Eğer hasta kibirli, gururlu, şüpheci, tahrik edici, sömüren, yabancılaşmış, yakınlıktan korkan, kendini aşağılayan, hor gören ya da bir insanın diğerleriyle ilişkisinde olabileceği çok sayıdaki diğer bozuk yollardan birini kullanan bir yapıya sahipse terapistle ilişkisinde de bu şekilde davranacaktır. Terapi saati ve terapistin sahnesi sosyal bir dünya haline gelecektir. Hastanın geçmişini almaya, kişilerarası ilişkisinin tanımlarını sormaya gerek yoktur; er ya da geç bütün trajik davranışsal yapı terapi ofisinde hasta ve terapistin gözleri önüne serilecektir.
Terapi sırasında illa o ağır ders kitabındakilere benzer bir şey sunmak zorunda değilsiniz. Kendinizi de işin içine katmalı, sizde neyin işe yaradığını, size neyin ilham verdiğini keşfetmelisiniz.
“Savunma kalkanlarımı indirmek, kendime karşı dürüst olmak ve kendimi bütün kusurlarımla, her şeyimle sevmeyi öğrenmek çok çaba gerektirdi. Terapi, kendi içime dönmek, hastalarımı ve çocuklarımı izlemek ve hepsinden bir şeyler öğrenmek.”
Elbette ölüm fikri korkutucu olabilir ama hep birlikte kafamızı kuma gömerek bu korkuları daha da şiddetlendirdiğimizden hiç şüphem yok. Her birimizin mutlaka deneyimleyeceği ölüm, yaşamayı kavrayış şeklimizde öne çıkmalıdır. Ölüm kaygısının insanları terapiye yönlendiren endişelerin çoğunun merkezinde olduğuna inanıyorum. Genellikle bu varoluşsal korku bilinçaltında gömülüdür ve kendini farklı şekillerde gösterir, çoğu zaman hayata tam anlamıyla katılma isteksizliği -çünkü insan gerçekten yaşamazsa kaybedecek gerçek bir hayatı olmaz!- ya da tam tersine serbest paraşüt gibi ölüme meydan okuyan hobiler ya da sürekli cinsel birleşme heyecanı arayışı aracılığıyla ölümlülükle alay etme çabaları buna örnek gösterilebilir. Hastalarımda ölüm kaygısıyla ilişkili bu eğilimlere çok sık rastladım ve birçoğunun bu korkularla baş edip onları alt etmelerine yardımcı oldum.