etmiş olmam. Her sayfa heyecan, gizem, aksiyon, gerilim. Tüm duygularınız fişini elektrik prizine takmışcasına aydınlanıyor. Kendinize geliyorsunuz. Hani çok susarsınız su ılık gelir, o sıcakta bir işe yaramaz. Yavandan mideye yuvarlarsınız. Bu eser tüm dıyguların hakkını veren cinsten. Yani o soğuk suyla dirilişiniz bu kitapla kavilli. Cenk Kayakuş tarihsel olayları günümüze bağlamayı seven bir yazar. Okurun nabzını biliyor. Nokta atışlar hükmünde.
Hadi şimdi Mısır'a gidelim, kızgın çöllerde kahramanımız Hakan Geda neler yaşamış konuya ekmek bandıralım.
"SON FİRAVUN" Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethi, II. Dünya Savaşı ve günümüzü birleştiren gizemli bir hazine avını konu alan bir macera romanı. Topkapı Sarayı’ndaki "tılsımlı gömlekler" gibi somut tarihi ögeler ve Herihor hazinesi gibi arkeolojik mitler kurgunun omurgasını oluşturuyor. Temposu yüksek, kronolojik katmanlar arasında köprüler kuran, tarihsel gerçekliklerle kurguyu harmanlayan sürükleyici
Son FiravunCenk Kayakuş · Kanon Kitap · 202241 okunma
Semerkant etkileyici bir kitap. Aslında benim asıl zevk aldığım kısmı tarihteki gerçek bilgilerin kitapta gerçekten iyi şekilde kurgulanmış olması. Tabi gerçekle hiç alakası olmayan birçok olay da mevcut. Ama okudukça merak edip araştırdım ve bahsedilen kişiler ve olayların çoğunun gerçek olduğunu öğrendim. Bu gerçekler kurgu ile çok iyi bütünleşmiş. Ya da 11. Yüzyıldan bir anda 19. Yüzyıla geçiliyor kitabın ikinci bölümünde ve bunu yadırgamıyorsunuz. Çünkü iki dönem arasındaki bağlantı çok iyi işlenmiş.
Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk kitabın ilk kısmının ana karakterleri. Her birinin temsil ettiği şey farklı. Yani o dönem için devlet otoritesinin ve gücün temsili Nizamülmülk, bilim, akıl ve özgürlüğün temsili Ömer Hayyam ve muhalefetin, başkaldırının temsili de Hasan Sabbah. Bu üç karakterin hem dostluğu hem çatışması var kitapta. İkinci kısımda 19. Yüzyılın sonlarından başlayan hikaye ise bence ilk kısım kadar ilgi çekici değildi. O dönemde İran'ın çalkantılı yapısı güzel aktarılmış, bölgenin özgürlük isteğinin ve bunun için verdiği mücadelenin arka planı yansıtılmış. Sonra da 11. Yüzyıldan neden bir anda yaklaşık 800 yıl ileriye gidildiğini anlıyoruz. Çünkü yazar Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ı ile Titanic arasında ilişki kurmayı düşünmüş ve gerçekten iyi kurgulamış. Rubaiyat gerçek, Titanic gerçek ama yazmanın bu geminin batmasıyla beraber yok olması olayı kurgu. Tarihi romanları bu yüzden seviyorum.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Rousseau, İnsanın doğuştan özgür olduğunu ama toplumsal yaşamın getirdiği kurallarla her yerde zincire vurulduğunu söylüyor. Bu esaret zincirini kırmanın tek yolunu da ortak çıkarları ve adaleti temsil eden "Genel İrade" kavramıyla açıklıyor. Ona göre meşru bir devlette yasalar, çoğunluğun anlık isteklerine göre değil, toplumun tamamının iyiliğini hedefleyen bu ortak akla göre yapılmalı. Yani birey, bizzat kendisinin de parçası olduğu bu genel iradeye itaat ettiği sürece aslında yine kendi iradesine uymuş oluyor ve doğasındaki o özgürlüğü kaybetmiyor.
Ancak Rousseau'nun kafasındaki bu ideal sistem, bugün bizim bildiğimiz cumhuriyet yapısıyla fena halde çelişiyorr. Çünkü Rousseau, günümüz demokrasilerinin kalbi olan meclisleri ve temsili demokrasiyi tamamen reddediyor; halkın kendi iradesini vekillere devredemeyeceğini, yasaları doğrudan kendisinin yapması gerektiğini savunuyor. Üstelik gücün tek elde toplanmasını engelleyen güçler ayrılığı ilkesine de karşı çıkıyor. Egemenliğin bölünemez bir bütün olduğunu, yasama gücünün sadece halkta kalması gerektiğini ve hükümetin ise sadece halkın basit bir memuru olduğunu söyleyerek modern anayasal sistemlerin mantığına tamamen ters düşüyor.