Elden ele uzatalım
Milli Saraylar Kütüphanesi https://acikerisim.tbmm.gov.tr/xmlui/handle/11543/2112

Yazma Eserler Kurumu'nun transkripsiyon, tıpkıbasım ve yayınları http://www.ekitap.yek.gov.tr

Tebriz'den (İran) Hasan Bey Hadi'nin Turuz sitesinde taranmış halde binlerce kitap var.
Özellikle dil ve etimoloji alanında kolleksiyon çok zengin.
Sitede İran'da basılmış Türkçe kitaplar da yer alıyor.
Dil/etimoloji meraklıları için özellikle tavsiye: http://www.turuz.com

+Paha biçilmez bir fotoğraf arşivi:
Hollandalı tarihçi ve mimari uzmanı Machiel Kiel Balkanları dolaşıp Osmanlı eserlerini tek tek fotoğraflamış (50-60'lar).
Bu eserlerin bir kısmı bugün ya yok olmuş; ya da yok olmak üzere: http://www.nit-istanbul.org/kielarchive/index.php

Şu linkte hat sanatına ait kıymetli epey eser var (binden fazla):
Meraklısı için çok kıymetli bir arşiv
https://www.flickr.com/...s/72157648694272225/

Rusya'da Cedit hareketi kurucusu Gaspıralı İsmail Bey'in ünlü Tercüman gazetesinin tam koleksiyonu şu linkte:
http://kerimofftahir.blogspot.com/...maralar-endirin.html

Dünyanın en büyük harita kolleksiyonu:
Modern dönem haritalarına ilaveten; son 5 asra ait 67.000 civarında tarihî harita şu linkte: https://www.davidrumsey.com

ABD Kongre Kütüphanesi II. Abdülhamid'in fotoğraf arşivini dijital olarak yayınlamış. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarındaki Osmanlı coğrafyasından toplam 1823 fotoğraf/baskı şu linkte: http://www.loc.gov/...?st=grid&co=ahii

Osmanlı coğrafyasına ait fotoğrafların da yer aldığı çok kıymetli bir görsel kolleksiyon. Gertrude Bell arşivi:
NewCastle Üniversitesi kütüphanesindeki bu arşivde 19. yüzyıl sonu ila 20. yüzyıl başında çekilmiş binlerce fotoğraf yer alıyor.
http://gertrudebell.ncl.ac.uk/photos.php

Koç Üniversitesi kütüphanesinde bulunan 200'den fazla yazma eserin taranmış-dijital nüshası şu linkte: http://digitalcollections.library.ku.edu.tr/cdm/search/col

Berlin Devlet Üniversitesi'nin Orient Dijital projesi kapsamında taranmış 3441 Türkçe yazma şu linkte: http://orient-digital.staatsbibliothek-berlin.de/content/index.xml

Venedik devlet arşivlerinde bulunan toplam 2.022 #Osmanlı belgesinin tamamına internet üzerinden ulaşmak mümkün: http://www.archiviodistatovenezia.it/...one.htm?idColl=24121

Meraklısı için önemli bir dijital fotoğraf arşivi:
İstanbul'daki Bizans yapıları: http://digitalcollections.library.ku.edu.tr/...page/collection/BYGA

Arşiv:
2 milyondan çok fotoğrafın yer aldığı, konu, başlık ve bölgelere göre tarama yapılabilen çok önemli bir fotoğraf kolleksiyonu:
(Türkiye'yle de ilgili binlerce fotoğraf var) https://www.europeana.eu/...lections/photography

Prof. Mükrimin Halil Yinanç'ın kütüphanesi vârisleri tarafından Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'ne bağışlanmış (memleketi: Maraş'ın Elbistan kazası).
Mükrimin Halil Yinanç Kütüphanesi'ndeki taranmış kitaplara şu linkten online erişebilirsiniz:
http://kutuphane.ksu.edu.tr/yinanc.htm

Osmanlı devleti Brüksel elçiliği evrakı (1849-1914 dönemi).
Yaklaşık 5000 belge taranmış, online erişime açık: http://dighum.uantwerpen.be/ottomandiplomats/

