19. BÖLÜM
🌹 İnci 🌹
Annem bu dünyadan göçtüğünde, o sessiz günlerde, bana "öksüz" dediler. Oysa, hangi biri bilebilirdi ki, onların "öksüz" tanımlaması, benim hissettiğim o dipsiz boşluğun yanında ne kadar da sığ kaldığını. Babam öldüğünde ise "yetim” dediler. Ah, o kelime... Onlar, babam hayattayken bile, onun gölgesinde nasıl da yalnız kalabildiğimi, o yetimliğin tadını dudaklarımda nasıl da acı bir şerbet gibi hissettiğimi asla göremediler.
Anneannem... O benim annemdi, babamdı, her düştüğümde tutunduğum sığınağımdı. Varlığı, yıkılan dünyamı her seferinde sabırla, şefkatle yeniden inşa eden sihirli bir eldi.
Annemin gidişinden seneler sonra, gözlerim dolu dolu ona bakıp, "Ben öksüz müyüm şimdi anneanne?" diye sorduğumda, beni kucaklamıştı. "Ben varım ya İnci'm, benim olduğum yerde sana kimse 'öksüz' diyemez,” demişti.
Babamın ölüm haberinden seneler sonra ise "Peki şimdi... Şimdi gerçekten yetim mi oldum?" diye sızlandığımda, "Ben varken İnci'm, dünyada kimse seni yetim bırakamaz. Ben senin hem baban hem dağın olurum."
Şimdi... Şimdi ben ne olmuştum?
O kalkan, o sarsılmaz kale, o sessiz sığınak ellerimin arasından kayıp gitmişti. Dünya birdenbire kenarları bilenmiş, keskin ve ruhsuz bir kristale dönüşmüştü. Anneannemin ölümü... Bu, daha önceki hiçbir acıya benzemiyordu. Bu, toprağın ayaklarımın altından çekilmesi değil, gökyüzünün tüm ağırlığıyla üzerime çöküşüydü. Bu, temellerin kökünden sökülüp atılmasıydı.
**Şimdi ben neydim? Hangi kelime karşılayabilirdi bu kimsesizliğimi? Bu acı, ciğerlerime dolan, nefesimi kesen bir acıydı. Bu son kayıp, canımı öylesine derin bir yerden kanattı ki, tarif edilemez bir boşluğun tam kalbinde, kimsesizliğin o en ıssız noktasında, kainatın ortasında tek bir toz zerresi