Münih'teki Bayerische StaatsBibliothek adlı çok büyük kütüphane taranmış binlerce eseri online paylaşıma açmış.
19. asır öncesinde basılmış Türkiye/Osmanlı ile ilgili kitapların çoğu bu kütüphanede var, erişim şu linkte:
Konulara göre tarama imkânı mevcut
https://www.bsb-muenchen.de/en/

Meraklısına:
Duke Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki Osmanlıca 216 kitabı online okumak/incelemek ve indirmek mümkün: https://archive.org/...downloads&page=3

Kültür Bakanlığı'na bağlı toplam 100 halk kütüphanesindeki kitapların taranmış olanları online erişime açıldı:
Bu linkteki katalog üzerinden tarama yapmak mümkün. http://koha.ekutuphane.gov.tr/...opac-main.pl?deger=1

Project Gutenberg, dünyadaki en büyük ücretsiz online-kütüphanelerden biri:
Sol taraftaki menüden konulara ve yazarlara göre tarama yapılabiliyor.
Bu site üzerinden şu an itibariyle taranmış 54.000 civarında kitaba bedelsiz erişim mümkün. http://www.gutenberg.org

+Arşiv:
1930'larda Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Kadro dergisinin bütün sayıları taranmış olarak şu linkte:
("Kadro" dergisi, Kemalizm'in sol yorumu açısından önemli bir ekoldü.)
http://digitale-sammlungen.ulb.uni-bonn.de/...al/structure/3137049

İstanbul Belediyesi'ne bağlı olan Taksim Atatürk Kütüphanesi Türkiye'nin önemli kütüphanelerinden birisi.
Üye olmak şartıyla (ücretsiz) kütüphanenin sitesinden 40.000 kadar kitabı okumak/indirmek mümkün: http://ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/...kkitapligi/index.php

Martin Luther Üniversitesi (Almanya) kütüphanesinden dijital erişime açık olan Türkiye'yle ilgili kitaplar şu linkte:
http://menadoc.bibliothek.uni-halle.de/landau/nav/index/all

IRCICA'nın dijital Farabi kütüphanesinin sitesinden Osmanlı salnâmelerinin tamamına ücretsiz erişim mümkün: http://e-library.ircica.org

Hemen her konuda tarama yapabileceğiniz, her dilden binlerce yayının yer aldığı online kütüphane: http://gen.lib.rus.ec

İspanya Milli Kütüphanesi dijital koleksiyonunda 350 kadar Türkçe/Farsça/Arapça yazma varmış.
Kitaplar şu linkte: http://manuscripta.bibliotecas.csic.es/buscar

Princeton Üniversitesi'nin İslami Yazmalar Dijital Kütüphanesi: http://library.princeton.edu/projects/islamic/
Şu linkten konulara ve başlıklara göre tarama yapılıyor: https://catalog.princeton.edu/...local&PAGE=First

ozge, Mahalle Kahvesi'ni inceledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Etkinlik bolluğu yaşanan sitemizde #29391073 etkinliği kapsamında okuduğum ve itiraf etmeliyim ki beni Sait Faik öyküleri ile barıştıran bir kitap oldu. Daha önce okuduğum öykülerine bir türlü adapte olamamıştım. Ancak bu kitapta daha çok Sait Faik'in hayatından izler gördüm ve kendimle de özleştirebildim. Özellikle Uyuz hastalığı ardından hayal hikayesinde yazar hislerime tercüman olmuş. Hafta sonu Şevket Şahinbaş ve Ufuk Kıray 'ın sokak çocukları ile ilgili bir belgesel çalışmasının ön gösterimini izledim. Sokağın kanunlarında , güç yaşam koşullarında çocukluklarını yitiren ayakta kalma mücadelesi veren çocukların hikayesi beni çok etkiledi. En çok da kendilerini çok güzel ifade etmelerine şaşırdım. Belgeselin kahramanlarından biri olan Suriyeli Muhammet bir röportajında herkes önümüzden gelip geçiyor, bazen başımızı okşuyor, yemek veriyor ve sonra gidiyor. Kimse bizi kurtarmaya çalışmıyor diyordu. Sunum sonrasında iftar çadırı önündeki kuyrukta alım gücü olmasına rağmen sırada olan insanlardan yer kalmayıp kaçak giriş yolları arayan 3 minik dikkatimi çekti. Yanlarına gidince birinin belgeselde izlediğim Muhammet olduğunu gördüm , biraz sohbet etme fırsatım oldu. Güleç yüzü, muzip bakışı, kendini ifade tarzı, beni iftar yemeğine davet edecek kadar yüce gönüllü olması ile beni şok etti. Gerçi bende ne bekledim, nasıl bir ön yargım vardı bilemiyorum. İlk kez bir çocuk karşısında dondum kaldım. Ve röportajındaki insanlardan maalesef ki farklı davranamadım. Bu diyalogda yaşadığım duyguları usta uyuz olan ve sokakta yaşayan bir çocuk karşısında çok güzel anlatmış.Eğer yolunuz Taksim Meydandaki metro çıkışında yer alan simit sarayına yada gezi parkına düşerse belki siz de Muhammet ile sohbet etme şansı yakalarsınız. Aslında onların ön yargılardan sıyırılınca sadece çocuk olduklarını görebilirsiniz. Kitaptaki öykülerde Sait Faik'in hayal gücüne hayran kaldım. Bir sandalye, yoldan geçen hiç tanımadığı bir adam, bir gramofon onun elinde bambaşka bir hal alıp bir anda öykü kahramanına dönüşebiliyor. Aslında serseri bir yaşamı varmış gibi gözükse de inanılmaz duyarlı ve gözlem yeteneği güçlü bir insanmış ve tüm gelirlerini darüşşafaka'ya bağışlayacak kadar da yüce gönüllü. Bence değeri yeterince anlaşılamamış. Ben bile tam anlayamadım, bir kaç kitabını okuduktan sonra keşfedebildim. Artık Burgazada'ya gidip Sait Faik'in izlerini takip etmek farz oldu.

peaceful, bir alıntı ekledi.
24 May 11:26 · Kitabı okuyor

Bu çocuğun tavrı, yürüyüşü, sesi, iki göz arasındaki duruşu, sessizliği, bakışı, en önemsiz bir hali yalnızca bir tek fikre tercüman oluyor ve onu ifade ediyordu: "Korku."

Sefiller, Victor HugoSefiller, Victor Hugo
CEM AKDAG, Ne Demek İstanbul, Bebek Niye Bebek?'i inceledi.
24 May 09:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

107 sayfa Bazıları rivayet , bazıları beklenmedik yerden vuruyor ,bazılarına hadi canım diyorsunuz . Ancak eğlendirici ve ilginç bilgiler var.

kitaptan ilginç bir hikaye :AKINTIBURNU HİKAYESİ

İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi Tercüman ( 1982,s537-538.)

Akıntıburnu’nda yalı sahibi “zamanın zevk ve keyif ehli adamlarından biri dostlarına bir ziyafet verir. Bunların arasında İstanbul’un zarafet ve hoş sohbetleriyle tanınmış kimseleri, saz ve ses üstatları varmış.
İçmişler ,şarkılar, besteler, semailer ve peşrevler çalınmış, söylenmiş.
Ve bir zaman gelmiş ki bu alemi içlerine hava gibi sindirenler, yatak odalarına çekilmişler.
Misafirlerden Aşir isminde birinin yattığı oda deniz üstündeymiş. Aşir yatağa girip başını yastığa koymuş, gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlarken bir se:
-Aşir !
Diye gürlemiş. Cevap vermiş:
-Buyur!
-Yat !
-Başüsütüne efendim !?
Emre itaat etmiş, başını yastığa koyup hafif hafif kestirmeye başlamış, yarım saat sonra aynı ses bu sefer daha yüksek perdeden haykırmış:
-Aşir !
Adamcağız fırlamış, korkak ve şaşkın:
-Emret, bir şey mi istiyorsun? Demiş.
-Yat!
-Peki efendim !
Zavallı bütün geceyi böyle geçirmiş.
Yarım saatte bir kalkmış yatmış, uyumuş uyanmış!
Sabahleyin misafirler kalkmış, yeni baştan hazırlanan sofranın başına geçmişler. Misafirlerin yüzünde rahat geçen bir gecenin izleri belirlendiği halde Hafız Aşir’in yüzünün harap olduğunu gören ev sahibi sormuş.
-Geceleyin rahatsız mı oldunuz ? Uyku mu tutmadı ?
Aşir, akşam işittiği sesleri ,ikide bir isminin çağrıldığını ve bu yüzden hacıyatmaz gibi yatıp kalkarak sabahladığını anlattıktan sonra:
-Bunu yapan kimse, doğrusu yaman adammış der... Uykusuz kaldım ama ,bu hodbinlik benim hoşuma gitti.

Ev sahibi kahkahayı basmış:
-Yanılıyorsunuz, demiş. Mesele büsbütün bambaşka. Malum ya burası Akıntıburnu, kayıkçılar akıntıyı kürekle geçemezler, kıtadaki yedekçiler kayıklardan atılan palamarları omuzlarına vurup kayıkları çekerler. Bizim yalının önü aşağı taraf gibi serbest değildir. Direkler vardır Tam buraya gelince yedek palamarını direkten aşırtmadan sandalı çekmek, yedeklemek mümkün değildir. Bunu bilen kayıkçı “aşır” diye bağırır. Yat emrine gelince ,onun manası şudur: “Yedek çekmeğe yat!” Bütün mesele , isminizin “Aşir “ olmasında ,yoksa bu işte muziplik filan yok.”

sssulemmm, İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
 23 May 15:44 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hepimiz çoğu zaman bu kaçamak yolu tercih etmişizdir. Ama bize gerçekten kötülük yaptıran içimizdeki şeytan mıydı yoksa bizim bir türlü engel olamadığımız tembelliğimiz , nefsimiz veya acizliğimiz miydi? Bunu çok güzel bir şekilde gözler önüne seren Sabahattin Ali içimi okşayayacak , ısıtacak ve duygularıma tercüman olacak yazımıyla yine beni etkiledi. Bir yerinde “ Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazan bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek
kadar seviyorum, bazan da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu
nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim
oluyor ki, etrafımda küçük bir
hareket, en hafif bir ses bile
istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle
değişilmesi mümkün olmayan
muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor... Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu
beynimde geçen şeyleri teker teker,
uzun uzun anlatacak birini. O zaman
ne kadar hazin bir hal aldığımı
tasavvur edemezsiniz. “ demiş Sabahattin Ali.

Elfida., bir alıntı ekledi.
 23 May 13:39 · Kitabı okuyor

Pessoa. Seni seviyorum.
Bugün size bu satırları duygusal bir ihtiyaçtan ötürü, sizinle karşılıklı konuşabilmek için yanıp tutuştuğum için yazıyorum. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, söyleyecek hiçbir şeyim yok. Dipsiz bir bunalımdayım bugün - hepsi bu. Sözlerimin saçmalığı halime tercüman olsun.
Asla bir geleceğe sahip olmamış olduğum günlerden birindeyim. Karşımda yalnızca, bir sıkıntı duvarıyla kuşatılmış, taş kesilmiş bir şimdi var. Irmağın karşı kıyısı, karşıda bulunduğuna göre, asla bu taraftaki kıyı değil; çektiğim acıların tek nedeni de bu. Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette, ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok. Üstünden çok zaman geçti bunların, ama benim hüznüm hepsinden eski.
Ruhum bu haldeyken, hayatın hırpaladığı dertli bir çocuk olduğumu bedenimin tüm bilinciyle hissediyorum. Bir köşeye atılmışım, oyunlar oynayan başka çocukların seslerini duyuyorum. Dalga geçer gibi verdikleri kırık, teneke oyuncağı sımsıkı kavrıyorum. Bugün, 14 Mayıs, saat akşam dokuzu on geçe, hayatımın bütün tadı, bütün değeri işte bundan ibaret.
Tutsaklığımın sessiz pencelerelerinden gördüğüm bahçede bütün salıncaklar dalların üzerinden aşırtılmış, şimdi öylece sarkıyor; en tepeye dolanmışlar; yani, firar ettiğimi düşleyecek olsam, zamanı aşmak için güvenebileceğim salıncaklarım bile yok.
Şu an, edebiyatı bir kenara bırakacak olursak, ruh halim aşağı yukarı böyle. Denizci'deki karakterlerden biri gibiyim, gözlerim ağlamayı düşünmekten yanıyor. Hayat fısır fısır, yudum yudum, dura dura canımı yakıyor. Tüm bunlar, cildi şimdiden dağılmaya yüz tutmuş bir kitaba küçücük harflerle basılmış.

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 17 - Can Sanat Yayınları - 18. basım: Mart 2017, İstanbul - Çeviri: Saadet Özen)Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 17 - Can Sanat Yayınları - 18. basım: Mart 2017, İstanbul - Çeviri: Saadet Özen)
Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
23 May 11:37 · İnceledi

Akıllı olan kimse, en faziletli ve en hayırlı olan şey ne ise kendi için onu seçer. Siz İslam dininin fazilet ve yüksek kıymetini kavradığınız halde niçin Müslüman olmadınız? Ne mani vardı?

Hıristiyanlığa Reddiye, Abdullah Tercüman (Sayfa 43)Hıristiyanlığa Reddiye, Abdullah Tercüman (Sayfa 43)

Hocası piskoposun gizli tavsiyesi üzerine İtalya’dan Tunus’a giderek kendi isteğiyle Müslüman olan bir İspanyol papazının eski dinine içeriden eleştirileri. Eserin teyp kaseti şeklinde bir gazete tarafından dağıtıldığını da hatırlıyorum. Kitabın kağıdının pembe olması da bir başka ilginç yönü.

Li-3, Bu Diyar Baştan Başa'yı inceledi.
 21 May 22:21 · Kitabı okudu · 102 günde · Beğendi

Gecikmeli bir inceleme-yorumlama

Bu kitabı okumam yaklaşık iki ayımı aldı. Neden derseniz, Yaşar Kemal okurken sayfaların bitmesini istemiyorum. Bitince bir yandan hafif bir burukluk yaşıyorum.
Bu kitapta da aynısı oldu. Olabildiğince uzattım ama derler ya her güzel şeyin de bir sonu vardır. Amenna. Şimdi kitap ile ilgili izlenimlerimi paylaşacağım.

Bir yazar düşünün ki; köylü ile birlikte haklarını aramak için kol kola yürümüş, düşünce suçlularının tahliyesi istemiş, haklarını savunmuş ve ara buluculuk yapmış (Hayata dönüş operasyonu ve öncesindeki açlık grevi), Anadoluyu gezerken denk geldiği orman yangınını engellemek için kürek sallamış...

Bu yazarın bir destanıdır bu kitap. Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Anadolu'yu gezmesi ve halk ile ropörtaj yapması için görevlendirilen gazeteci-yazar
Yaşar Kemal, kitabın adı gibi bu diyarı baştan başa dolaşmış. Neler görmemiş ki? Bunların bazılarını anlatıp geri kalanını sizlere bırakmak istiyorum.

Kitabın bazı bölümlerini okurken, özellikle kaçakçılar arasında geçen günlerini anlattığı kısımda, sanki "İnce Memed" okuyormuş gibi hissettim. Çünkü Yaşar Kemal, kaçakçıların arasına giriyor ve Adanalı Hasan olarak nam salıyor. Hem de ne nam! Ünü Antep Maraş yöresinde kendinden önce geliyor. Herkesin dilinde bir "Adanalı Hasan"!

Bu görevde mal kaçırıyor, çatışmada kalıyor ölüm tehlikesi atlatıyor. Sebebi ne peki? Kaçakçıları gözlemlemek ve sorunlarını öğrenmek. Neden kaçakçılık yapar diye düşünüyor. Sonra bakıyor ki bu coğrafyada başka geçim kaynağı neredeyse yok.
Memleketin doğusu batısı bir derler ya lafta, o öyle değilmiş işte. Sene 1953.

Karadeniz'deki iş göçü ve yolda yaşanan hadiseler ne yürek parçalar aman Allahım! Tıkış tıkış insanların günlerce bir göz kamarada, hangarda seyahat etmesi ne demektir?

Doğudaki kangren gibi yayılan cehalete ne demeli? Radyo yüzünden kafir ilan edilen bir kahvecinin sitemine tercüman olmuş Yaşar Kemal. Çocukları okula göndermeyen, gönderenleri din düşmanlığı ile isnat eden bir zihniyet!

Yaşar Kemal buradaki şeyhler ile tanışmak için kılıktan kılığa girmiş ağızlarından cımbızla laf almış. Yeri gelmiş hakarete uğramış yeri gelmiş kovulmuş ama asla pes etmemiş. Kılık değiştirip esans satıcısı bile olmuş.

Evi olmayan mağarada yaşayan, suyu olmayan insanlara misafir olmuş. Bir anısı ne yürek burkar;

Köyde su için sondaj açmışlar. Su çıkınca köylü bir hafta boyunca suyu izlemiş sevinçle. Bir ay sonra geldiğinde hala suyu izleyenleri görmüş Yaşar Kemal. Memleketin halini varın siz düşünün!

Ege ve Akdeniz bölgesinde talan edilen rant sağlanan ormanları anlatmış. Köylülerin çaresizlikten ormanda tarla açması ve toprağı yok etmesi! Okurken insanın içi cız ediyor resmen. Daha neler anlatayım efendim? Ne anlatsam kifayetsiz. Okuyup görmek lazım.

Velhasıl, Yaşar Kemal gezdiği her yerde insanların sorunlarını yazılarına taşımış, onların dertlerini kendine dert edinip çözüm aramıştır. Öneriler sunmuştur. Bu yazıları ile gazetede büyük ses getirmiştir. Daha sonrası ise malum. Devlet tarafından daha fazla baskı daha fazla sansür.

Yaşar Kemal'i anlamak için okunması gereken bir kitaptır bence. Onun edebi yönünden ziyade insani yönünü görmek isteyenler buyursun efendim. Keyifli okumalar.

Kitapta geçen bazı yörelerden parçalar ekledim :)

https://youtu.be/0l7QvuvSjVY
https://youtu.be/kGEyhPiXoDg
https://youtu.be/oGcfXurWWIQ
https://youtu.be/ijhnWobsTms
https://youtu.be/XmvtVTmynmA

Sonbahar Yaprağı, Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç'ı inceledi.
 15 May 20:50 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

10 puan veriyorum on on on yıldızlı bir 10 puan! :)

Kitabı henüz bitirmiş olmanın tesiriyle olabilir lakin kitabın hak ettiği bir puan olduğunu düşünüyorum.

Beni çok güldüren romanlardan birisiydi.
Belki de en çok güldüren roman olarak ilk sıraya yerleşmiş bile olabilir.

Yalnız tek meziyeti bu değildi tabii ki.
Bunun yanı sıra cümlelerdeki ahenk ve eski kelimelerin varlığı, bağlantıların muhteşemliği ve akıcılığı "İşte bu!" dedirten cinstendi.

Çoğu insan sevmez böyle cümleleri, anlayamamaktan dem vurur ama ben bu ifadelerde kendimi buluyorum.
Bazen diyorum ki bu zamanlarda değil de o zamanlarda yaşamalıymışım.
Öyle özlem duyuyorum ki yaşanan o dönemlere.
O özlemim bu romanla bir kat belki on kat daha artmış olabilir.

Kitapla ilgili alıntı paylaşma imkanım olmadı. Bağlantılı cümleler olduğu için de pek mümkün değildi ama paylaşma imkanım olsaydı eminim ki çok mutlu olacağım tekrar tekrar okumak isteyeceğim cümlelerden müteşekkil bir paylaşım olacaktı.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın diğer romanlarını da sıraya koyarak hemen bir sipariş geçmeyi planlarımın arasına almış bulunmaktayım.

Yine geç tanıştığıma hayıflandığım yazarlardan birisi oldu kendisi ama erken kaybetmeyeceğime eminim.

Acele bir inceleme fakat az da olsa duygularıma tercüman olduğu için mutluyum.

Son olarak diyorum ki okuyunuz efendim okuyunuz ve sizi böyle bir romanla tanıştırdığım için bana şükranlarınızı iletiniz! :)